Yıl:5   Sayı: 59   Fiyatı: 6.5 YTL



  

Macarların tarih sahnesine çıkmaları 896 yılında Karpat havzasına gelmeleriyle başlar. Bununla birlikte, Macarların kendilerinden önce aynı yolu izleyen soydaşları Hunlar ve Avarları takip ettiği ifâde edilmektedir. Bugünkü Macarların ataları arasında Türklerin de olduğu görüşünü destekleyen önemli tarihî veriler söz konusudur. Nitekim, 1300 yılına kadar Macar hükümranlarının seçildiği Macar millî hanedanı Arpad sülâlesi Türk soyundan gelmiştir. Yine o dönemde Bizans kaynakları Avrupa içlerine ilerleyen bu kavmi “Türkler” diye zikretmiştir. Kuzey Kafkasya ve Volga-Don ırmakları arasında yaşayan Macarların eski atalarının Türklerle birlikte yaşamaları ve göç esnasında bazı Türk boylarının da onlara katılarak Karpat havzasına gelmesinin dışında, önemli Türk kavimlerinden olan Peçeneklerin 11. yüzyıldan sonra bütün Balkanlar, Bizans toprakları ve Macaristan’a yerleşmesi de bu görüşü destekler veriler arasındadır. Peçeneklerin ardından Kumanların da Macarların meskûn olduğu bölgeye geldiği bilenmektedir. Bu ve benzeri veriler, Macarların kökenlerini Asya’da aramalarına ve kendilerini Turanî kavimler arasında saymalarına imkân tanımıştır.

Macarlarla Türkler arasındaki münasebetin seyri, Osmanlı’nın Rumeli bölgesine yönelmesiyle yeni bir boyut kazanmıştır. Osmanlı’nın Batı’ya yönelen seferlerinde karşılarına çıkan en ciddî rakip Macarlardı. 150 yıl kadar süren Macar mukavemetinin kırılması, Kanun Sultan Süleyman devrinde kazanılan 1526 Mohaç zaferiyle olmuş; Macarlar 150 yıl kadar Osmanlı’nın egemenliği altında kalmışlardır. 1683 Viyana bozgunundan sonra Macaristan’da Osmanlı hâkimiyeti sona ermişse de Macarların akıbeti değişmemiş, takiben Habsburglar Macar topraklarına egemen olmuşlardır. Bu dönemde Osmanlı Macar ilişkisi farklı bir seyir kazanmıştır. Osmanlı’nın 1699‘da Karlofça Barış Antlaşması ile hemen hemen bütün Macaristan topraklarını terk etmesi neticesinde gelişen dostluk ilişkisi günümüze kadar devam etmiştir. Macaristan’ın bağımsızlık mücadelesinin önemli kahramanları, ülkesinin bağımsızlığı için mücadele eden yüzlerce Macar bu dönemde sığınmak için Türkiye’yi tercih etmişlerdir. Bu dostluk öyle bir noktaya erişmiştir ki, Osmanlı kendisine sığınan Macar kahramanların iade edilmesi taleplerine şiddetle karşı çıkarken, kimi Macar komutanlar avdet ederek Osmanlı ordusu içinde önemli görevler ifa etmişlerdir.

Türkoloji alanında önemli çalışmaların Macaristan’da başlaması ve dünya tarihinde ilk Türkoloji kürsüsünün yine Macaristan’da kurulmuş (1870) olması, Macarlar ile Türkler arasındaki münasebetin derinliğini işaret etmesi açısından önemli bir veridir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra da iki ülke arasındaki dostluk münasebeti devam etmiştir. 1956 yılındaki Macar İhtilâli akabinde yüzlerce Macar’ın Türkiye’ye sığınması bunun bir göstergesidir.

.
  


   
   


        
Geçmiş Sayılarda Yayınlanan bazı yazıların tam metinleri
Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin PAZARCI ile Söyleşi
İstediğiniz Şerhi Düşün, Uyum Protokolü’nün İmzalanması; “Kıbrıs Cumhuriyeti” Adı Altında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni Tanımak Anlamına Gelir
Irak Türkmen Cephesi (ITC) Türkiye Temsilcisi Ahmet Muratlı ile Irak Seçimleri ve Yaşanan Gelişmeler Üzerine Söyleşi
Kerkük, Savaş Ganimeti Gibi
Kürtlere Sunulmaktadır
Seksen Yıllık Cumhuriyet'in
Kimlik Meselesi...

Prof. Dr. E. Semih YALÇIN
Prof. Dr. Sina AKŞİN ile Söyleşi
Türkiye Bağımsızlığını Yitirmiş Durumda
Büyük Ortadoğu ve Kafkasya
Prof. Dr. Anıl Çeçen
2023 e-mail grubuna üye olmak için;
Yukarıdaki Form kutusuna mail adresinizi yazıp,
Üye Ol butonuna basınız...




