E-mail: bilgi@2023.gen.tr


2023 e-grubuna üye olmak için tıklayınız

Dağıtım Noktaları » Abonelik Formu » Görüş ve Öneriler »

Dünya Şampiyonu Türk Millî Takımımızı Şimdiden Kutluyoruz ... (17/06/2002)


14. SAYIMIZ 15 HAZİRAN'DAN İTİBAREN GAZETE BAYİLERİ VE KİTABEVLERİNDE


SUNUŞ

Ortadoğu'da meydana gelen değişmeler tarihin hemen hemen her döneminde bütün dünyayı etkilemiş, bütün dünyanın ilgisini çekmiştir. Şüphesiz bunda semavî dinlerin Ortadoğu kaynaklı olmasının etkisi büyüktür. Bu anlamıyla, küresel ölçekli hâkimiyet mücâdelelerinin birçoğunda Ortadoğu coğrafyasının özel bir yere, ciddî bir öneme sahip olduğunu ve geçtiğimiz 150 yıllık dönemde olduğu gibi, günümüzde de dünya siyasetinin Ortadoğu'daki enerji kaynaklarını kontrol altına alanlar tarafından şekillendirildiğini söylemek mümkündür. Stratejik açıdan bakıldığında, Balkanlar ve Kafkaslar'da olduğu gibi, Ortadoğu bölgesi de ancak güçlü ve adâletli bir merkez ülkenin kontrolünde ve güvencesinde istikrarlı olabilmektedir.
Büyük bir merkez ülke konumundaki Osmanlı Türkiyesi'nin bölgedeki etkisini yitirmesi ile birlikte bir türlü istikrara kavuşamayan bu coğrafyanın gönümüzde ve yakın gelecekte de yeni hâkimiyet kavgalarına ev sahipliği yapacağı ileri sürülebilir. Son günlerde Filistin'in İsrail tarafından işgal edilmesi ile tekrar dünya kamuoyunun dikkatlerini üzerine toplayan Ortadoğu'da yaşanan gelişmeleri ve Irak'a karşı yapılacak muhtemel ABD operasyonunu bu perspektiften değerlendirmenin gerekliliğine inanıyoruz. Kısacası, Ortadoğu bir kez daha küresel ölçekli hâkimiyet mücâdelesinin merkezi olarak dünya siyasetini etkilemeye devam ediyor. Ve ne yazık ki bugünkü çatışma ortamında en çok zararı her zaman olduğu gibi yine siviller görüyor.

Ayrıntılar İçin Tıklayınız...

Teknoloji

Dünya'nın Fişini Ay'a Takacaklar
Yalancı, Yalancı...
2880 Yılında Dünya'ya Göktaşı Çarpabilirmiş
Amerikalılar'ın Yeni Kâbusu
Deriden Sinir Hücresi Elde Edildi
İnsanötesi Geleceğimiz
Aiptek PenCam Trio
SONICblue Rio Volt MP3/WMA/CD Çalıc
Z-CoiL Freedom 2000 Ayakkabı
Japonlardan Lüks Scooter
Su İle Çalışan Filiz Dikme Kazması

