Yıl:6   Sayı: 66   Fiyatı: 6.5 YTL



  

Fransa Parlamentosu’nun aldığı “Ermeni Soykırımı Yok” demeyi suç sayan yasa tasarısı, Türkiye’nin AB macerasının encamına tüy dikmeye yönelik son hareket olabilir… Eğer Türkiye’deki politika üretme zafiyeti içindeki çevreler AB’yi hâlâ derman olarak sunmakta ısrar etmezler ve ezberlerini bozmamak adına AB ile başlayan ve onunla neticelenen retoriklerine devam etmezlerse… Türkiye, AB’nin sunduğu özel üyeliğe heveskârlığını berdevam ettirdikçe; Fransa’nın yaptığının fevkinde ahlâksız ithamlara ve saldırılara muhatap olacaktır. Türkiye’nin gerek coğrafyasının, gerek tarihinin, gerekse de insan ve tabiî kaynaklarının kendisine sağladığı onurlu yeri muhafazası; AB ile şu anda yürütülmeye çalışılan ilişkilerin yeniden gözden geçirmesine ve hiçbir zaman elde edilemeyecek olan AB’ye tam üyelik hülyasından vazgeçmesine bağlıdır. AB’nin yetkilileri ve önde gelen ülkelerin liderleri tarafından telaffuz edilen, Türkiye’nin AB’de yerinin olmadığı gerçeğini algılamakta direnmek; AB’yi hazmedilebilir bir Türkiye cihetine sevk etmektedir. Türkiye’nin etnik ve dinî alt kimliklere ayrıştırılması yoluyla zayıflatılmasından, Ermeni soykırımı iddialarına uluslararası bir mahiyet kazandırılmasına yönelik girişimlere kadar varan birbirini tamamlayıcı gelişmeler, Türkiye’nin AB açısından hazmedilecek ebada indirilmesini temine yöneliktir. AB’nin çekindiği onurlu Türkiye’dir. 20-25 sene sürecek müzâkere sürecinde Türkiye’nin pelte kıvamına getirilmesi, AB’nin endişelerini ortadan kaldıracağı gibi Orta Asya ve Ortadoğu coğrafyasında süren hegemonya mücadelesinde AB’nin bile rol kapmasına imkân sunabilir. Kısaca Türkiye, AB ile ilişkilerini Türkiye’nin ulusal çıkarlarının maksimize edilmesi yönünde yeniden dizayn etmek zorundadır. AB ile üyelik müzâkereleri yapan ve AB memuru olarak tanımlanacak komiserler tarafından sigaya çekilen bir Türkiye’nin, Fransa tarafından ciddîye alınması mümkün değilken; AB ile ilişkilerini kendi çıkarları doğrultusunda revize etmiş, küresel hâkimiyet mücadelesinin sürdüğü coğrafyalardaki merkez-köprü ülke konumunu ve taşıdığı tarihî, kültürel, siyasî ve iktisadî potansiyelini bölgesel güç olma hedefi doğrultusunda yeniden inşa etmiş bir Türkiye’nin küresel ölçekte ciddîye alınmaması ise mümkün değildir.

.
  


   
   


        
Geçmiş Sayılarda Yayınlanan bazı yazıların tam metinleri
Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin PAZARCI ile Söyleşi
İstediğiniz Şerhi Düşün, Uyum Protokolü’nün İmzalanması; “Kıbrıs Cumhuriyeti” Adı Altında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni Tanımak Anlamına Gelir
Irak Türkmen Cephesi (ITC) Türkiye Temsilcisi Ahmet Muratlı ile Irak Seçimleri ve Yaşanan Gelişmeler Üzerine Söyleşi
Kerkük, Savaş Ganimeti Gibi
Kürtlere Sunulmaktadır
Seksen Yıllık Cumhuriyet'in
Kimlik Meselesi...

Prof. Dr. E. Semih YALÇIN
Prof. Dr. Sina AKŞİN ile Söyleşi
Türkiye Bağımsızlığını Yitirmiş Durumda
Büyük Ortadoğu ve Kafkasya
Prof. Dr. Anıl Çeçen
2023 e-mail grubuna üye olmak için;
Yukarıdaki Form kutusuna mail adresinizi yazıp,
Üye Ol butonuna basınız...




