Yıl:6   Sayı: 64   Fiyatı: 6.5 YTL



  

Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanma vesikası olarak ortaya çıkan Sevr Anlaşması, aslında Anadolu coğrafyasından Türklerin sürgün edilmesi olarak tanımlanabilecek Şark Meselesi’nin vücuda getirdiği bir plândı. Osmanlı’nın aşama aşama yıkılması sürecine son darbeyi indirmek için hazırlanan bu plân, Batı’nın hiç de öngörmediği, Türkiye Cumhuriyeti’nin Anadolu topraklarında Millî Mücadele neticesinde tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik ilkeleri üzerine kurulmasıyla akamete uğradı. Fakat geçen zaman zarfında yaşanan gelişmeler, Türkiye Cumhuriyeti’nin stratejik önemi giderek artan bu coğrafyada varlığını sürdürmesinden husûle gelen hazımsızlıkların Batı’da had safhaya ulaştığını bizlere göstermektedir. Türkiye’deki iliştirilmiş aydınlar tarafından “paranoya” olarak nitelendirilen Sevr’in yürürlükte olmadığına dair hiçbir emare bulunmadığı gibi, aksine onun gâyesine hizmet eden plânların kademeli olarak devreye sokulduğuna şahit oluyoruz. Üstelik bu yeni dönemde AB’ye uyum yasaları marifetiyle ulusal egemenliği ve tam bağımsızlığı epriyen Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği, Sevr’in yurt vaat ettiği halkların dışında, ihdas edilmeye çalışılan yeni azınlıklar yoluyla da tehdit edilmeye çalışılmaktadır. Sevr ile Anadolu’da bir Ermeni ve Pontus yurdu kurmaya çalışan Batı’nın, sözde Ermeni soykırım iddialarına verdiği desteğin arkasında gerçekleştirilemeyen plânlarını devam ettirme histerisinin ve Türkiye Cumhuriyeti’ne duyulan nefretin yattığını bu bağlamda söylemek mümkündür. Konuyla alâkalı alâkasız birçok Batı’lı ülkenin sözde Ermeni soykırımı iddialarını destekleyen parlamento kararları alması, AB’nin Türkiye’nin üyelik müzakerelerini bir baskı aracı olarak kullanmaya çalışması, bu iddiayı destekler mahiyetteki alâmetler olsa gerek.

Ehemmiyeti giderek artan bir coğrafyada güçlü ve vakur bir Türkiye, şu an ne ABD’nin, ne AB’nin ve ne de küresel sermayenin hesaplarıyla örtüşmektedir. Bunun temini için de ekonomik ve siyasî operasyonların yanı sıra soykırım gibi bir insanlık suçuyla Türkiye’yi muhatap edip, uluslararası toplum nazarında zelil ve mahkûm ettirmeye çalışmaktadırlar.

 
  

   
   


        
Geçmiş Sayılarda Yayınlanan bazı yazıların tam metinleri
Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin PAZARCI ile Söyleşi
İstediğiniz Şerhi Düşün, Uyum Protokolü’nün İmzalanması; “Kıbrıs Cumhuriyeti” Adı Altında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni Tanımak Anlamına Gelir
Irak Türkmen Cephesi (ITC) Türkiye Temsilcisi Ahmet Muratlı ile Irak Seçimleri ve Yaşanan Gelişmeler Üzerine Söyleşi
Kerkük, Savaş Ganimeti Gibi
Kürtlere Sunulmaktadır
Seksen Yıllık Cumhuriyet'in
Kimlik Meselesi...

Prof. Dr. E. Semih YALÇIN
Prof. Dr. Sina AKŞİN ile Söyleşi
Türkiye Bağımsızlığını Yitirmiş Durumda
Büyük Ortadoğu ve Kafkasya
Prof. Dr. Anıl Çeçen
2023 e-mail grubuna üye olmak için;
Yukarıdaki Form kutusuna mail adresinizi yazıp,
Üye Ol butonuna basınız...




  



Sözde Süryânî Soykırımının Ayak Sesleri

Prof. Dr. Mehmet ÇELİK

Türkiye, Ermeni soykırımı iddialarıyla, ilk defa ciddî bir şekilde 1970’li yılların başında karşı karşıya geldi. 1970’li yıllara kadar Türkiye, Ermeni diasporasının yazıp çizdiklerini ve bu konudaki faaliyetlerini âdeta görmezden geldi. Kendi kamuoyu konudan haberdar olmadığı gibi, akademik çevreleri de yüzeysel düzeyde dahi sağlıklı bilgi birikimine sâhip değildi.

   



Soykırım Teslisi
-Ermeniler’den Sonra Rum/Pontus ve
Süryânî/Nasturî Soykırım Söylemleri-


Ali Rıza BAYZAN

Uluslararası ilişkiler açısından soykırım söylemi, stratejik ve politik bir güç oyunu olarak tanımlanabilir. Son yıllarda Türkiye’ye yönelik uluslararası tehditlerden birisinin soykırım söylemleri olduğu gözlemlenmektedir.
Ermeni soykırım söylemi Türk kamuoyunca yakînen bilinmekle birlikte; Türkiye şimdi de Rum/Pontus ve Süryânî/Nasturî cephesinin soykırım söylemleri ile de karşı karşıyadır. Biz bu makalede Rum/Pontus ve Süryânî/Nasturî cephesinin soykırım söylemlerini ele alacağız.