ASAM Ortadoğu Masası Başkanı Dr. Nihat Ali ÖZCAN ile Söyleşi


ABD Geri Durduğundan, Şaron Bu Kadar Pervasız Hareket Edebildi

2023- 11 Eylül'den sonra Ortadoğu'da neler oluyor? ABD'nin Ortadoğu stratejisi sizce nasıl şekilleniyor?
N. Ali Özcan- Amerikan çıkarları açısından baktığınız zaman Ortadoğu önemli bir yer tutuyor. Neden önemli bir yer tutuyor? Birincisi Ortadoğu'nun jeopolitik konumundan kaynaklanan bir durum, ikincisi de özelikle Batı dünyasının en büyük gücü ABD'nin uluslararası sistemdeki ekonomik entegrasyon ve karşılıklı bağımlılık gereği enerji güvenliğini sağlaması açısından Ortadoğu çok önemli. Ayrıca iç politik nedenlerden dolayı da İsrail'in güvenliği Amerika tarafından önemseniyor. Amerika'nın iç güvenliğini tehdit eden kitle imha silâhlarının yayılması, terörizm meselesi gibi konular ABD tarafından tanımlanan terörizm kavramı ile yanyana geldiğinde, aslında "11 Eylül bize ne dikte etti?" sorusu gündeme geliyor. 11 Eylül hoşumuza gitse de gitmese de küresel sistemde ABD'nin tek oyuncu olduğunu dikte etti, çünkü Soğuk Savaş sonundan 11 Eylül'e kadar olan dönemde uluslararası sistemi tanımlamakta biraz zorluk çekiyordu bu hususla ilgilenenler. Çünkü nasıl bir sistem var, "bu sistem kimleri ortaya çıkardı ve kimler burada belirleyici?" diye tereddütler vardı, ama 11 Eylül'den sonra kısa sürede yaşanan gelişmeler, ABD'nin Afganistan'a gönderdiği askerler ve bölgedeki ülkelerle olan ilişkileri bize gösterdi ki; ABD yeryüzünün herhangi bir yerinde bir askerî operasyon gerçekleştirebilecek bir kaâbiliyette ve üstelik çıkarlarının tehdit edildiğini hissettiği alanda bunu yapabilecek durumdaki tek güç. Kaldı ki ABD açısından Afganistan'ın jeopolitiği çok önemliydi. Çünkü ABD'nin Afganistan'a müdahalesi kendisi ile küresel rekabete girebileceği düşünülen gerek Çin'in gerek Rusya'nın asılında görünenden çok daha zayıf olduğunu ortaya koydu. Ayrıca AB'nin bu konuda hiç sesini çıkarmaması da, ABD'nin tek küresel oyuncu olduğunu gösterdi.
İkincisi tabiî Afganistan'daki tehdidin niteliği de bu konuda şekillendirici oldu. Böyle bir tehdidi çevreleyip sonuca gidebilmeniz için her şeyden önce bir uluslararası mutabakat sağlamanız gerekiyor. Neden uluslararası mutabakat sağlamanız gerekiyor? Bunun iki nedeni var. Birincisi Afganistan'daki jeopolitiğin ve sosyal dokunun geçirgenliği... Afganistan'ın sınırları doğal olmadığı için Afganistan'daki etnik grupların gerek Pakistan'a uzanan bölümü Peştunlar, gerekse Orta Asya Cumhuriyetleri'ne uzanan Türkler'in durumu, gerekse bölgeyi kültürel hinterlandı gibi algılayan İran'ın durumu açısından değerlendirmek lâzımdır. İçerdeki tehdidi, yani klâsik savaşlarla mücâdele etmeyecek olan Taliban ve El Kaide'yi denetim altına alabilmek için Afganistan'ı çevreleyen bu ülkelerle bir ittifak kurmanız gerekiyor. Böyle bir mücâdele uzun süreli bir mücâdeledir, iki gün içinde netice almanız mümkün değildir, belki 5-10 yıl sürecek. Bu beraberinde Amerika'nın diğer çıkarlarını da gözetecek bir stratejiyi gerektiriyor. Siz burada kalacak ve askerî operasyona girecekseniz, buradaki mevcut yapılardan ve gelişmelerden çıkarlarınızı belirlemeniz ve çıkarlarınızı maksimize etmeniz gerekir. Küresel sistemde bugün ABD tek başına politika yapabilecek ve uygulayabilecek güçte, 11 Eylül bu güce karşı Çin'in veya Rusya'nın yapabileceği bir şey olmadığını gösterdi
.


ABD Ortadoğu'dan Dışlanıyor mu?
Irak Operasyonu Bir Başka Bahara mı?

Prof. Dr. Osman Metin ÖZTÜRK

Ortadoğu'da olaylar hızlı bir şekilde gelişiyor. Kamuoyuna yansıyan gelişmelerin, bir de perde arkası var. En azından, görünürden farklı bir perde arkasının olduğu düşünülmektedir.
Güncel gelişmeler, son birkaç aydır bölgede cereyan eden gelişmeler ile birlikte değerlendirildiğinde, Ortadoğu bölgesinin çok ciddî değişimlere açık hâle geldiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Hatırlanacağı üzere, ABD'de geçtiğimiz 11 Eylül'de gerçekleşen terörist saldırı ile birlikte başlayan süreç içerisinde, "İslâm-Batı kültürü çatışması" söylemleri gündeme gelmişti. Daha sonra bu söylemlerin neden olduğu tepkiyi tolere etmek için bâzı adımlar atılmış olsa bile, İslâm ile terörü özdeşleştiren ve bu çerçevede İslâm ülkelerinin hepsini genel olarak aynı kefeye koyan bu bakış açısı, İslâm ve Arap dünyasında ciddî bir Batı ve özellikle ABD karşıtlığını ortaya çıkarmıştı.
Bu karşıtlık, özellikle Ortadoğu'da öne çıkmıştı. 1970'li yıllara kadar, İngilizler'in Batı'yı temsil etmesi ve bölgeyi kontrol etmesi; arkasından bu misyonu Amerikalılar'ın İngilizler'den devralarak sürdürmesi nedeniyle, esasen bölge halklarında bir Batı karşıtlığı daha önce de mevcuttu. Özellikle, bölge ülkelerinin yönetimlerinin çoğunun, halklarına rağmen, sırtlarını ABD'ye dayamak sûretiyle iktidarlarını sürdürdükleri; bu durumun da bölge ülkelerini ani radikal siyasal değişimlere açık tuttuğu bilinmektedir.
Ancak, 11 Eylül 2001'den önce bölgede mevcut olan bu durum, 11 Eylül'deki terör hâdisesinden hemen sonra gündeme gelen "İslâm karşıtı" söylemler nedeniyle, çok daha ileri bir noktaya ulaşmıştır.
Sözkonusu terörist saldırı sonrasında ABD'nin, terörizmle mücâdele bağlamında, aynı zamanda bir İslâm ülkesi olan Afganistan'a operasyon düzenlemesi; arkasından yine aynı zamanda bir İslâm ve Arap ülkesi olan Irak'a da bir operasyon düzenlemesini gündeme getirmesi, sonradan tolere edilmeye/düzeltilmeye çalışılmasına rağmen, başlangıçta ifâde edilen İslâm karşıtı söylemlerin İslâm ve Arap dünyası üzerinde olumsuz etkisini silmemiş; bilâkis, İslâm ve Arap dünyası daha ileri bir noktaya gitmiştir. Suudi Arabistan, Mısır ve Ürdün'ün son dönemde ABD'ye karşı izledikleri siyaset bu durumun somut birer işaretidir. Bu ülkelerin genelde ABD yanlısı olan yönetimleri, kamuoylarında oluşan ciddî ABD karşıtlığından çekinmeye; bu karşıtlığın, eyleme dönüşerek radikal siyasal değişmelere dönüşmesinden endişe duymaya başlamışlardır.


