Kafkaslardaki Sıcak Çatışmanın Karadeniz’e
Yayılan “Soğuk Savaş” Esintileri

Doç. Dr. Celalettin YAVUZ


Gürcistan’ın Ağustos 2008 başlarında kendi topraklarındaki Güney Osetya’ya yapmış olduğu askerî harekât sonrasında Rusya da, bu bölgede “Rus pasaportlu” insanların çoğunlukta bulunduğunu ve Gürcistan’ın silâhsız halka ateş ettiği gerekçesiyle karşılık verdi ve sonunda Gürcistan’ın karşı koyması mümkün olamayan askerî gücü ile önce Güney Osetya’ya, ardından da Gürcistan topraklarına girdi. Önceleri Rusya’ya karşı direnme hazırlığı içindeki Gürcistan, Pekin Olimpiyatları’na odaklanan dünya liderlerinden beklenen ilgiyi göremeyince adeta “teslim bayrağı”nı çekti. Rus birliklerinin büyük bir süratle ve karşılarında direnç görmeksizin Gürcü topraklarında ilerleyişini sürdürmesi üzerine, Pekin’de yan yana oturan George W. Bush ile Vladimir Putin de birbirlerinden ayrıldılar. NATO, AB ve ABD gecikmeli de olsa devreye girdi. Türkiye de dahil birçok ülke bölgede bozulan istikrarın yeniden kurulması için diplomatik girişimlere hız verdi. Başbakan R. Tayip Erdoğan önce Moskova’ya, ardından da Tiflis’e gitti. Tiflis’i ziyaret eden pek çok Batılı dışişleri bakanları ve devlet adamları yanında Almanya Şansölyesi Bayan Merkel de vardı. Merkel’in ağzından ilk kez, Gürcistan’ın NATO üyeliğiyle ilgili gelişmelerin desteklendiği de bu istikrarın bozulmasının üzerine duyuldu.1

Rus birlikleri Tiflis’e sâdece 35 km’lik uzaklıkta iken, AB Dönem Başkanı Fransa Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy’nin devreye girmesi üzerine 16 Ağustos’ta 6 maddelik bir ateşkes anlaşması imzalandı ve Rus birlikleri Gürcistan’dan çekilmeye başladı. Ateşkesin ardından bu istikrarsızlığın Türkiye’yi ilgilendiren ve müttefiki ABD’yle rahatsızlık yaratan gelişmeler ortaya çıkmaya başladı. ABD, Gürcistan’daki yaralılar için Karadeniz’e donanmanın hastane gemilerinden ikisini göndermek istiyordu. Bu noktada Türk Boğazları’ndan geçiş rejimini düzenleyen Montreux Boğazlar Sözleşmesi’nin hükümleri engel olarak ortaya çıktı. Zira, adı geçen sözleşmeye göre Karadeniz sahildarı olmayan ülkeler başta olmak üzere, Boğazlar’dan geçişle ilgili pek çok kısıtlayıcı hususlar bu sözleşmede yer alıyordu. Kriz sonrası bölgeye gönderilmesi düşünülen ABD’nin askerî hastane gemileri Montreux’un tonaj sınırlamasıyla ilgili kısıtlamalarına takıldı. Ancak, daha sonra önce Alman ve İspanyol savaş gemileriyle başlayan Karadeniz’e çıkma trafiğine Polonya ve ABD gemileri de katıldı. ABD gemileri genellikle doğrudan Gürcistan limanlarına aborda olurken, diğer NATO gemileri nispeten bölgeden uzak limanlardaydı.

“İnsanî yardım” maksadıyla Gürcistan limanlarına intikal eden ABD gemilerinin sâdece savaş gemilerinden oluşması, Rusya tarafında “ABD’nin Gürcistan’a silâh ve mühimmat yardımı” yaptığı kuşkusu ve “Füze atan gemilerle insanî yardım mı yapılır?” sorusunu gündeme getirdi. Bu arada Rus Genelkurmay Başkan Yardımcısı Orgeneral Nogovotsin, NATO gemileri 21 günlük süre içerisinde Karadeniz’den çıkmazlarsa bunun sorumluluğunun ilk sırasında Türkiye’nin olacağını, hafif tehdit kokan bir ifâdeyle ileri sürdü.
Gürcistan krizi önce Karadeniz’e, Karadeniz’den de dünyaya yayılan bir gerginliğe sebebiyet verdi. Bazı uzmanlar bu gelişmeyi “Soğuk Savaş geri geliyor!” şeklinde dahi yorumladılar. Rus ve ABD devlet adamlarının bazı sözleri de bu yorumu güçlendirdi. Bu yazıda sıcak çatışmadan “Soğuk Savaş” çığırtkanlığına tırmanan olayın görünen ve gerçek sebepleri, ABD’nin Karadeniz’e çıkma konusundaki istekleri ve buna karşı dirençler ile gerekçeleri, Türkiye odaklı olarak değerlendirilmeye çalışıldı.

