E-mail: bilgi@2023.gen.tr


2023 e-grubuna üye olmak için tıklayınız

Dağıtım Noktaları » Abonelik Formu » Görüş ve Öneriler »

Siyasi, Tarihi ve Kültürel Boyutlarıyla
ERMENİ SORUNU

Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf HALAÇOĞLU ile Söyleşi

Ermeni Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Ömer E. LÜTEM ile Söyleşi

Albanlar Tarihi ve Ermeni Kültür Stratejisi

Karabağ Meselesi

Diaspora'nın Ermenistan Dış Politikasına Etkisi


12. SAYIMIZ 15 NİSAN'DAN İTİBAREN GAZETE BAYİLERİ VE KİTABEVLERİNDE

SUNUŞ

Türkiye'nin uzun zamandır varolan ve belirli merkezleri eksen alarak uyguladığı statik dış politika anlayışı, bazı mecburiyetler karşında farklılaşma yoluna girmiştir. Bunda şüphesiz ulusal bütünlüğü tehdit eden kimi dayatmalar kadar dünya siyasetinin artık çok kutupluluğa olan yönelişinin de etkisi vardır. Dolayısı ile "merkez köprü ülke" konumu giderek belirginleşen Türkiye'nin bu yönde açılımlar yapması kaçınılmazdır. Aralık 2001'de yayınlanan 2023 dergisinde bu noktada bazı fikirlerimizi ifâde etmiş ve "gün geçtikçe büyüyen bölgesel ve küresel stresler ülkemizi de derinden etkilemekte, bu durum ise Türkiye'ye ciddî tehlikelerin yanında önemli açılım imkânları da sunmaktadır" diyerek, "Türkiye Stratejisini Arıyor" tespitini yapmıştık. Giderek şiddetini artıran bu arayışın bir mecrada yön bulabilmesi için şüphesiz mevcut dünyayı şekillendiren felsefenin yerine yenisinin ikame edilmesi gerekmektedir. Felsefî arka planı olmayan bir anlayışın olumlu neticeler vermesi beklenemez, bu yüzden özelde Türkiye'nin taşıdığı kültürel kodların deşifresinin yapılması ve bunun insanlığın hizmetine sunulması gerekmektedir.

Ayrıntılar İçin Tıklayınız...


Teknoloji

Uzay'da Tatil Yapmaya Ne Dersiniz?
Görme Özürlülere Titreşimli Baston
Mükemmel Robot Dozerler
Geçmişe Yolculuk Neden Mümkün?
Ayçiçeğinden Kauçuk
Elektrikli Savunma Silahı
Arabalara Otomatik Pilot
DSC350 Webcam
El radyosu: RJ-90


Lozan-Sevr Çatışma Düzleminde
Türkiye-AB İlişkileri

Kâzım ÜTÜK

Dünya tarihinde insanlığın, medeniyetlerin ve milletlerin geleceğini etkileyecek kırılma noktaları vardır. Bu kırılma noktalarını iyi analiz etme iradesini gösterebilenlerin varlıklarını "kendi" olarak devam ettirme imkânını kazanmaları ne kadar hakları ise, bu tahlili yapamayanların da tarih sahnesinden silinerek yok olmaları o kadar tâbiîdir. Osmanlı'nın varlığını tehdit eden bir kırılma noktasında Türk milleti, varolma azmini ortaya koyarak Türkiye Cumhuriyeti'ne evrilmiş ve mevcudiyetini korumuştur.

Diğer yandan, bir medeniyet için bile uzun gelebilecek bir süreç olan Rönesans'ın yeniden şekillendirdiği Avrupa'da sonradan yaşanan makineleşme çağı insanların ihtiyaçlarını ve taleplerini farklılaşmıştır. Bu ihtiyaçların şekillendirdiği bir dönemde çağına ayak uydurması zorlaşan ve imparatorluk olarak varlığını devam ettirmesi giderek imkânsız hâle gelen Osmanlı zamanında başlayan modernleşme veya batılılaşma hareketi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kendisine seçtiği temel yol olmuştur.

