Yıl:6   Sayı: 62   Fiyatı: 6.5 YTL



  

1990’lı yılların hem SSCB’deki uluslara hem de dünyadaki devletlere sürprizleri vardı: Rusya Federasyonu’nun SSCB’den ayrılma kararı almasının ardından Sovyet Bloku dağılıyor, SSCB’nin hükümranlık sürdüğü coğrafyadaki devletler bağımsızlıklarını kazanıyordu. Bu aynı zamanda iki kutuplu sistemin sonu ve uluslararası ilişkilerde yeni bir dönemin başlangıcı anlamına geliyordu. Sovyetlerin dağılması neticesinde bağımsızlıklarını kazanan devletler Avrupa’da ve Türkiye’de heyecana yol açarken, uluslararası sistemin alacağı yeni şeklin belirsizliği, endişeleri de beraberinde getiriyordu. 1990’lı yıllardan sonra yerkürenin karşılaştığı ikinci büyük sürpriz ise, 11 Eylül saldırıları ve ardından yaşananlardı. Uluslararası sistem, Amerikan emperyalizminin hedeflediği tek kutuplu dünyanın şiddetine şahit oluyordu. Artık yeryüzü eskisi gibi değildi. Dahası, bu yeni emperyalizm, Sovyet emperyalizmiyle boy ölçüşebilecek kadar vahşi ve acımasızdı. Afganistan’ın ve Irak’ın işgali; İran’ın ve Suriye’nin tehdit edilmesi; BOP olarak adlandırılan proje uyarınca çok geniş bir alandaki ülkelerin baskıya mâruz kalması; bu yeni emperyalizmin çirkin yüzünü ortaya koyuyordu. Bu çirkin yüzü maskelemek için ise, demokrasi, insan hakları, özgürlük gibi kavramların makyaj malzemesi olarak kullanılmasına şahit oluyorduk.

Sovyetlerin dağılmasının ardından bağımsızlığını kazanan Türk Cumhuriyetleri ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ilişkilerin, geçen zaman zarfında kaydedilen mesafeye bakılınca, sığ kaldığı görülmekte ve bu durum Türk dış politikasının en çok eleştiri aldığı husus olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Şanghay İşbirliği Örgütü vesilesiyle Çin ve Rusya’nın söz konusu devletlerle tesis ettiği ilişkilerin seyri takip edildiğinde bu gerçek bariz olarak gözler önüne serilmektedir. Amerikan emperyalizmine karşı Asya Bloku olarak şekillenen bu yapının askerî, ekonomik ve siyasî bir derinlik kazanması söz konusuyken, Türkiye’nin duyarsız kalması üzerinde ısrarla düşünülmesi gereken bir husustur. Altıncısı Çin’in Şanghay kentinde düzenlenen ŞİÖ zirvesine, gözlemci üye statüsü ile katılan İran’ın damgasını vurması ve Blok’un içinde yer alması, Türkiye’nin Orta Asya politikasını gözden geçirmesini elzem kılmaktadır.

 
  

   
   


        
Geçmiş Sayılarda Yayınlanan bazı yazıların tam metinleri
Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin PAZARCI ile Söyleşi
İstediğiniz Şerhi Düşün, Uyum Protokolü’nün İmzalanması; “Kıbrıs Cumhuriyeti” Adı Altında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni Tanımak Anlamına Gelir
Irak Türkmen Cephesi (ITC) Türkiye Temsilcisi Ahmet Muratlı ile Irak Seçimleri ve Yaşanan Gelişmeler Üzerine Söyleşi
Kerkük, Savaş Ganimeti Gibi
Kürtlere Sunulmaktadır
Seksen Yıllık Cumhuriyet'in
Kimlik Meselesi...

Prof. Dr. E. Semih YALÇIN
Prof. Dr. Sina AKŞİN ile Söyleşi
Türkiye Bağımsızlığını Yitirmiş Durumda
Büyük Ortadoğu ve Kafkasya
Prof. Dr. Anıl Çeçen
2023 e-mail grubuna üye olmak için;
Yukarıdaki Form kutusuna mail adresinizi yazıp,
Üye Ol butonuna basınız...




