Yıl:5   Sayı: 55   Fiyatı: 6.5 YTL



  

Küresel sistemde, soğuk savaşın sona ermesinin ardından yaşanan kırılmayı yeni emperyalizm olarak tanımlanabilecek bir zaviyeye doğru, 11 Eylül’ü de kullanarak hızla sürükleyen ABD’nin tek kutuplu dünya tasarımına karşı arayışlar da hız kazanmış durumdadır. Amerikan emperyalizminin tek kutuplu dünya tasarımının yarattığı küresel şiddet, Afrika’dan Orta Asya’ya kadar geniş bir coğrafyadaki ülkelerin ve insanların geleceğini tehdit ederken, küresel sistemin çok kutuplu bir düzene kavuşturulması hâlinde söz konusu emperyal tavrın inkıtaa uğrayacağı dile getirilen görüşler arasındadır.

Soğuk savaş döneminden kalma ilişkiler yerini tedricen bölgesel işbirliklerine bırakmaktadır. Bu noktada çok kutuplu bir dünyanın oluşmasına imkân verecek potansiyele sâhip ülkelerin, “Batı karşısında Doğu” şeklinde kabaca formülize edilebilecek bir tavır sergilemesi, bölgesel işbirliklerinin önemini arttırmaktadır.

Doğulu ülkeler arasındaki ittifak arayışının en somut göstergesi; Rusya ile Çin arasında başlayan yakınlaşmaya Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri’nin de katılmasıyla ortaya çıkan yapıdır. Asya’nın güney ucundaki Hindistan da bu işbirliği arayışına dahil olma yolundadır.

Bir milyarı aşan nüfusu ve geniş bir alana yayılmış topraklarının yanı sıra, 2020 yılında dünyanın 3. ekonomik gücü olarak yükseleceği öngörülen Hindistan, bu özelliklerinden ve konumundan dolayı küresel sistemde yaşanan mücadeleyi en fazla “etkileyecek” ve “etkilenecek” ülkelerin başında gelmektedir.

“Yükselen Çin’i dengeleme”nin ABD’nin gelecek senaryolarında odak bir konuma sâhip olduğu ve ABD’nin hem bu dengenin tesisinde hem de Pasifik’te güç konumlandırmasında Hindistan’a önemli misyonlar biçtiği ifâde edilmektedir. Hindistan’ın yeni bir kutup merkezi olarak ABD politikalarından uzaklaşmasının ya da Rusya ve Çin ile ilişkilerini geliştirerek Doğulu inisiyatifte yer almasının, ABD’nin küresel ölçekteki plânlarını tehdit eder bir mahiyet arz edeceği ve bu yüzden Hindistan’ın Amerikan tehdidi altında olacağını söyleyebiliriz. Fakat Çin ve Rusya’nın yanı sıra 300 milyona yaklaşan Müslüman nüfusu ile birlikte düşünüldüğünde Müslüman ülkelerle de gerçekleştireceği çoklu diyalogların Hindistan’a küresel aktör olma imkânı da sunduğu göz ardı edilemez bir gerçektir. Bu bağlamda kürede bir çok ülke gibi Hindistan da geleceğini şekillendirecek bir tercihle karşı karşıyadır. Tabiî ki Hindistan bu tercihini İngiliz sömürgesi konumundan bağımsız Hindistan’a kadar geçen sürede yaşanan tecrübeler ışığında gerçekleştirecek. Fakta kadim medeniyetlerin biri konumundaki Hindistan’ın, insanlığın kaderini etkileyecek böyle bir tercihi tam mânâsıyla kendi inisiyatifiyle gerçekleştireceğini düşünmek bir hayli yanıltıcı olabilir. Hindistan hem ülke içinde yaşanan ayrılıkçı hareketlerin hem de sınır sorunlarının potansiyel tehdidi altındadır. Ayrıca Hindistan’ın bu tercihi yaparken ABD kadar Çin ve Pakistan’ın da etkili olacağını söylemek mümkündür. Çin ile sınır anlaşmazlıkları, Pakistan ile ise Keşmir sorunu sebebiyle uzun süredir sorunlar yaşayan Hindistan, Çin’in bölgeyi kendi arka bahçesi olarak görme alışkanlığından da rahatsızdır. ABD’nin küresel plânlarının da tesiriyle iki ülke arasındaki sorunların barışçıl yollardan çözümüne ve ekonomik işbirliğinin artırılmasına ilişkin adımlar, Çin Başbakanı Wen Jinbaou'nun Ağustos 2005 tarihindeki gerçekleştirdiği Hindistan ziyaretinde atılmış olsa da, 1962’deki savaşın ve sonra yaşananların etkisini silecek güven telkin edici bu adımlara yenilerinin eklenmesi gerekmektedir. Yine Pakistan ile Keşmir Sorunu’nun barışçıl yollardan çözüme kavuşturulması için görüşmeler başlanmış, 15 Şubat 2005 tarihinde alınan kararla Hindistan kontrolündeki Keşmir'in başkenti Srinagar ile Pakistan kontrolündeki Muzaffarabad arasında otobüs seferleri başlatılmış olsa da, Keşmir Sorunu nükleer güce sâhip iki ülke arasında çatışma potansiyeli taşımaktadır.

