Kafkaslar’da Devam Eden Soğuk Savaş

Haktan BİRSEL


Soğuk savaş dönemini bitiren 1990 yılında SSCB’nin yıkılması, dünya tarihine bir milâd olarak geçmiştir. Müteakip dönemde ortaya çıkan büyük çaplı kaos ortamı bütün Avrupa kıtasını etkisi altına almış ve hâlen de etkilemeye devam etmektedir. SSCB dönemi boyunca, tartışmasız Rus gücünün boyunduruğu altında bulunan ve en ufak bir başkaldırı hareketine dahi müsaade edilmeyen küçük büyük birçok halk veya günümüz tabiriyle etnik farklılık gösteren unsurlar, bu sürecin hemen ardından, bölgesel olarak büyük bir mikro milliyetçilik patlaması yaşamışlardır.

Etnik unsurların sınır ve millîleşme mücadelesine girmeleri, orta ve büyük ölçekli güç unsurlarına fırsatlar yaratmış ve bölgesel çatışmalar zaman zaman şiddetlenmiş büyük alanlara ve hatta sınırların ötelerine kadar yayılmıştır.

1990 yılında SSCB’nin hemen ardından teşkil edilen BDT önemli bir kuruluş olarak ortaya çıkmıştır. Özellikle, yeni kurulan Türk Cumhuriyetleri ile Kafkaslar’ın hemen hemen tamamının (Azerbaycan girmemiş, Gürcistan gözlemci statüsünde katılmıştır) bu oluşumun içerisinde yer almış olması, eski SSCB coğrafyasında yeniden oluşacak bir dünya gücüne işaret olarak algılanmıştır. Fakat çökmüş ekonomik sistem, bölgesel, sınır ve etnik çatışmalar ile bu coğrafyada radikal İslâm’ın yükselmesi sonucunda ortaya çıkan sorunlara karşı BDT tek başına yeterli bir güç hâline dönüşememiştir. BDT’nin kontrolü yeniden ele geçirmesine engel olacak diğer güç merkezleri hemen hareketlenirken, hem BDT içinde yer alan cumhuriyetlerin bağımsızlıklarının engelleneceği korkusu hem de zengin enerji kaynakları ile oluşan pastadan pay alma mücadelesi, BDT’nin serbestçe ve kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmesini süratle engellemiştir.

BDT oluşumunun başını çeken Rusya Federasyonu, başlangıçta Atlantikçi stratejik yaklaşımı benimseyerek Avrupa’ya entegre olmak ve özellikle Doğu Avrupa ve Balkanlar’da dolayısı ile Batı istikametinde denize çıkış yollarını açma peşine düşmüştür. Soğuk savaş döneminin sona ermesi ile Avrupa’da 50 yıl boyunca doğuda ve kuzeyde yâni Avrupa’nın batısında ve Balkanlar’da sıkışıp kalmış olan eski emperyalist Avrupalı devletler, Avrupa Birliği oluşumu ile genişlemeye ve insan hakları parametreli coğrafî büyüme odaklı normlarını özellikle Doğu Avrupa’da eski Sovyet uyduları üzerinde uygulamaya başlamışlardır.

1994 yılının başından itibaren Hazar enerji kaynaklarının dünya piyasalarına sunulması düşüncesi çerçevesinde, enerji mücadelesi başlarken ABD ve Batı dünyası için en önemli enerji güzergâhının geçtiği Kafkaslar coğrafyası, Avrasya kıtasının önemli bir bölgesi hâline dönüşmüştür.

ABD’nin Doğu-Batı enerji koridoru merkezli stratejisi, ABD’yi ve Rusya Federasyonu’nu ve de bu güç merkezlerinin yandaşlarını direk olarak karşı karşıya getirmiştir. Güç merkezlerinin çıkar uyuşmazlığına bağlı olarak karşı karşıya gelmeleri Kafkaslar coğrafyasının ABD destekli yeni bir oluşum getirmiş ve 1996 yılında teşkil edilen Gürcistan, Ukrayna, Azerbaycan ve Moldova’nın katılımıyla teşkil edilen GUAM, Kafkaslarda Rus etkinliğini kırmak ve BDT’ye karşı ABD ve yanında yer alan devletlerin çıkarlarını korumak maksadıyla teşkil edilmiştir.