  







  



Avrasya’da Stratejilerin Bilek Güreşi

Prof. Dr. Özcan YENİÇERİ

SSCB’de çöküş, Gorbacov’un açıklık ve yeniden yapılanma tezlerini uygulamaya sokmasıyla başlamıştı. Gorbacov’la birlikte dünyanın siyasî ve ideolojik yapılanmasında yetmiş yıla yakın etkin olan iki süper güçten birisi arz üzerindeki iddialarından vazgeçerek tarihin derinliklerindeki yerini almıştı. Çok geçmeden, mücadeleden zaferle çıkmış olan ABD’nin, tek başına dünyaya yeniden çeki düzen vermek için inanılmaz bir hızla harekete geçtiğine dünya şahit olmuştur.

   



Avrasya Jeopolitiğinde Merkez Kayması: Türklerin Enerji Kaynakları İçin Büyük Oyunlar

Doç. Dr. Celalettin YAVUZ

Asya ile Afrika’ya “Dünya Adası” adını veren ünlü İngiliz jeopolitikçi Halford Mackinder, Volga ile Urallar arasını Dünya Adası’nın merkezi kabul etmişti. Ardından da “Doğu Avrupa’ya hâkim olan merkez bölgesini kontrol eder, merkez bölgesine hâkim olan Dünya Adası’nı kontrol eder, Dünya Adası’na hâkim olan dünyayı kontrol eder” şeklinde, “Kara egemenliği” teorisini ortaya atmıştı. Dönemin en önemli enerji kaynağı kömür rezervlerini barındıran merkez bölgesindeki hâkim toplumların, teşkilatlanmış üslere ve yeterli insan kaynağına sâhip olmadıkları için dünya hâkimiyetinde başarıya ulaşamadıklarını söyleyen Mackinder, 1919 ve 1943 yıllarında teorisini geliştirmiştir.
   



Dış Politika Aracı Olarak Rusça:
Türk Cumhuriyetleri Örneği ve “Türkçe Konuşan Ülkeler Birliği” Kurma Hülyası 


Sinan OĞAN

Herkes Rusça konuşmaya başladığı anda Komünizm kurulmuş olacaktır.
Nikita Kruşçev


Eski Sovyet coğrafyasında Rusça’nın kullanılmasının Rusya için taşıdığı önemin anlaşılması için 10 Ocak 2000’de yayınlanan Rusya Federasyonu Millî Güvenlik Konsepti’ne bakmak yeterlidir. Bu konseptte “Çokuluslu Rusya Federasyonu’nun bütün halklarının mânevî bütünlüğünü sağlayan bir faktör ve BDT üyesi ülkelerin halkları arasında bir iletişim vâsıtası olarak Rus dilinin rolünü muhafaza etmeden toplumun mânevî yenilenmesi mümkün değildir” denmektedir.1
   



Orta Asya Enerji Oyununda Asya Devleri

Anar SOMUNCUOĞLU

Dünyada gittikçe tükenen enerji kaynakları zengini Orta Asya’nın, büyük Avrasya güçlerinin ortasında bulunması, bölge üzerindeki enerji rekabetin giderek kızışmasına sebep olmaktadır. ABD’nin Afganistan’da “sonsuz özgürlük” operasyonunun arkasında daha maddî (enerji kaynakları gibi) amaçlar görenler haklıysa, şimdilik ABD’yi başarılı saymak pek doğru olmaz. Stratejik bir bölgeye yerleşen ABD, tüm çabalarına rağmen bölgesel güçleri bertaraf edebilmiş ve Orta Asya enerji kaynaklarını istediği yöne yönlendirebilmiş değildir.

   



Doğu Türkistan Sorunu

Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

Tarih öncesi dönemden bu yana Orta Asya’da yer alan Türkistan bölgesinin doğu kısmı bugün Çin işgali altındadır ve bu yüzden de dünya siyaset sahnesinde bir Doğu Türkistan sorunu bulunmaktadır. Tarih boyunca Türklerin yaşadığı bir anavatan durumundaki Doğu Türkistan’ın bir ülke tarafından işgal edilmesi ve uzun süredir baskı altında tutulması, günümüz de Türk dünyasının karşı karşıya olduğu ön önemli sorunlardan birisidir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkmış olan bu sorun, Soğuk Savaş süresince devam ettiği gibi, küreselleşme döneminde de aynı doğrultuda varlığını sürdürmektedir.
   