.
  


   
   


        
Geçmiş Sayılarda Yayınlanan bazı yazıların tam metinleri
Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin PAZARCI ile Söyleşi
İstediğiniz Şerhi Düşün, Uyum Protokolü’nün İmzalanması; “Kıbrıs Cumhuriyeti” Adı Altında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni Tanımak Anlamına Gelir
Irak Türkmen Cephesi (ITC) Türkiye Temsilcisi Ahmet Muratlı ile Irak Seçimleri ve Yaşanan Gelişmeler Üzerine Söyleşi
Kerkük, Savaş Ganimeti Gibi
Kürtlere Sunulmaktadır
Seksen Yıllık Cumhuriyet'in
Kimlik Meselesi...

Prof. Dr. E. Semih YALÇIN
Prof. Dr. Sina AKŞİN ile Söyleşi
Türkiye Bağımsızlığını Yitirmiş Durumda
Büyük Ortadoğu ve Kafkasya
Prof. Dr. Anıl Çeçen
2023 e-mail grubuna üye olmak için;
Yukarıdaki Form kutusuna mail adresinizi yazıp,
Üye Ol butonuna basınız...




  



Yeni Kutup Merkezi Hindistan 

Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

Dünyanın en büyük ülkelerinden birisi olan Hindistan, soğuk savaş sonrası dönemde, yeni bir dünya düzeni kurulurken bir kutup başı ya da merkezi olarak dünya platformuna çıkmaktadır. Eski dönemlerin koşullarında reddedilen ve büyük bir güç olarak ortaya çıkmasına izin verilmeyen Hindistan’ın, dünyanın geleceğinde giderek artan bir öneme sahip olduğu ve bu doğrultuda bir merkezî güç olarak gündeme geldiği artık yadsınamayacak bir gerçekliktir. Doğunun iki büyük ülkesi olan Çin ve Hindistan’ı dünyanın gündemi dışında tutabilmek için önceki dönemlerde her yol denenmiş, koskoca Çin afyon savaşı ile uyutulurken, Hindistan bir büyük sömürge düzenine mahkûm edilmiştir.

   



Türk İstiklâl Mücadelesi ve Hindistan 

Prof. Dr. Salim CÖHCE

Birinci Dünya Savaşı, henüz bağımsızlığını elde edememiş, ya da sömürgeci devletlerin hedefleri arasında yer alan ülkelerde kitleleri harekete geçirecek güçlerin ortaya çıkmasını sağlayan ve istiklâl hareketlerini özendiren bir millî uyanışa sebep oldu. Bunun sonucunda Türkistan’da istiklâl arayışları hızlanırken; Afganistan, İngiliz kuvvetlerine karşı taarruza geçmiş; Mısır, Suriye, Irak ve Hindistan’da baş gösteren hoşnutsuzluk sömürgecilere büyük sıkıntılar yaşatmaya başlamıştı.
   



Geleceğin Ekonomik ve Bölgesel Gücü: Hindistan 

Ali KÜLEBİ

20. yüzyılın ekonomik güçleri Batı ülkeleriydi. 21. yüzyılda ise Avrupalı ülkeler ekonomik güç olarak ilk dörde bile giremeyecekler gibi görünüyorlar. Önümüzdeki 15 yıl içinde dünyanın ekonomi lokomotiflerinin sıralamasının; ABD, Çin Halk Cumhuriyeti, Hindistan ve Japonya şeklinde olacağı öngörülüyor. Bu bağlamda, 2006-2020 yılları arasında ortalama yüzde 5,5’lik bir ekonomik büyümeyi sağlayacak olan Hindistan dünyanın üçüncü büyük ekonomisi olacak iken, hâlen dünya ikincisi durumundaki Japonya dördüncü sıraya gerileyecek. ABD birinciliği korurken Çin de yüzde 4.5’luk bir ortalama kalkınma hızıyla ikinci sıraya yerleşecek.
   



Tarihten Günümüze Türk-Hindistan İlişkileri

Prof. Dr. Azmi ÖZCAN

Pakistan depremi yalnız yüreklerimizi parçalamakla ve bize acılarımız hatırlatmakla kalmadı bir şey daha yaptı; Tarihimizin kayıp bir parçasını da keşfettirdi. Bu topraklarda yaşayan pek çok kişi belki de ilk defa o uzak coğrafyada bizim ecdadımızın değişik hanedanlar adıyla tam 650 sene hüküm sürdüğünü, insanlığın yüz akı bir medeniyet kurduğunu, iftihar kaynağımız olması gereken nice mimari şaheserler bıraktığını ama hepsinden önce savaşlar yüzünden nice yüzyıllardır bir türlü istikrara huzura ve refaha kavuşamamış bu topraklarda yaşayan farklı din, dil kültür ve etnik yapıya sahip milyonlarca insanı tarihlerinde ilk defa bir araya getirip olabildiğince barış içinde birlikte yaşama geleneği inşa etmiş olduğunu bu vesileyle duydular.