Batı'ya yüzünü dönerek çağdaş milletler seviyesine ulaşma idealini gerçekleştirmek için bir dizi reform hareketine giren Türkiye'nin hedef olarak seçtiği Batı'yla kıyaslandığında, bu maksadına tam olarak ulaşamadığı eleştirisi yapılabilir ise de, bu uzun vâdeli projede hepten başarısız olmadığı ve muadili olan (modernleşmeye aynı zaman dilimi içinde başlamış çoğunluğu eski sömürge olan) ülkelere bakıldığında kısmen de olsa bir mesafe kat ettiği söylenebilir.


ABD'ye Hegomanya Dışında Bir Strateji Önerisi
Yeni Büyük Strateji

Benjamin SHWARZ/Christopher LAYNE

Elli yıldan fazladır Amerikan dış politikası diğer büyük güçlerin ortaya çıkmasını önlemeyi amaçladı -ki bu politikanın zamanla çok meşakkatli, nafile ve artan bir oranda riskli olduğu ispatlandı-. Eğer şimdi Amerika tahtından vazgeçer ve diğer ülkelerin kendi başlarının çarelerine bakmalarına izin verirse, hem ABD daha emniyette olur, hem de dünya artan bir hızda istikrara kavuşur.
Soğuk savaş bitti biteli, ABD'nin "Büyük Stratejisi" ülkenin karşı konulmaz askerî, ekonomik ve siyasî hâkimiyetini muhafaza etme anlayışı etrafında şekillendi. Günümüze kadar Amerikalılar'ın çoğunluğu bu stratejiye muvafakat ettiler, zirâ ödenen bedellerin tahammül edilebilir kadar küçük olduğu zannediliyordu. Ne var ki, 11 Eylül saldırıları bunun tam tersinin doğru olduğunu ispatladı. Bu saldırılar ne sıradan idiler, ne de belli bir mantıktan yoksun... Saldırıları gerçekleştirenler, ince hesaplarla, ABD'yi bazı spesifik politikalarını değiştirmeye zorlamak için hareket ettiler -ki bu politikalar Amerika'yı global açıdan bir dünya hâkimi olarak görme anlayışına dayalı olarak oluşturuluyordu-. Saldırılar aynı zamanda "Amerikan hâkimiyeti" gerçeğine karşı da vahşî bir tepki idi.


11 Eylül'deki Saldırı Sonrasında
Uluslararası Terörizm ve Terörle Mücadele
Prof. Dr. Osman Metin Öztürk


Terörizm, yasadışı siyasî ve stratejik bir amacı gerçekleştirmek için, bilinçli ve plânlı bir şekilde, mâsum insanlar ve kurumlar üzerinden, asıl hedef durumundaki daha büyük ve güçlü kitlelere ve kurumlara yönelik olarak, doğrudan veya dolaylı şiddet kullanılması, şiddet kullanma tehdidinde veya sair baskılarda bulunulmasıdır.
Terörizm, bir toplumu ve ülkeyi ayakta tutan ne varsa, bunları aşındırmayı, tahrip etmeyi, ortadan kaldırmayı ve bu sûretle ortaya çıkacak boşluktan yararlanarak hedeflerini gerçekleştirmeyi amaçlar.
Günümüz şartlarında, terörizmi sâdece iç dinamiklerle ve sâdece bir ülkenin coğrafî sınırları ile açıklamak güçtür. Bu nedenle eğer;
- Terörizm, birden fazla ülkenin topraklarını ve insanlarını hedef alıyor veya kapsıyorsa,
- Ulusal bir sisteme, ülke dışından yöneltilen bir şiddet veya şiddet yüklü bir tehdit eylemi içeriyorsa, o zaman uluslararası terörizm sözkonusudur.

Bu bağlamda, uluslararası terörizm olarak mütalaa edilebilecek eylemler dizisi içinde, bir devlet,
- Bazı stratejik kazanımlar için terörizmi doğrudan bir dış politika aracı olarak kullanıyorsa,
- Resmî olarak belirlenmiş ulusal hedefleri doğrultusunda terörizme her türlü desteği sağlıyorsa,
- Başka ülkeleri hedef alan terör örgütlerinin ülkesinde barınmasına hoşgörü ile yaklaşıyorsa, bu durumda da devlet destekli uluslararası terörizmden söz edilir.