  



Rusya, Müslüman Azınlığını Keşfediyor!

Doç. Dr. Celalettin YAVUZ

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, 1990’lı yılların başında dağıldıktan sonra külleri üzerinde, en büyüğü Rusya Federasyonu olmak üzere, birçok yeni bağımsız devlet kuruldu. Bu bağımsız devletlerden beşi Kafkaslarda Azerbaycan ile Orta Asya’daki Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Kırgızistan olmak üzere Türk Cumhuriyetleri’dir.

   



Dr. Hasan Ali KARASAR ile Söyleşi

Putin Çok Sofistike Bir Müslüman Politikası Uyguluyor 

2023-Bugün Rusya olarak adlandırılan coğrafyanın tarihî geçmişinden ve bu bölgedeki Türk varlığından özet olarak bahseder misiniz?
H. A. Karasar-
Tabiî bugün Rusya denilince çok geniş bir coğrafya akla geliyor ama Rusya’nın kalbi dediğimiz Orta Rusya, Merkezî Rusya işte bugün Moskova civarında yer alan bölgedir..

   



Cumhurbaşkanı Sezer’in Rusya Ziyareti ve Türk-Rus İlişkileri

Sinan OĞAN

Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında 2000 yılı sonrası yaşanan karşılıklı üst düzey ziyaretler trafiği, ikili ilişkilerin geldiği düzeyi göstermesi açısından önemlidir. 1999 yılında dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in yine dönemin Rusya Federasyonu Başbakanı Vladimir Putin’in davetlisi olarak gerçekleştirdiği Moskova ziyareti sırasında Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Boris Yeltsin tarafından randevu verilerek kabul edilmeyişini hatırladığımızda, 6 sene içerisinde yaşanan ziyaretlerin sayısı, seviye ve samimiyeti ilişkilerde önemli mesafeler kat edildiğini göstermektedir.
   



Rusya ve Çeçenistan

Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

Dünyanın en büyük ve geniş ülkesi Rusya ile aynı haritada yer alan Çeçenistan arasındaki bağlantıyı ele alan bu yazıda, mukayeseli bir değerlendirme yapabilmek son derece zor olacaktır, çünkü bir tarafta dev diğer tarafta ise bir küçücük ülkenin varlığı söz konusudur. Tarihin bir cilvesi olarak bazen yan yana bazen da iç içe bir yapıda ortaya çıkan Rusya ve Çeçenistan ilişkileri, tarihsel süreç içerisinde hem inişli-çıkışlı hem de değişken bir yapıda ilerleme göstermiştir.

   



Günümüzde Rusya Türkleri

Anar SOMUNCUOĞLU

1552’de Kazan Hanlığı’nın düşmesiyle birlikte Avrasya coğrafyasında Türk hâkimiyet devri önlenemez bir sona doğru yaklaşmaya başladı. 19. asrın sonuna gelindiğinde Doğu Slav sınırlarını çoktan aşmış olan Rusya İmparatorluğu, Türklerin yüzyıllardır mesken ettiği İdil-Ural, Kırım, Kafkasya, Sibirya ve nihayet Türkistan’ın önemli bir kısmı üzerinde hâkimiyetini kurdu. Çoğunluğu Müslüman olan ve doğal olarak halifenin bulunduğu Osmanlı Devleti’ne yakınlık duyan Rusya Türkleri, 19. yüzyılda bütün İslâm âlemine yayılan modernleşme hareketinin etkisiyle kendi konumlarını sorgulamaya başladılar.

   



Türkiye ve Rusya-I
Kaçınılmaz Etkileşmeler Kaçınılmaz Benzeşmeler


Doç.Dr. Abdullah GÜNDOĞDU

Türklük ve Rusluk, muazzam Avrasya coğrafyasını dolduran iki büyük değerler bütünüdür. Hem bir birleri ile bu kadar sıkı temas hâlinde olup bir birlerini köklü bir şekilde etkileyen ve bunun sonucunda benzeşen, buna karşın ise şaşırtıcı bir biçimde bundan habersiz duran, Türkler ve Ruslardan başka bir örnek bulmak zor görünmektedir. Bu etkileşim sürecini iki kısımda değerlendirmek gerekir.

