İslâm, Terör ve Türkiye Üzerinden Stratejilerin Bilek Güreşi

Prof. Dr. Özcan YENİÇERİ


Giriş

Soğuk savaş sonrasında küresel güç, Merkezî Asya ve Ortadoğu’nun küresel sisteme entegrasyonunun önünde iki önemli engel görmekteydi. Bu engellerden birincisi terör iken, ikinci de çağ dışı kalmış rejimler ve millî yapılardı.

11 Eylül’de ikiz kulelere yönelik yapılan saldırıların sonrasında ise küresel odaklar, terör ile İslâm’ı özdeş kullanmaya başlamışlardır. Ünlü Yahudi tarihçi Bernard Lewis; “Terörün nedeni Müslümanlar değildir. Terörün nedeni İslâm dinidir. İslâm dini yapısal olarak teröre uygun bir dindir!” derken giderek yayılan ve İslâm’a/Müslümanlara yönelik bir öfkeye dönüşen algıyı şekillendirmiştir. “Terörizm, Müslüman ülkelerin başvurmaktan vazgeçemeyecekleri bir dış politika enstrümanı”dır da diyen Bernard Lewis göre; “İslâm yapısal olarak kuralsız şiddetin -yâni terörün- bir parçasıdır”. Terörün kaynağının Müslümanlar değil, bizzat İslâm’ın kendisi olduğunu iddia eden bu çarpık bakış açısının neticesinde Batı’da terör İslâm kavramıyla birlikte zikredilir hale gelmiştir.

Bernard Lewis, Die Welt gazetesine şunları söylemişti: “Avrupalılar geç evleniyor ve yeterli çocukları olmuyor. Hâlbuki büyük bir göç söz konusu: Almanya’da Türkler, Fransa’da Araplar, İngiltere’de Pakistanlılar var. Onlar erken evlenip çok çocuk yapıyor. Bu gidişle, nihayet 21’inci yüzyılın sonunda Avrupa nüfusunda Müslümanlar çoğunlukta olacak”. Keza Vatikanlı Rahip Gheddo: “Avrupalılar arasında düşük doğum oranları ve Avrupa’ya gelen çok sayıda Müslüman göçmen nedeniyle, bu kıtada birkaç nesil içinde İslâm’ın egemenliğinin mümkün olabileceğini” söyleyerek, bu durumun ciddîye alınmasını ister.

Bu bağlamda başta ABD merkezli düşünce kuruluşları olmak üzere Batı’da İslâm’ın geleceğine ve terörle mücadeleye yönelik olarak yapılan tartışma ve çalışmaların haddi hesabı yoktur. Bunlardan yalnızca birisinde yapılan tartışmalar bile maksadın ne olduğunu ortaya koymaya yeterli olacaktır. Örneğin 2001 yılında Olivier Roy, Graham Fuller, Ervand Abrahaminyan, Ian Lesser ve Mansur Hikmet’in katılımıyla bir yuvarlak masa tartışması yapılmıştır. Bu tartışma sırasında Mansur Hikmet şunları söylüyor: Benim düşünceme göre İran’da İslâm Cumhuriyeti’nin yıkılışıyla birlikte İslâmcı hareketin Ortadoğu’da ve uluslararası alanda soluğu kesilecek. (…) İslâm Cumhuriyeti’nin yenilgisi İran’da gerici İslâmcı düşüncenin temellerine dokunacak ve onu sâdece itibardan düşürmekle kalmayacak aynı zamanda dünya kamuoyunda kınayacak olan muazzam bir kitlesel seküler yükseliş çerçevesinde gerçekleşecektir. (…) İran’da politik İslâm’ın yenilgisi İran sınırlarında sona ermeyecektir. İslâm karşıtı bir zafer olacaktır. (…) Sonunda bölgenin İslâm’ı geriye iteceği ve modası geçmiş bir görüngüye dönüştüreceği bir zaman gelecektir. İnsanların seyretmesi, araştırma yapması ve hatta izlemesi için hâlâ var olacaksa da, pratikte insanların yaşamının herhangi bir kesiminde yer almayacaktır. (…) Ortadoğu’nun İslâmcılığında ölümsüz hiçbir şey yoktur. İlerici hareketler İslâmcılık sayfasını kapatabilirler. İslâm’ın İran’ını ortadan kaldırma zamanı çok yakında gelebilir. (…) Bana göre terörizm bölgede politik İslâm’ın varlığını korumak için kullanılan araçlardan biridir. İnsanlığın İslâm üzerindeki zaferinden sonra bölgede İslâmcı terörizme karşı savaş birkaç yıl daha sürecektir. İslâmcı terör gruplarını temizlemek ise daha fazla zaman gerektirecektir.”1


Büyük Strateji

Tartışmaların özünü teşkil eden; İslâmcı hareketin soluğunun kesilmesi, İslâm karşıtı zafer, sekülerliğin yükselmesi, İslâmcılığın ölümlülüğü, insanlığın İslâm üzerindeki zaferi gibi ifâdelerin hangi anlama geldiği açıktır. Burada siyasal İslâm’ın hedef alındığı görüntüsü verilerek doğrudan İslâm dini hedefe konulmaktadır. Sonuçta “İslâm karşıtı zafer”den söz edilmektedir.


|Devamı 2023 Dergisi'nde|                                                                             |Abone olmak için tıklayınız|
   


Son Güncelleme Tarihi: 15.AĞUSTOS.2012
Bu Site 2023 Dergisi Tarafından Hazırlanmıştır
Webmaster: Davut Merzifonluoğlu