   



Çin-Hindistan Hattındaki Gelişmeler

Dr. Nuraniye Hidayet EKREM

Hindistan’ın 1947 yılında bağımsızlığını ilân etmesi (26 Ocak 1950’de Hindistan Cumhuriyeti kurulmuştur) ve Çin halk Cumhuriyeti’nin 1949’da yeni bir hükümet kurmasından sonra, 1 Nisan 1950’de iki ülkenin diplomatik ilişkileri yeniden başlamıştır. Uluslararası alanda henüz tanınmayan Çin’in Hindistan’la olan diplomatik ilişkisi, büyük önem taşıyordu. 1950 yılının Haziran ayında Kore Savaşı’nın patlak vermesinin ardından ABD ile diplomatik ilişkisi olmayan Çin, ABD ordusunun 38. paralelden geçmesine ilişkin notayı Hindistan aracılığı ile Washington’a göndermiştir. Bağlantısızlık hareketini daha etkin hâle getirmek Çin ve Hindistan hep birlikte çalışmışlardır.

   



Türkistan Coğrafyasındaki Stratejik Hamleler 

Haktan BİRSEL

Tarih boyunca dünya hâkimiyetinde önemli roller oynayan büyük ülkeler için en önemli jeopolitik hedef Avrasya’nın kalbini teşkil eden Türkistan’ı önce ele geçirmek sonra da elde bulundurmak olmuştur. Bu nedenle, belli dönemlerde Türkistan’ı kontrolünde bulunduran ülkeler, dünya hâkimiyeti için son derece gerekli olan jeopolitik inisiyatife sâhip olmuşlar, hâkimiyetleri süresine bağlı olarak da dünyanın bütün medeniyet merkezlerine istedikleri şekilde etki edebilmişlerdir.

   



Andican Olayları Sonrası Orta Asya'da Değişen Dengeler

Dr. Fırat PURTAŞ

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Orta Asya açık bir güç mücadelesine sahne olmaktadır. Rusya ve Çin arasında kalan bölgeye ABD ve AB yanında Türkiye, İran, Hindistan ve Pakistan gibi bölgesel güçler de ilgi gösterince, Orta Asya’daki güç mücadelesi bir satranç oyununa dönüşmüştür. Soğuk Savaş dönemine kıyasla dost düşman ayrımının iyice muğlâklaştığı günümüzde bölgenin sunduğu fırsatlar ve tehditler eski düşmanların barışmasına, müttefiklerin ise fikir ayrılığına düşmesine yol açabilmektedir.
   



Anadolu Türklüğünün Kayıp Halkası: Gregoryen Türkler

Mahmut Niyazi SEZGİN

Ermenistan ismi, sınırları belirsiz olmakla birlikte, Doğu Anadolu ve güneybatı Kafkasya’yı kapsayan ve iç bütünlüğü bulunmayan bir coğrafya adı olarak tarihte yaygın biçimde kullanılmıştır. Aslında bugün Ermeni olarak adlandırdığımız millet, kendisine Hay ve yaşadığı bölgeye de Hayastan demektedir. Ermenistan isminin bir coğrafî bölge ismi olduğu pek çok kaynakta yer almaktadır, ancak adı ‘yukarı ülke/yüksek ülke/yukarı eller’ anlamına gelen bu coğrafya, adını üzerinde yaşayan insanlardan dolayı almamıştır.

   



Postmodern Teoloji: İmkânı, Kimliği ve Etkisi

Prof. Dr. Nadim MACİT


Postmodern düşüncenin teoloji nitelemesine bağlı bir yazı, dinî bilgiyi inşa etme süreçleri ile postmodern düşünce yörüngeleri içinde bilgi ve bilgi üretme süreçleri arasındaki ayrılığa ve benzerliğe dayalı olarak tartışılabilir. Diğer bir deyişle postmodern yörüngelerden hangisi teolojiden söz etmeye imkân tanır? Bu soruyu cevaplamak için postmodern düşünüşün, “hakikat seninle benim anlaştığım şeydir” önermesi ile “iki önermeden birisi diğerine göre daha anlamlıdır” önermesi arasındaki farkı belirlemek gerekir.

   

Son Güncelleme Tarihi: 15.KASIM.2005
Bu Site 2023 Dergisi Tarafından Hazırlanmıştır
Webmaster: Davut Merzifonluoğlu