  



Türk Kültürüne
Hizmet Eden
Macar Türkologlar


Prof. Dr. Şerif BAŞTAV

Ankara Üniversitesi’nin Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde, kuruluşundan beri bir Hungaroloji Anabilim Dalı mevcuttur. Daha 1935 yılında, özel bir kanunla Fakülte kurulurken Atatürk’ün arzusu üzerine Hungaroloji Bölümü de Fakülte’de kurulmuştur. Hungaroloji, Macar milletinin yazı ile meydana getirdiği kültürü araştıran bir ilim dalıdır. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde bu bölüme neden yer verildiği sorusu zaman zaman tartışma konusu olmuştur.

   



Tarihten Günümüze Türk-Macar İlişkileri

Prof. Dr. Hicran YUSUFOĞLU 

Fin-Ugor kökenli ve Fin-Ugor dilli bir halk olan Macarlar, anayurtları Ural Dağları Bölgesi’nden, Batı–Sibirya’ya, buradan da 463’teki İç Asya kavim hareketleri sırasında Kafkasya Bölgesi’ne gelerek, başta Onogurlar olmak üzere diğer Türk kavimleriyle birlikte Hazar Devleti egemenliğinde yaşamışlardır. Hazarların zayıflamasıyla birlikte, adlarını 800-830 yıllarında Bizans, Ermeni ve İslâm kaynaklarında Türk olarak gördüğümüz Macarlar, önce Karadeniz’in kuzeyindeki yurtları Levédia’ya, sonra Etelköz’e göçmüşler, bu iki yurtlarından da Peçeneklerin baskısıyla ayrılıp 896 yılında Karpat Havzası’nda yurt tutmuşlardır.
   



Jeopolitik Hayat Alanları Arasına Sıkışan Ülke: Macaristan 

Doç. Dr. Celalettin YAVUZ

Macaristan denilince ilk aklıma gelen; “Ak Tolgalı Beylerbeyi Haykırdı! İlerle/Bir yaz günü geçtik Tuna’dan kafilelerle” dizesidir. İlk kez 1996 yazında Almanya’dan yola çıkarak, önce Çek Cumhuriyeti, ardından transit geçişle Slovakya ve Macaristan’a varışımı hatırlıyorum. Almanya’da terör nedeniyle güvenlik önlemi alma zorunluluğu, diplomatik plaka kullanmamıza engel olmuştu. Macar sınırından girerken sınırdaki Macar görevlinin diplomatik pasaportumu görünce, bozuk ancak kulağıma çok hoş gelen Almancası ile söylediği, “Sen diplomat, diplomat beklemez, hemen şuradan gidin!” şeklindeki sözleri hâlâ kulaklarımdan çıkmıyor.
   



Türkiye ve Macaristan

Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

Türkler ve Macarlar, Ural-Altay kökenli kabilelere dayanan bir geçmişten geldikleri için tarihsel olarak akraba sayılabilirler. Türkler de Macarlar da Asya’nın ortalarından çıkmışlar ve daha sonra göçler yolu ile Avrupa kıtasına gelerek, Batı dünyasının ortalarında devletler ve imparatorluklar kurmuşlardır. Avrupa tarihi incelendiğinde Türklerin Hun ve Avar imparatorlukları ile kıtaya geldikleri ve daha sonraları da Balkan merkezli bir imparatorluk olarak Osmanlı İmparatorluğu’nu kurdukları anlaşılmaktadır. Her iki ulus da dünyanın merkezi bölgelerinde siyasal gücü ele geçirebilmişler ve kendilerinin merkezde yer aldığı bir imparatorluk düzenleri oluşturabilmişlerdir.

   



Macaristan ve Romanya Arasındaki Transilvanya Sorunu

Emre SARAL


Etnik karışıklıklar, soğuk savaşın sona ermesiyle Balkanlar’ın siyaset sahnesine yeniden taşınmıştır. 20. yüzyılın son on yılını işgal eden Yugoslavya savaşlarına, Kosova ve Makedonya’da yaşanan gelişmelere, etnik temizlik suçlamalarına, milliyet kavgalarına uluslararası platform daha fazla seyirci kalamamış ve başta NATO ve AB olmak üzere bölgeye hem askerî hem de ekonomik yardımlar yapılarak, söz konusu etnik karışıklık alevi biraz olsun küllendirilmeye çalışılmıştır.