Yönetim ve Bürokrasinin
Yozlaşmadaki Rolü

Doç. Dr. Özcan YENİÇERİ

Son otuz yıldır Türkiye'de tartışılmayan "obje ve suje" kalmamıştır. Belirli amaçlara hizmet eden tartışmalar hem seviye hem de yarar itibariyle istenilen sonuçları üretememiştir. Tartışmalarda öne çıkan olguların genel karakteri, 1970'li yıllarda "ideolojik", 80'li yıllarda "ekonomik", 90'lı yıllarda "demokratik", 2000'li yıllarda ise "küreselleşme" ve "AB" ağırlıklı olmuştur. Ancak birbirinin içinde, birbiriyle ilişkili, bir anlamda aralarında "sebep-sonuç" ilişkisi olan olguların birbirlerinden soyutlanarak ve kendi dar alanları içine hapsedilerek sürdürülen tartışmalardan arzulanan sonuçların elde edildiğini söylemek mümkün değildir. Zirâ demokrasi kültürden, toplum bireyden, hukuk devletten soyutlanarak ele alınırsa, ne objenin ne de sujenin anlaşılması mümkün olabilir. Yapısal ve kurumsal sorunlar görmezlikten gelinerek yapılan analizler de olguları açıklamak için yeterli olmamaktadır.

Örneğin, temel eğitim yasası çıkarılarak eğitimin, CMUK çıkarılarak adâletin, tütün, çay ya da şeker yasaları çıkarılarak ekonominin sorunlarının çözülebileceğini sananlar yanılmaktadırlar. Çünkü sorun yasa sorunu değil; irâde, kültür ve bilinç sorunudur. Avrupa Birliği'ni amaç hâline getirenlerin ya da AB'yi âdeta Agustin'in "Tanrı Devleti" gibi görerek AB'ye girmekle cennete girmek arasında bir fark olmadığını savunanların yanılgısı da tarihe geçecek kadar büyük olacaktır. Kalkınmışlık, gelişmişlik ve uygarlık ithal edilemez, üretilebilir.

Toplumlar ekonomik sorunlarının altından kalkmaya, daha da özgürleşmeye ve hukuklarını yüceltmeye ancak kendi irâdeleriyle karar verdiklerinde istenilen sonuç alınabilir. Yorulmadan, üretmeden, ter dökmeden, örgütlenme yeteneği kazanmadan, özgürleşmeden hiçbir toplum kalkınmış olamaz, dolayısıyla da ba-ğımsız kalamaz. Halka üretken olmanın, özgür olmanın, katılımcı olmanın, hukuka saygılı olmanın ve değer üretmenin kendilerini özgürleştireceği telkin edileceği yerde, "AB'ye girmekle her şeyin kökünden hâlledileceği" gibi bir yaklaşım benimsetilmeye çalışılmaktadır.


Stratejik Derinlik
Prof. Dr. Ahmet DAVUTOĞLU

Stratejik teorileri kalıcı kılan temel unsur, tasvir, açıklama ve anlama düzlemlerindeki nesnellik ile anlamlandırma ve yönlendirme düzlemlerindeki öznellik arasında sağlıklı bir irtibat kurabilme kabiliyetleridir. İçinde yaşanan stratejik realitenin uluslararası konjonktür çerçevesinde ortaya konabilmesi, anlamlandırma ve yönlendirme düzlemlerindeki öznel perspektifi hem sağlam bir zemine dayandırır, hem de uygulanabilir politikalara dönüştürülebilmesini sağlar.