   



Millî Mücadele Dönemi Türk-Sovyet İttifakı ve Dayandığı Politik Sebepler

Prof. Dr. E.Semih YALÇIN

Rusya, Millî Mücadele hareketine karşı ilgi gösteren ilk devlettir. Sovyet Rusya ile resmî olmayan ilk temas Mustafa Kemal Paşa’nın Havza’da bulunduğu sırada gerçekleşmiştir. 
Rusya tarafından Mayıs 1919’da Anadolu’ya gönderilen Albay Simon Mihailoviç Budienni başkanlığındaki heyet Haziran 1919’da Havza’da Mustafa Kemal Paşa ile görüşme imkânını elde etmiştir. Bu görüşme gayrı resmi olmasına rağmen aynı zamanda Millî Mücadele hareketinin ilk dış ilişkisi olarak kabul edilmektedir.
   



Yetmişinci Yılında Montrö Sözleşmesi 

Doç. Dr. Esat ARSLAN


Uğruna marşlar yapılan Türkiye Cumhuriyeti ulus devletinin en büyük kazanımlarından biriydi, “kabotaj hakkı”. Kabotaj hakkı, bir devletin kıyıları boyunca ve kendi limanları arasındaki ticaretini, ulusal bayrağını taşıyan deniz araçlarının tekelinde bulundurma hakkı olarak da tanımlanmaktadır. Kabotaj hakkı bu haliyle, deniz ve hava ulaştırmacılığının anahtar sözcüğü durumundadır. Kabotaj hakkı, dünya deniz ticaretinde ilk kez XVI. Yüzyılda, zamanının üzerinde güneş batmayan imparatorluk ülkesi konumundaki İngiltere tarafından kullanılmıştır.

   



Büyük Güçlerin Mücadele Merkezi Avrasya: Olası Gelişmeler ve Türkiye

Ali KÜLEBİ 

90’lı yılların başından bu yana büyük güçlerin öncelikle ekonomik çıkarları açısından ilgi duydukları; bu çıkarlarını gerçekleştirmek amacıyla kendi kurumsal sistemleri ile sosyo-kültürel yapılarını empoze etmeye çalıştıkları ve üzerinde ciddî bir mücadeleye giriştikleri Avrasya coğrafyasının bizim için de yaşamsal önemi aşikârdır.

 



19. Yüzyılın En Büyük Macar Şairi János Arany

Gökhan DİLBAŞ


19. yüzyıl, tüm dünya için olduğu gibi Avrupa kıtası içinde her bakımdan son derece önemli gelişmelere sahne olmuştur. Avrupa haritasının sürekli değişmesi, yeni devletlerin kurulması; bilimsel ve teknolojik alanda her geçen gün yeni keşif ve icatların yapılması, bugün kabul gören bir fikrin, yarın reddedilmesi ve sanatın her alanında insanoğlunun bir arayış içinde olması; kendini, dünyayı ve yaşanan olayları ifâde etmek için sanatın sınırlarını zorlaması bu yüzyılda varolan kavramların ne kadar çabuk değiştiğinin birer göstergesidir.



Balkanlar El Kitabı Cilt 1
Derleyenler: Osman Karatay-Bilgehan A. Gökdağ
Yayınevi: KaraM


Türkiye’nin en yakından ilgili olduğu stratejik sacayağından birini Balkanlar oluşturuyor ve bu bölge aynı zamanda Türkiye’nin yaşayan Osmanlı mirasını en fazla hissettiği bir yer. Buradaki her gelişme ister istemez Türkiye’yi de ilgilendiriyor ve bir şekilde ülkemizi işe karıştırıyor. Bu kaçınılmazlık olgusu, Balkanlar hakkındaki bilgi ve değerlendirmelerimizin iyi ve sıhhatli oluşunu mecburî kılıyor.

 

Son Güncelleme Tarihi: 15.HAZİRAN.2006
Bu Site 2023 Dergisi Tarafından Hazırlanmıştır
Webmaster: Davut Merzifonluoğlu