   



Tarihteki Macar Misafirlerimiz

Nesrin GÜRKAN

IX. yüzyılın ortalarına kadar Kuzey Kafkasya’da Türk kavimlerinin hâkimiyeti altında yaşayan Macarlar, 896 yılında bugünkü yurtlarına yerleşmişlerdir. Orta Avrupa’daki yeni yurtlarına yerleştikten sonra göçebelikten vazgeçerek yerleşik yaşamı seçmişler ve 1000 yılında ilk Hıristiyan Macar kralı olan Szent (Aziz) Istvan’ın Papa’nın elinden taç giymesi ile Hıristiyanlığı kabul etmişlerdir. Macarlar, yaşadıkları toprakların stratejik konumu nedeniyle tarihte birçok kez büyük güçlerin egemenliği altında kalmışlardır.

   



Macaristan’da Osmanlı Kültürü Temsilcisi:
Gül Baba


İsmail Tosun SARAL

Türkiye’de, Balkanlar’da ve hatta Asya’da Gül Baba adını taşıyan bir çok ermiş ve bu ermişlere âit makamlar, türbeler, tekkeler vardır.1 Bu ermişler hakkında ne yazık ki pek fazla bilgi bulunmamaktadır. Bu “Gül Baba”lardan en tanınmışı XV. yüzyıl sonunda ve XVI. yüzyıl başında yaşamış, Budapeşte’nin Buda (Budin) kısmında türbesi bulunan ünlü bir Türk mücâhidi ve Bektaşî dervişi olan Gül Baba’dır. Bu türbe, gerek Macarlar gerekse Türkler tarafından özenle korunmuştur. Tarihî şahsiyeti, yaşadığı çağ ve çevre hakkında çeşitli rivâyetler bulunan Budinli Gül Baba, Evliya Çelebi’nin merhum babasından naklettiği bilgiye göre, Merzifonlu bir Bektaşî dervişidir.
   



Budin Paşalarının Macar Dilini Teşviki ve Dinî Hoşgörüsü 

Arş. Gör. Yasemin ALTAYLI

Budin’in Osmanlı İmparatorluğu’nun eline geçmesinin (1541) ve 12 Sancaklık Budin Vilâyeti’nin kurulmasının ardından buraya atanan Budin paşaları, Osmanlı-Macar politik, siyasî ve içtimaî hayatında büyük rol oynamışlar ve iki ülkenin kaderini tayin etmişlerdir. 16. yüzyıldan sonra doldurdukları makamın önemi daha da artan Budin paşaları Osmanlı’yı, Viyana’yı ve Macarları memnun etmeleri gerektiğinden, bölgenin içinde bulunduğu siyasî, kültürel ve toplumsal özellikleri çok iyi tanımak zorundaydılar. Hemen hemen tüm Budin paşaları vilâyet hayatını bilen tecrübeli kimselerdi.

   



Gürcistan’ın Türk Politikası ve Cavaheti-Ahıska’da Otoriter Tehditler

Rasim BAYRAKTAR


1999’da Avrupa Konseyi’ne Ahıskalı Türklerin vatana dönüşünü taahhüt eden Gürcistan Yönetimi, son günlerde konuyla ilgili çalışmalarına hız kazandırmıştır. 2005’in son günlerinde gerçekleşen gelişmeler elle tutulur niteliktedir. Gerek Gürcü, gerekse Ermeni, Rus basınında yayınlanan haberler, Saakaşivili Yönetimi’nin meselenin çözümü için kolları sıvadığını göstermektedir. Yönetim, sorunların çözümünde aşırı cesaret göstermenin yanında, bir o kadar da aşırı ırkçı gözükmektedir. Ülkesinden sürgün edilen Ahıskalı Türklerin soyu ile ilgili yeni bir kimlik arayışı içindedir.

 



Türkiye'nin Etnik Yapısı
Yazar : Ali Tayyar Önder 
Yayınevi: Fark
 


Son ayların önemli tartışmalarından birisi olan kimlik meselesine ilişkin sağlıklı bir değerlendirmelerde bulunmak için Türkiye’nin etnik yapısına dair gerçekçi bilgilere ihtiyaç vardır. 2023 okurlarının yazılarından yakından tanıdığı Ali Tayyar Önder’in bu alanda yayınlanmış eserler arasında önemli bir yere sahip çalışması Fark yayınları tarafından yeniden okuyucunun ilgisine sunuldu.
A. Tayyar Önder uzun bir araştırmanın neticesinde bilgi kirliliğine yer vermeden Türkiye’nin etnik yapısıyla ilgili önemli bilgileri ortaya koyuyor. Özellikle AB süreciyle birlikte tartışmaya açılan ve kimi ilmi seviyesi tartışılır eserler aracılığıyla insanların zihinlerinin bulandırılmaya çalışıldığı günümüzde Önder’in çalışması temel başvuru kaynağı niteliğinde.

 

Son Güncelleme Tarihi: 15.MART.2006
Bu Site 2023 Dergisi Tarafından Hazırlanmıştır
Webmaster: Davut Merzifonluoğlu