Bu stratejik teorileri kalıcı kılan diğer önemli unsur ise bu yaklaşımların inceleme nesnesi olarak merkeze aldığı ülkenin/toplumun sabit verileri olan tarihini ve coğrafyasını, daha soyut bir ifadelendirme ile, zaman ve mekan boyutlarını kapsayan çift yönlü bir derinlik ile incelenmesidir. Geçmiş-konjonktür-gelecek bağlantısını kuracak olan tarihî derinlik bir yandan yaşanan realitenin zaman boyutu içinde kavranabilmesini sağlarken diğer yandan her bir uygulama alanındaki aktörlerin algılamalarının, davranış biçimlerinin ve stratejik zihniyetlerinin bu boyut içindeki etkisini ortaya koyar.

Tarihî derinliğine nüfuz edilememiş bir uluslararası ilişkiler alanının konjonktürel yönünü tasvir etmeye çalışmak incelenen kişinin hafıza kayıtlarını yok sayarak bir psikoloji tahlili yapmaya benzer. Böylesi bir tahlilin konjonktürel bunalımları anlayabilmesi de, stratejik bir süreklilik içinde gelecek perspektifi çizebilmesi de mümkün değildir.

İÇİNDEKİLER
MART 2002 - Sayı 11
Teknoloji
Lozan-Sevr Çatışması Düzleminde
Türkiye-AB İlişkileri

Kâzım ÜTÜK
Bilkent Üni. Uluslararası İlişkiler Bl. Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hasan ÜNAL ile Söyleşi:
Yolsuzlukla En Fazla İtham Edilenler,
En Fazla AB Yanlısı Görünüyor...
Yeni Büyük Strateji
Benjamin SHWARZ/Christopher LAYNE
11 Eylül'deki Saldırı Sonrasında
Uluslararası Terörizm ve Terörle Mücadele

Prof. Dr. Osman Metin ÖZTÜRK
Stratejik Derinlik
Prof. Dr. Ahmet DAVUTOĞLU
Yönetim ve Bürokrasinin Yozlaşmadaki Rolü
Doç. Dr. Özcan YENİÇERİ
Ahıska Türkleri Sorunu
Dr. Yaşar KALAFAT
Kamil AĞACAN/Mahmut Niyazi SEZGİN
Çin'deki Gizemli Yapılar Beyaz Piramitler

Sevgi Büyütendir, Aşk Büyüleyen
Kubilay KAVAK

Okuma Salonu
Hazırlayan:Mehmet KUTAY

B.Ü. U. İ Bl. Öğr. Üyesi Doç. Dr. Hasan ÜNAL
Uzun Zamandır AB Türkiye'de Psikolojik Bir Harekât Yürütüyor...

Yolsuzlukla En Fazla İtham
Edilenler, En Fazla AB Yanlısı Görünüyor...

Hasan ÜNAL - Şimdi Karen Fogg'un e-postalarının açıklanması diye bir şey yok, çünkü bunun devletin herhangi bir birimi tarafından toplandığı ve yine devletin bir birimi tarafından Aydınlık Dergisi'ne verildiğine dair elimizde bir malûmat yok. Bu bilgi olmadığı sürece de, bunun bir şekilde bu derginin eline geçmiş olduğunu düşüneceğiz, yani bunun devleti ilgilendiren doğrudan bir yanı yok. Böyle bir bağlantı olmadığı için de, Türkiye'nin AB ile yürüttüğü ilişkileri etkileyecek bir bağlantının kurulması zor.