Özellikle Hazar enerji kaynaklarının Rus kontrolünden çıkar durumuna gelmesi ve Orta Asya ile Hazar havzasındaki yeni cumhuriyetlerin dünyaya entegrasyon merkezli çabaları, Rusya Federasyonu’nu Atlantikçilik’ten Avrasyacılk’a döndürmüş ve Avrasyacılık stratejisi; eski Rus İmparatorluğu topraklarına, insanlarına ve yer altı/yer üstü zenginliklerine tek başına sahip olmak, ABD kontrolünün güçlenmesini engellemek ve eski imparatorluğu tekrar tesis etmek olarak belirlenmiştir.

Avrasyacı stratejik yaklaşım ile Rusya Federasyonu’nun yüzünü ve ilgisini Batı’dan Doğu’ya çevirmesi, Çin ile yakınlaşmayı doğurmuş, GUAM ile eşzamanlı olarak da Şanghay Beşlisi teşkil edilmiştir. 1996 yılından itibaren geniş Avrasya coğrafyasında, BDT ile Şanghay bir tarafta, ABD diğer tarafta olmak üzere enerji kaynaklarına ve ulaşım yollarına hâkim olabilme merkezli güç mücadelesi başlamıştır.

Bu çerçevede, güç mücadelesinin iki ana merkezi ortaya çıkmıştır. Bunlar Orta Asya ve Kafkaslar olmuştur. Kafkaslar, 1990 yılından itibaren Rusya Federasyonu için asla terk edilmemesi gereken en önemli coğrafya özelliğini korumuş, Rusya Federasyonu için hem enerji kaynaklarının güzergâhları hem de Karadeniz’e çıkış sağlaması açısından can damarı hâline dönüşmüştür. SSCB’nin dağılması ile şekillenmeye başlayan Avrasya coğrafyasında Kafkaslar direk olarak ikiye bölünmüştür. Kuzey Kafkasya olarak bilinen ve yedi ayrı özerk cumhuriyetin bulunduğu bölge Rusya Federasyonu’nun kontrolünde kalmaya devam etmiş, Güney Kafkasya’da ise üç devlet bağımsızlığını ilân etmiştir.

Rusya Federasyonu ile sâdece Kuzey Kafkasya’nın en geniş topraklarından birine sahip olan Dağıstan sınırları ile komşu olan Azerbaycan, BDT’ye girmemiş ve Türkiye ile işbirliği içerisinde ve ABD desteği ile varlığını sürdürebilme yolunu seçmiştir. Dağılmanın hemen ardından baş gösteren Karabağ sorunu ile Azerbaycan ve Ermenistan arasında çıkan çatışma, Brezezinski’nin “Avrasya Balkanları” olarak tabir ettiği Kafkaslar coğrafyasının ilk büyük çatışması olarak tarihe geçmiştir. Çökmüş ekonomik sistem, neredeyse yok olmaya yüz tutmuş bir askerî güç ve Rus asimilasyonu ile unutturulmuş millet ve milliyetçilik kavramları içerisinde boğulmamak için çabalayan Azerbaycan’a karşı, SSCB’nin hemen ardından BDT’ye girmeyi ve Karabağ çatışmalarında Rus gücünü topraklarında konuşlanmasına müsaade ederek Ermeni-Rus işbirliği ile savaşı sürdürmek, Ermenistan için tek kurtuluş seçeneğine dönüşmüştür. Bu dönemde, Azerbaycan’ın bir devlet olarak dünya kulübüne katılmasından, topraklarının güney doğusundan 20 milyonluk Azeri azınlığı barındıran İran, Ermenistan’a üstü örtülü bir destek sağlaması, Hazar’ın hukukî statüsünde, Azerbaycan’ın karşısında yer alması Azerbaycan’ı çok zor durumda bırakmış, büyük güçler, bir tarafta Rusya Federasyonu, İran, Ermenistan ve diğer tarafta ABD, Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan olacak şekilde mücadeleye başlamıştır. Kafkaslar’ın güneyinde başlayan mücadele, Batı-Doğu enerji koridorunun Bakü-Tiflis ve Ceyhan hattına dönüşmesi, Karabağ bölgesindeki çatışmaların dengeye gelmesi ve GUAM’ın, BDT’ye karşı teşkil edilmesi ile, mücadele ABD ve ABD taraftarlarının avantajlı bir konuma gelmesini sağlamıştır.



|Devamı 2023 Dergisi'nde|                                                                             |Abone olmak için tıklayınız|
   

Son Güncelleme Tarihi: 15.EYLÜL.2008
Bu Site 2023 Dergisi Tarafından Hazırlanmıştır
Webmaster: Davut Merzifonluoğlu