Rusya’nın Orta Asya’ya Yeniden Dönüşü

Dr. Fırat PURTAŞ

XIX. yüzyıl boyunca devam eden Rusya ve İngiltere arasında Türkistan üzerinde hâkimiyet kurma mücadelesi dünya siyasî tarihinde “Büyük Oyun” olarak adlandırılır. “Büyük Oyun” iki tarafa da görece kazançlar sağlayan 31 Ağustos 1907 tarihli Rus-İngiliz Anlaşması’yla uzun süre dondurulmuştur. 1907 Anlaşması ile Rus hükümeti, Afganistan’ın İngiliz nüfuzu altında olduğunu kabul ederken, buna karşılık İngiltere ise Orta Asya’yı Rusya’nın hâkimiyet alanı olarak tanımıştır. Bu şekilde İngiltere tampon bölge olarak Afganistan’ı elinden tutarak Hindistan’ı güvence altına alırken, Rusya’da Türkistan’a tam olarak yerleşmiştir.1

   



Paylaşılamayan Kafkasya

Araz ASLANLI

Soğuk Savaş’ın bitmesiyle ilginç gelişmelere ve güç mücadelelerine sahne olan Güney Kafkasya’da, 11 Eylül olayları sonrasında Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin ağırlığı giderek artmaktadır. ABD tarafından gündeme getirilen ve daha uzun süre konuşulacağa benzeyen Büyük Ortadoğu Projesi’nde Güney Kafkasya’ya da yer verildiğine ilişkin iddiaların dile getirilmesi, dünyayı yeniden şekillendirme çabası içerisinde olan ABD’nin bölgeye özel önem atfettiğinin başlıca göstergelerinden biri olmuştur.
   
   



Türkiye’nin Orta Asya Politikası ve Şanghay İşbirliği Örgütü

Gökçen OĞAN

11 Eylül terör olayları, küresel sistemde pek çok değişikliği beraberinde getirmiş, bu değişikliklerin en köklüsü Orta Asya bölgesinde yaşanmıştır. “Uluslararası terörizmle mücadele” kapsamında son derece meşru bir gerekçeyle Afganistan’da başlatılan operasyon, Orta Asya Cumhuriyetleri ve ABD arasında yeni bir döneminde kapılarını açmıştır. Operasyon kapsamında Özbekistan ve Kırgızistan’da askerî üslere yerleşen ABD, Orta Asya’da “yeni” bir aktör olarak Rusya Federasyonu (RF) ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin bölge çıkarları açısından birincil tehdit olarak algılanmaya başlanmıştır.
   
   



Dünyada ve Avrasya’da Hegemonik Güç Değişirken Yeni Ufuklar

Prof. Dr. Esat ARSLAN

Üçüncü milenyumun başında yaşanan 11 Eylül saldırıları, uluslararası sistemi açıklamada kullanılan değişkenleri geri dönülemeyecek bir biçimde değiştirdi. İki kutuplu dünyadan tek kutuplu dünyaya geçiş sancılarının devam ettiği dönemde yaşanan bu değişim, birbiri ile çelişik gibi görünen süreçlerin birbirini beslediği ve şekillendiği bir sistemi beraberinde getirdi. ABD, imparatorluk projesini “Terörizme Karşı Küresel Savaş” olarak sunuyordu. Francis Fukuyama “Tarih’in Sonu”nu hiç kimsenin karşı koyamayacağı bir biçimde betimleyip, defteri ABD lehine kapatıvermişti.1
   
   



Elif Şafak’ın “Baba ve Piç”i Bağlamında Patrimonial Devşirme Bir Aydın Sınıf Sorunu

Yrd. Doç. Dr. Şenol KANTARCI

Aristoteles bir eserinde “Atina sitesi (devleti) kaleleri ayaktayken ahlâkı harabe olmuştur” demiştir. Aristoteles’in yaklaşımı, Atina’nın içine sürüklendiği yozlaşmayı göstermesi bakımından yerinde bir tespittir. Aynı tespit, bugünün Türk toplumu için de düşünülebilir. Artık Türk toplumu, kendisine her yönden sirayet ederek bağışıklığını kıran gerilimler karşısında tam bir teslimiyet çarkı içerisine girmiş durumdadır. Bu naif noktada gerçekte1 Türkiye ve Türk toplumu için, iç politikasından dış politikasına, karşılaştığı sorunları göstererek verilebilecek birçok örnek bulunmaktadır.
   

Son Güncelleme Tarihi: 15.EKİM.2006
Bu Site 2023 Dergisi Tarafından Hazırlanmıştır
Webmaster: Davut Merzifonluoğlu