Ama şunu söyleyebiliriz, Karen Fogg'un e-postalarının muhtevası önemlidir, ki Türkiye'de üzerinde yeterince konuşulmayan tek konu da bu oldu. Muhtevanın analizi yapıldığında şu göze çarpıyor: AB, 1999 Helsinki Zirvesi'nden bu yana, Türkiye içerisinde ciddî bir psikolojik harekât yürütüyormuş ve öyle anlaşılıyor ki, bu psikolojik harekâtın merkezî de Karen Fogg'muş. Bu psikolojik harekâtın gâyesi de, Türkiye'deki devlet denen kavramı, -onların gözünde o kavramı neyi temsil ediyorsa artık- kurumları ve şahısları yıpratmak. Yazılardan anlaşılan o ki; bazen ordu, bazen ordu artı istihbarat örgütü ve başka kurumlar bu kavramın içerisine giriyor. Örneğin Millî Güvenlik Kurulu... Ama bu kavramın kapsamına eğer MGK giriyorsa, sivil iktidar da oraya dahil olduğuna göre, bundan ne anşalıdığını kestirmek biraz zor gibi... Ama benim kanaatim odur ki, elektronik mesajlarından çıkan sonuç da aynı noktayı teyid ediyor: Bunlar orduyu bir şekilde kuşatma altına almayı amaçlıyorlar.
AB, Türk siyasetçilerinden tavizler almaya yönelik bir siyaset izliyor ve bunu engellediğini düşündüğü Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmaya yönelik bir psikolojik harekât yürütüyor. Basın mensuplarından, televizyonculardan, üniversite çevresinden, pek çok devlet kuruluşunda çalışanlardan, oradan Sivil Toplum Örgütleri'ne varıncaya kadar bir çok insan bu psikolojik harekâtın mütemmim cüzü durumunda. Öyle anlaşılıyor ki bunların çoğu AB fonlarından değişik biçimlerde ve yollarla besleniyorlar.


ESKİ SAYILAR

Şubat 2002 - Sayı 9

Bir Yaman Çelişki KENT ve İNSAN

 

Bilgi Çağında Yeni Kent Oluşumları

Mimar Cengiz BEKTAŞ ile Söyleşi
"Önce Kültür Kirlendi Sonra Hava, Su ve Toprak"

Ocak 2002 - Sayı 9

Küresel Kıskaçta
Can Çekişen
TÜRK TARIM
I

Tarım ve Köyişleri Bakanı Prof Dr. Hüsnü Yusuf GÖKALP İle Söyleşi
Prof. Dr. Oktay SİNANOĞLUİle Söyleşi:
Dili Yok Olan Milletler Tarih Sahnesinden Silinir

Aralık 2001 - Sayı 8

Taşlar Yerinden Oynarken
Türkiye Stratejisini Arıyor
Prof. Dr. Ahmet DAVUTOĞLU İle Söyleşi
Kuzey-Güney, Doğu-Batı Ekseninde
Türkiye'nin Stratejik Derinliği


Kasım 2001
- Sayı 7

TÜRKİYE, HAZAR VE AFGANİSTAN EKSENİNDE
PETRO
POLİTİK

Alev ALATLI İle Söyleşi
Ergenekon'dan Kızılelma'ya
Bir Rüya'ya Yeniden Uyanmak


Ekim 2001 - Sayı 6

3. Dünya Savaşı Tehdidi Altında Tercihimiz:


NEFRETİN SAVAŞI MI?
SEVGİNİN BARIŞI MI?

 

Eylül 2001 - Sayı 5

Türkiye Ne Kadar Güvenlikte?...

Bilge Kağan Hazinesi
Tika Başkanı Dr. Öner Kabasakal ile Söyleşi


İş ve Zihniyet Dünyasının Kimyası Değişirken

Ağustos 2001 - Sayı 4

Kâzım Mirşan: Türk Tarih Tezi Üzerinde Yeniden Düşünülmeli

Deprem

Uzgörü

İklim

Temmuz 2001 - Sayı 3

The Türkçe

Prof. Dr. Mehmet Aydın ile "Din Felsefesi Üzerine sohbet

Yeniden Doğan Vatan: Kırım

Türkiye Kıbrıs Politikasını Gözden Geçirmelidir

Haziran 2001 - Sayı 2

Uyanan Ejderha: ÇİN

Dış Ticaret Müsteşarı Kürşad Tüzmen'le Röportaj

İhanet İdeolojisi

Biz milenyumlular

Mayıs 2001 - Sayı 1

Dünya dönüyor...
Kimin için?


Alev Alatlı ile İkinci Aydınlanma Çağı

Bilgi Toplumunda Savaş

Ekonomik Gelişmeler ve İktisadi Kriz

 

 
Bu sitenin yapımı ve internet hizmetleri FORSNET tarafından sağlanmaktadır