Rusya’yı “Çileden Çıkaran” Bahaneler Zinciri

Son olarak 2006’daki halk oylamasıyla bağımsızlığını ilân eden Güney Osetya’yı tanımamış olan Rusya, nasıl oldu da Ağustos 2008’de büyük bir hışımla Gürcü kuvvetlerinin üzerine yürüdü ve Gürcistan Devlet başkanı Saakaşvili’yi hayrete düşürdü? Kuşkusuz ki Rusya’nın bu hamlesinin arkasında sâdece Gürcistan’ın “plansız ve dünyadan habersiz” müdahalesinin yanında çok daha önemli ve Rusya’yı geren gelişmeler söz konusuydu. Rusya’yı adeta “burnundan soluyacak” hâle getiren gelişmelerden bazılarını şöyle sıralamak mümkündür:

1- Soğuk savaş döneminin iki süper gücünden Sovyetler Birliği, askerî ve coğrafî ve siyasî gücünün zirveye yakın olduğu bir dönemde kendi devlet başkanlarından Gorbaçov tarafından bölündü. Bu bölünme ile birlikte soğuk savaş sona erdi. Büyük Sovyet coğrafyasında yeni devletler kurulurken, bunların en büyüğü ve askerî gücü en yüksek olanı Rusya Federasyonu’ydu. Yeni dönemle birlikte önceleri övgüler dizilen Rusya, Batı’nın teknolojisine ve ekonomisine ayak uydurmak isteyince, kendi sisteminin dişlileri yeni sisteme uymadı ve büyük ekonomik çöküntüye uğradı. Enflasyon üç-dört hanelere ulaştı. Ülkede fuhuş, hırsızlık ve ahlâk çöküntüsü had safhaya ulaştı. Batı bir taraftan Rusya’ya borç verirken, bir taraftan da Rusya’yı alaya aldı. Zaten Rusya’nın başında da bunu hak eden sarhoş bir devlet başkanı (Yeltsin) bulunuyordu. 1997 Rus krizi ile ekonomi daha da battı. Bu çöküntüye Uzakdoğu’daki ekonomik kriz de balta vurdu. Rusya bu şartlar altında Putin’in devlet başkanı olduğu yönetime teslim edildi. Eski KGB ajanı Putin’in yüzüne talih güldü. Devraldığında varili 10-12 dolar olan petrol, önce 20 dolara, ABD’nin Irak’a müdahalesi ile de 60, 80-90 dolara, nihayetinde üç haneli rakamlara ulaştı. Borç içinde yüzen Rusya 2004’te borçlarını ödedi ve her geçen yıl dış ticareti fazlası vermeye başladı. Öyle ki, 2007 yılında Rusya’nın dış ticaret fazlası 100 milyar doların üstündeydi. Putin’le birlikte Rusya’ya çeki düzen verilmiş, içerdeki sorunlar büyük ölçüde giderilmiş, Çin’in inisiyatifiyle 2004’te Şanghay İşbirliği (ŞİÖ) adını alan örgütün üyesi olunarak, ABD’nin tek kutup olmasının kabul edilemeyeceği ilân edilmiş, uluslararası anlaşmazlıklarda Rusya’nın sözü gene dinlenir hâle gelmişti. Putin, kendisiyle aynı frekansta olan Medvedev’i Devlet Başkanı seçtirirken, bu makamdan başbakanlığı devralarak, başlatılan reformları sürdürmeyi de ihmal etmemiştir. Gelinen günde artık, bir zamanların korkulu rüyası Sovyetlerin gerçek temsilcisi Rusya’ya yapılanları Rus milliyetçilerin hazmedemeyeceğinin dosta düşmana gösterilmesine sıra gelmişti. Ancak, bunun için geçerli bir fırsat beklenmeliydi…


|Devamı 2023 Dergisi'nde|                                                                             |Abone olmak için tıklayınız|
   


Son Güncelleme Tarihi: 15.EYLÜL.2008
Bu Site 2023 Dergisi Tarafından Hazırlanmıştır
Webmaster: Davut Merzifonluoğlu