   



Lozan Barış Antlaşması’nda Azınlıklar Meselesi

Prof. Dr. E. Semih YALÇIN

Osmanlı Devleti bünyesinde yaşayan gayrimüslimler, II. Mehmet döneminde şekillenmeye başlayan ve idarî bakımından kendine has özellikleri olan “Millet Sistemi” içinde değerlendirilmiştir. Osmanlı iç siyasetini şekillendiren şerîî ve örfî hukuk sistemiyle, gayrimüslimlerin, idarî ve hukukî statüleri “zimmet” kurumu ile garanti altına alınmıştır.1 Millet sistemi dâhilinde oluşturulan bu statü ile her dinî gruba en yüksek seviyedeki din adamları vâsıtasıyla temsil edilme ve kendi topluluklarını yönetme hakkı tanınmıştır.
   



Dogmatik Yunan Paranoyası “Anadolu’da Rum Soykırımı”

Dr. Salim GÖKÇEN

Günümüzde, Batılı bazı bilim adamları ve araştırma merkezleri, Türkiye’ye yönelik bilinçaltında veya görünürde yer alan arzularını gerçekleştirmek isteyen güç odaklarının menfaatleri doğrultusunda yaptıkları çalışmalarda, sözde “soykırımı” iddialarını işlemektedirler. İlkel ve şovenist bir düşüncenin mahsulü olan bu girişimler ve faaliyetlerde maalesef Yunanistan’ın en ön sıralarda yer aldığı görülmektedir.

   



Yrd. Doç. Dr. Şenol KANTARCI ile Söyleşi

Ermenistan ile Diplomatik İlişki Kurmanın Bazı Şartları Vardır

2023- 1915’de geçen olayları ve Osmanlı İmparatorluğu’nun o dönemdeki konumunu kısaca anlatır mısınız?

Ş. KANTARCI:
Söyleşi, Ermeni sorunu üzerine olduğundan, “1915 olayları” diye sorduğunuz zaman, ilk akla gelen de elbette ki Ermeni sorunu konusu oluyor. Ermeni sorunu denildiği zaman da olayı 1915’le sınırlandırmanın yanlışlığı ortaya çıkıyor. Zira, sorunun ortaya çıkışı 1915’in çok öncesindedir.

   



Osmanlı Azınlıkları ve Yabancı Tüccarlar: 
Çatışan Zihniyetler ve Çelişkili Uygulamalarda Ticarî Fayda


Dr. Şennur ŞENEL

Fernand Braudel, uygarlığı bir süreklilik olarak tanımlarken mekânları, toplumları, ortak zihniyetleri ve ekonomileri uygarlığın bir boyutu olarak ele alır ve kabul eder. Her toplum, her uygarlık, ekonomik, teknolojik ve nüfusa ilişkin verilere bağımlıdır. Maddî ve biyolojik şartlar, uygarlıkların kaderi üzerinde nihayetsiz bir şekilde ağırlık yapmaktadır. İnsan sayısının artması veya azalması, fizikî sağlık veya bozulma, ekonomik veya teknik alanda atılım veya daralma, hem kültürel, hem de toplumsal yapı üzerine yansırlar.1

   



Doğu - Güneydoğu ve Kimlik Yapısı-II 

Prof. Dr. Orhan TÜRKDOĞAN

Bir önceki yazımızda belirttiğimiz gibi ülkemiz kültür tarihinde, Siyasal Kürtçülerin Zaza grupları ile kendilerini özdeşleştirmeleri; dil ve aidiyet duygularını (community feeling) dışlayarak bir benzeşime yönelmeleri; bilimsel bir yaklaşım değildir. Tamamen propaganda yüklü bir oluşumun yansımasıdır. Güneydoğu yöremizin Zaza kuşağı, günümüzde, antropolojik-etnolojik ve lengüistik nitelikleriyle kimliğini sürdürmektedir.
   



Küresel Isınma

Jeffrey KLUGER

Kimse bir gezegenin hastalanmasının neye benzediğini tam olarak söyleyemez, fakat bu muhtemelen dünyanın mevcut durumuna benzeyen bir şeydir. Tamamlanması birkaç on yılı bulacak “ağır çekim bir âcil durum” olarak küresel ısınma hakkında bugüne kadar duyduklarınızı bir kenara bırakın, çünkü âniden ve beklenmedik şekilde kriz kapımızda.

   



İran’da İç Gerginliğe Yol Açan
Karikatür Krizinin Perde Arkası 


Prof. Dr. Esat ARSLAN


Türkiye’nin, hemen yanı başındaki uzak ülke İran ile ilişkilerinin, Türk dış politikasının en tartışmalı konuları arasında olduğu bilinen bir gerçektir. Zaman zaman gündeme geldiğinde 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması’ndan bu yana ilişkilerimizin düzgün bir düzlemde cereyan ettiği söylemlerine karşın, acaba İran ile ilişkilerimiz gerçekten sağlıklı temellere oturtulmuş mudur, yoksa çerçevesi tam olarak belirlenemediği ya da belirlenmiş sorunların çözümlerinden kaçınıldığı için, dondurulma cihetine mi gidilmiştir?

 
 

Son Güncelleme Tarihi: 15.AĞUSTOS.2006
Bu Site 2023 Dergisi Tarafından Hazırlanmıştır
Webmaster: Davut Merzifonluoğlu