Türk Kültüründe Cemaatleşme ve Toplumsal Boyutları

Prof. Dr. Orhan TÜRKDOĞAN


Giriş

Batı sosyolojisinde “cemaat” ve “cemiyet” kavram çifti ilk kez Ferdinant Tönnies tarafından ele alınmıştır. Tönnies, ilk varlık alanı olarak cemaat, ikinci olarak da cemiyet kavram çiftini ileri sürmüştür. Cemaat aslî unsurdur. İnsanlar cemaat sisteminde kan veya yakın akrabalık bağlarıyla birbirlerine bağlıdırlar, bir aile gibidirler. Aralarında yüz yüze temas, dayanışma ve içten ilişkiler bağı vardır. Bu nedenle, cemaat yapay değil, tamamen doğal ilişkiler düzenidir. Gerçek anlamda prima-mobiladır. Cemiyet, insanlar arası ilişkiler düzeninin ortadan kalktığı, her şeyin çıkara dayandığı tamamen yapay bir topluluktur. Bu nedenle aslî kimliğini yitirmiştir. Cemiyet, gözleneceği üzere insanların iş-aş, eğitim ve benzeri rasyonel çıkarları için göçler yolu ile oluşturduğu yapay kuruluşlar, yığınlardır. Artık yüz yüze ilişkiler, kan bağlılıkları ortadan kalkmış, yerlerini maddî çıkar ve hesap-kitaplar almıştır. Bu nedenle, doğal ve aslî kimliklerini yitirmişlerdir.

Toplum sistemimizde cemaat; bir yanda dayanışma-birliktelik ve organik yaklaşımın simgesi iken, öte yanda dinsel norm ve değerleri dışlayan pozitivist laiklik anlayış karşısında, koruyucu kimliğini sürdüren vaziyet alışların oluşturduğu temel yapılaşmadır.

Çağın dinamiklerinden olan kentleşme ve kentlileşme süreci, her gün biraz daha insanları içine çekmekte, yüz yüze ilişkiler ve dostluk bağlarını dışlamakta, tamamen çıkar ve rasyonel hesaplaşmaların içine çekmektedir. Bu nedenle, insanlar mutsuz, sorunlu bir takım toplumsal depresyonlar içindedirler. İnsanların, “kutsal alandan” (Sacred Society), tamamen kutsallığını yitirmiş, “kutsal dışı” (Prophane Society) bir alan sürüklenmiş olması büyük oranda kimlik yırtılması ve kişilik yarılmalarına da yol açmaktadır.

Bu dalgalanmalar, çıkar çarpışmaları, inanç taşıyıcı grupların birliktelik duygusunun yeniden doğmasına, çıkar ötesi dostluk-sevgi ve dayanışma bağlarının yeniden örgütlenmesine (informel) yol açacaktır. Bu nedenle, cemaatleşme sürecine dönüş, insanın yeniden doğuşu anlamında bir rönesans hareketidir. Kısacası, bir toplumsal süreç olarak cemaatleşme, kendine özgü kimliğini ve statüsünü-sanayileşme ve kentleşme süreçleri karşısında korumak durumundadır. Çünkü toplumsal çelişkiler sonucu bir tepki unsuru olarak meydana gelmiş, varlık alanı olan bir yapılaşmadır. Her varlık alanı gibi, cemaatleşmenin de kendine özgü emelleri, idealleri ve yükseliş prototipleri vardır. Bunlar tümüyle kutsallığın değişkenleridir. Çünkü her kutsallık bir varlık alanı olarak hareketlilik arar ve içinde yaşadığı toplumun istikrarı, düzeni ve yaşam standartları için mobilize olmaya çalışır. Bu nedenle, toplum düzenine yeni norm ve değerler sitemi kazandırmak cemaatleşme olgusunun ilk hareket ettirici amacıdır.

Günümüz Avrupa Birliği, ABD ve İsrail’de gözlenen dinsel cemaatleşme değişkenleri de benzeri çizgileri izleyerek, birer kök paradigma olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Özellikle, ABD’de gözlediğimiz Evangelizm inanç sisteminin, Yahudi inanç düzeniyle birliktelik sağlaması aynı zamanda Büyük Ortadoğu Projesi’nin gündeme gelmesine yol açmıştır. Bu nedenle, Neoconlarıyla, Mason, Rotary Klüpleri ve Sionist fetişleriyle ABD-AB ve İsrail kendi kültür-inanç ve değerler düzeniyle birer “Mutlak Cemaatleşme” süreci içindedirler.

Türk toplumu, cemaatleşme olgusu karşısında, akılcı-düzenleyici ve bütünleştirici uyum mekanizmalarını gündeme taşımak zorundadır. Bu nedenle, cemaat olgusunun Püritan bir kimlik kazanması, toplumsal iyileştirme sürecine katkıda bulunması ve insanların beklentilerine tercüman olması ödenilmesi karşılıksız evrensel bir kutsallık alanıdır.


|Devamı 2023 Dergisi'nde|                                                                             |Abone olmak için tıklayınız|
   

 

Son Güncelleme Tarihi: 15.AĞUSTOS.2012
Bu Site 2023 Dergisi Tarafından Hazırlanmıştır
Webmaster: Davut Merzifonluoğlu