Kafkasya Krizinden Küresel Rekabete

Sinan OĞAN


Giriş

SSCB dağıldıktan sonra uzunca bir süre uluslararası ilişkiler literatüründe yazılan birçok makalenin ilk cümlesi “SSCB’nin dağılmasından sonra” diye başlıyordu. Ardından 11 Eylül’de ABD’deki ikiz kulelere yapılan saldırılar geldi ve yine aynı şekilde bu defa “11 Eylül saldırılarından sonra” diye başladı birçok makalenin giriş cümlesi. Bu cümleleri makalelerinin giriş cümlesinde kullananlar haklıydı. Çünkü bu olaylar uluslararası ilişkilerde önemli kırılma noktalarıydı. Şimdi yeni bir kırılma noktasıyla karşı karşıyayız. Zira 8 Ağustos 2008 tarihinde Gürcistan’ın Güney Osetya’ya saldırmasıyla başlayan, ardından Rusya-Gürcistan savaşına dönüşen ve ateşkesin sağlanmasıyla da Rusya-Batı sorunu hâline gelen Kafkasya’daki son gelişmeler artık bu alandaki makalelerin ilk cümlesini süslemektedir.

Bu makalede 8 Ağustos 2008 tarihinde başlayan saldırılara ve ardından yaşanan gelişmelere değinmeyeceğim. Bu makalede üzerinde duracağımız asıl konu bu savaşın artık Kafkasya ve Karadeniz bölgesinin dışına taşmasıdır. Önce Rusya Federasyonu Parlamentosu’nun alt kanadı Duma ve üst kanadı Federasyon Konseyi’nin 25 Ağustos 2008 tarihinde toplanarak Abhazya ve Güney Osetya’yı bağımsız bir devlet olarak tanıması ve Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev’e de bu tanımayı kabul etmeye çağırması üzerine Medvedev bu karardan bir gün sonra 26 Ağustos’ta Güney Osetya ve Abhazya’yı Rusya’nın resmen tanıdığını açıklamıştır. Ardından yoğun bir diplomasi trafiği başlatılmış ve Rusya yakın müttefiklerine Abhazya ve Güney Osetya’yı tanıma çağrısında bulunmuştur. Ancak Rusya’nın yakın hiçbir müttefiki bu iki cumhuriyeti tanımaya yanaşmamıştır.

Özellikle Beyaz Rusya ve Ermenistan’ın bu iki cumhuriyeti tanıması beklenirken tanıma bir Güney Amerika ülkesi olan Nikaragua’dan gelmiştir. ABD karşıtı ve Rusya yanlısı olan sol tandanslı Nikaragua yönetimi Abhazya ve Güney Osetya’yı resmen tanıdığını açıklamıştır. Rusya’nın birlik cumhuriyetlerinden Beyaz Rusya’nın da bu iki cumhuriyeti tanıması beklenebilir. Dağlık Karabağ’ı işgal eden ve Azerbaycan’dan kopardığı bu toprak parçasına ayrı bir devlet statüsü veren Rusya’nın bölgedeki bir diğer yakın müttefiki Ermenistan ise genel olarak Rusya’yı desteklemesine rağmen tanımaya yanaşmamıştır. Zira Erivan yönetimi hem Batı ile ilişkilerini zora sokmak istememiş ve hem de Batı’ya ve Rusya’ya tek çıkış noktası olan Gürcistan’ın kendisine ambargo uygulamasından çekinmiştir. Önümüzdeki süreçte Gürcistan’ın zor bir anında Cevahati Ermenilerinin Gürcistan’dan ayrılmak için tetikte beklediğini belirtmekte fayda vardır.

Bu tanıma kararı ile artık BM’nin “ülkelerin toprak bütünlüğü ilkesinin” konumu zayıflamıştır. Bu tanımanın bölgede Dağlık Karabağ, Kırım ve Dnyester Yanı bölgelerinde hatta Irak’ta yansımalarını görebileceğiz. Ancak Batı’nın Gürcistan’ın toprak bütünlüğü ilkesine sıkı vurgu yapması sonucunda başta Dağlık Karabağ’ın pozisyonu Azerbaycan açısından olumsuz bir hâl almışken şimdi bu krizin Azerbaycan’ın pozisyonunu güçlendirdiği düşünülmektedir. Aslında Gürcistan krizi olmasaydı Batı’nın ikili standardı sonucu Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne pek vurgu yapılacağı yoktu. Şimdiki durumda Azerbaycan toprak bütünlüğü konusunu gündeme getirdiği takdirde Batı’nın Gürcistan ile beraber Azerbaycan’ın da toprak bütünlüğünü destekleyeceği düşünülmektedir. Ancak Azerbaycan’ın bunun için bir çabada bulunması gerekir.

Kosova’nın Batılı birçok ülke tarafından tanınmasıyla Rusya Federasyonu o zamanki Devlet Başkanı (şimdi Başbakan) Vladimir Putin aslında bugünkü olacakları bir şekilde ifâde etmişti. Putin, bu sürecin Güney Osetya ve Abhazya’ya da yansıyacağını açıkça söylemişti. Özellikle Gürcistan savaşı sonrasında Rusya’nın böyle bir kararı alacağı bekleniyordu. Beklenmeyen husus Rusya’nın bu kadar hızlı davranacağı idi. Medvedev’in hiç vakit kaybetmeden bu cumhuriyetlerin bağımsızlığını tanıması Rusya’nın Batı ile ilişkilerinde her şeye hazırlıklı olduğunu ve her türlü riski göze aldığını göstermektedir. Bunu Rus devlet yetkililerinin açıklamalarından da görebiliriz.

Rusya aslında bu savaş sonrasında Kafkasya’da önemli kazanımlar elde etmişti. Ancak Rus dış politikasında SSCB’den kalma “pazu gösterme” alışkanlığı ve “uçak gemisi” gibi manevra kabiliyetinin kısıtlı olması orta ve uzun vadede Rusya’nın bu tanımadan zararlı çıkacağını göstermektedir. Zira Rusya bu kararla Batı’yı kendi karşısında birleştirmiştir.

Rusya’nın bu iki ülkenin bağımsızlıklarını tanıması Kosova ile başlayan tehlikeli oyunun devamıdır. Rusya bu kararını başta 1975 yılında 35 ülkenin Devlet ve Hükümet Başkanları tarafından imzalanan Helsinki Nihâî Senedi olmak üzere BM’nin ilgili kararlarına bağlamaktadır. Bu kararlarda ifâde edilen “ülkelerin kendi kaderini tayin hakkı” maddesi başta Rusya’nın kendisi olmak üzere birçok ülke için bölünme anlamına gelmektedir. Rusya’nın çok etnikli bir yapıya sahip olduğunu, bu etnik kesimlerin bazılarının içinden bağımsızlık geçtiğini, hatta Çeçenler gibi bu konuda savaşı dahi göze alabilecekler olabileceğini ve bu cumhuriyetlerin Rusya’nın zayıf anını beklediklerini unutmamak gerekir. Dolayısıyla Kosova’da Batı’nın yaktığı küçük halklara özgürlük ateşi dünyada ve özellikle de bizim bölgemizde yeni bir süreci ortaya çıkarmıştır.


|Devamı 2023 Dergisi'nde|                                                                             |Abone olmak için tıklayınız|
   


Son Güncelleme Tarihi: 15.EYLÜL.2008
Bu Site 2023 Dergisi Tarafından Hazırlanmıştır
Webmaster: Davut Merzifonluoğlu