İkinci Bakü Kurultayı Toplanmalıdır

Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN


Giriş ya da Emperyalizmin Kısa Tarihi

1-7 Eylül 1920 tarihlerinde Azerbaycan’ın başkenti Bakü kentinde Doğu Halkları Kurultayı toplanmıştır. Birinci Dünya Savaşı sonrası dönemde yeni bir dünya düzeni kurulurken gündeme gelen bu kurultay, 20. yüzyılın uluslararası dengelerinin kurulması ve yeni bir dünya düzenine yönelmede önemli bir köşe taşı olmuştur. Bütün dünya devletlerini sarsan büyük imparatorlukların yıkılmasına neden olan Birinci Dünya Savaşı’nın son ermesi üzerine kazananlar, yenik düşenlere kendi çıkarları doğrultusunda barış antlaşmalarını dayatmışlar, gelecekte ikinci bir dünya savaşının ortaya çıkmasına yol açacak derecede haksızlıkları yeni ülkelere zorla kabul ettirmişlerdir. 20. yüzyılın başlarında, yaşanan bir dünya savaşı geçmişin düzenini geride bırakırken, geleceğe dönük yepyeni bir başlangıcın gerçekleşmesine yardımcı oluyordu.

Savaşın bitmesinden hemen sonra, Amerika Birleşik Devletleri Cumhurbaşkanı olan Wilson, kendi adı ile anılan prensipleri dünya kamuoyuna açılıyor ve bu doğrultuda yeni bir düzenin kurulması gerektiğini dile getiriyordu. Yıkılmış olan imparatorluklar coğrafyasını yakından ilgilendiren bazı ilkeler Amerikan devletinin zorlamasıyla gündeme getiriliyordu. Bu büyük savaşa girmeyen ama İngiltere’nin arkasına gizlenerek, İngiltere üzerinden gelecekteki dünya hegemonyasının ilk adımlarını atan Amerika Birleşik Devletleri, kendi başkanının ağzından yayınladığı on sekiz ilke ile eski imparatorlukları geride bırakan bir yaklaşımı öne çıkarıyordu. Birinci büyük savaşın sonucunda, Avusturya-Macaristan, Rus ve Osmanlı imparatorlukları tarihin derinliklerine gömülüyordu. Savaşın kazanan tarafında yer alan İngiltere ve Fransa gibi Batılı ülkelere bağlı olarak yüzyıllardır devam eden sömürge imparatorluklarının da artık geride kalması gerektiğini düşünen ABD, geleceğe dönük bir değişim sürecini gerçekleştirebilmek üzere başkanının ağzından bazı temel ilkeleri önererek, gelecekteki dünya egemenliğinin başlangıcını yapıyordu.

Amerika’nın, barış döneminde öne çıkmasıyla, İngiltere ve Fransa ortaklığına dayanan bir dünya düzeninin devam etmesi önlenmek isteniyordu. On beşinci yüzyıldan sonra dünyaya açılan Avrupa insanı, İngiltere ve Fransa gibi Batı Avrupa’nın büyük ülkeleriyle beş yüz yıllık bir dünya sömürge imparatorluğunu sürdürüyordu. Avrupa merkezli dünya devam ettiği sürece, bütün kıtalar ve adalar Avrupalı emperyalistlerin saldırılarına hedef oluyor ve daha sonraki aşamada da merkezî coğrafyada yer alan üç büyük imparatorluk İngiltere ve Fransa gibi Batılı emperyal güçlerin hedefine oturuyordu. Nitekim bu doğrultuda, Osmanlı’nın zayıflamasını dikkate alan bu Batılı iki emperyalist ülke Kıbrıs üzerinden Ortadoğu’ya girerek, merkezî coğrafyanın gelecekteki egemeni olmak için uğraşıyorlardı. Daha savaş bitmeden Mısır’ın başkenti Kahire’de bir araya gelen İngiliz ve Fransız subayları Sycos-Piccot Antlaşması ile Ortadoğu bölgesinin savaş sonrası sınırlarını çiziyorlardı.

Batı dünyasının önde gelen iki emperyal gücü olan İngiltere ve Fransa, savaş sonrasında Ortadoğu ülkelerini kendi sömürge yönetimleri altına aldıktan sonra Kafkasya bölgesine yönelmiş ve bu bölgeden hareket ederek bütün Hazar denizi ve çevresini kendi denetimleri altına almak istemişlerdir. Gelecekteki bütün maden ve enerji kaynaklarının bulunduğu bu bölgeye İngilizler ve Fransız egemen olabilmek için Irak ve Suriye üzerinden harekete hazırlanırlarken, Antalya’yı işgal eden İtalya’da Kafkasya girebilmek üzere Anadolu’nun doğu vilayetlerinden sömürge yönetimi kurabilmek için girişimlerde bulunuyordu. Batı’nın önde gelen üç büyük emperyal gücü Osmanlı İmparatorluğu’nun teslim olmasından sonra dünyanın merkezî coğrafyasının tam ortasında yer alan Hazar harekâtına kalkıştığı aşamada, savaşı yitiren tarafın başında yer alan Batılı emperyalist devlet Almanya, Osmanlı’nın son elinde kalan ordusunu Azerbaycan’a göndererek, diğer Batılı emperyalist güçlerin Kafkasya’yı ele geçirmesini önlemek istiyordu, Ne var ki, Sarıkamış olayı sonucunda yüz bine yakın Osmanlı askerinin şehit olması üzerine, Osmanlı ordusunun Kafkasya’da egemen olması mümkün olamamış, bu kritik bölgede geleceğe dönük olarak bir otorite boşluğu ortaya çıkmıştır. Ortadoğu’ya egemen olan İngiltere ve Fransa gelecekte bir Rus ya da İran tehdidi ile karşılaşmamak için, Kafkasya’ya girmeğe çalışmışlar, İngilizler bu doğrultuda İran’ı kullanmış, Fransa ve İtalya bu yarışta geride kalınca İngiltere’nin karşısına Rusya toparlanarak çıkmıştır.

Bir hanedan imparatorluğu olan Rus Çarlığı savaş sonucunda yıkılınca Rusya’da bir ihtilâl olmuş ve kısa zaman sonra bir sosyalist düzen kurulmuştur. Karl Marks’ın teorilerine ters düşerek, geri kalmış bir ülkede işçi sınıfı olmadan bir sosyalist devrim yapılmıştır. On dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru 1871 yılında Paris’te gerçekleşen işçi sınıfının komün yönetimi, İngiltere ve Fransa gibi ülkeleri derinden sarstığı gibi Almanya’yı da çok yakından etkilemiştir. Marks’ın ortaya koyduğu doktrine göre, gelişmiş ülkelerde endüstrinin ilerlemesiyle işçi sınıfı ortaya çıkacak ve daha sonra devrim yaparak yönetime el koyacaktı. İşçi sınıfının oluşturacağı proletarya diktatörlüğü toplum içinde burjuva sınıfını ortadan kaldıracak ve sonunda yaratacağı sınıfsız toplum ile eşit ve âdil bir düzen kuracaktı. Ne var ki, Paris komününden çok korkan gelişmiş Batılı ülkeler kendi ülkelerinde önlemlerini alarak sosyalist bir devrimin önünü kesmişlerdir.


|Devamı 2023 Dergisi'nde|                                                                             |Abone olmak için tıklayınız|
   


Son Güncelleme Tarihi: 15.EYLÜL.2008
Bu Site 2023 Dergisi Tarafından Hazırlanmıştır
Webmaster: Davut Merzifonluoğlu