Irak'a Müdahale, K.Irak ve Türkmenler
Prof. Dr. Cemalettin TAŞKIRAN

11 Eylül Olayları'nın arkasından Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya'yı tamamen denetimi altına almaya yönelik çabalarının arttığı ortadadır. Afganistan'da gelişen olayların hemen arkasından, benzer bir askerî harekâtın Irak için de gündeme geleceği; hatta bunun sâdece Irak'la sınırlı kalmayarak İran, Suriye, Yemen gibi diğer ülkeleri de içine alacağı söylentileri resmî ve resmî olmayan ağızlardan ifâde edilmeye başlandı.
Fakat İsrail-Filistin olaylarının, özellikle İsrail Başkanı Ariel Şaron tarafından tırmandırılması ve bölgede karşılıklı olarak binden fazla insanın hayatını kaybettirecek boyutlarda endişe ve kaygı verici bir savaşa dönüşmesi, Irak'a yapılacak muhtemel bir müdâhaleyi şimdilik erteledi.
Bütün dünya siyasî ve askerî çevreleri ABD'nin Irak'a yönelik bir askerî harekâta niyetli olduğu konusunda fikir birliği içindedir. Yine, bu tür bir harekâtla birlikte en çok konuşulan ve üzerinde ve üzerinde çok fikir yürütülen bir başka konu da Türkiye'nin bu harekâta vereceği destek konusudur.
2001 yılı Kasım ayı sonlarında, önce ABD'de yayınlanan gazete ve dergilerde yazılan ve buradan da çeşitli basın-yayın kuruluşları ile ülkemizin gündemine taşınan bu konu hâlâ da tartışılmaya devam ediyor.
Irak'a muhtemel bir askerî harekât konusu, ülkemizde önceleri resmî sıfatı olmayan şahısların görüş ve yorumları ile gündeme getirildi. Böylece de önce Türk kamuoyu konuya "ısındırılmaya" başlandı. Daha sonra da resmî temaslarla konu yetkililerimizce tartışılmaya başlandı. 2001 Aralık ayı başında ABD Dışişleri Bakanı ülkemize geldi. Hemen arkasından Ocak 2002'de, 10 kişilik ABD Senatörler heyeti ülkemize geldi. Bu ziyaretlerle birlikte de ülkemizde yoğun bir şekilde Irak'a yapılacak bir askerî müdâhale ile bu müdâhaleye Türkiye'nin katkısı tartışılmaya başlandı. Yine 15 Ocak 2002'de Başbakanımız Sayın Ecevit'in, ABD'ye yaptığı ziyaret sırasındaki resmî görüşmelerde de bu konu görüşüldü ve tartışıldı. ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney'in 2002 yılı Mart ayı ortalarında Ortadoğu'daki Arap ülkeleriyle birlikte, İngiltere, İsrail ve Türkiye'ye yaptığı ziyaret Irak'a yapılacak muhtemel bir askerî harekât için "destek arayışı" olarak görüldü.
Dick Cheney'in Türkiye'ye gelmesinden hemen önce ABD Savunma Bakan Yardımcısı Wolfowitz ve Genel Kurmay Başkanı Genel Myers'in ülkemizi ziyaretleri ve bizzat Dick Cheney'in Türk Genel Kurmay Başkanlığı heyeti ile görüşmek istemesi ve görüşmesi bu harekâta Türkiye'nin askerî katkısını belirlemeye yönelik davranışlar olarak değerlendirildi.


Mutlakçılık Oyunu Tarih ve Eğitim
Doç. Dr. Hasan BACANLI

Tarih biliminin kitleler tarafından kavranmasında, l900'lü yılların sonlarında büyük değişiklikler meydana gelmiştir. Üstelik bu değişiklikler, sanki tarihin sonunun geldiğini öngörür gibi, tarihin değerini düşürür nitelikte olmuştur. Başka bir ifâdeyle, tarih günümüzde yeterince anlaşılmamakta ve kullanılmamaktadır. Bu yargı, belki Batı için doğru olmayabilir, çünkü sosyal tarihin bilinebildiği ve yazılabildiği toplumlarda belki tarih hâlâ egemenliğini sürdürmektedir. Marx kuramına tarihsel maddecilik demişti: Yâni neredeyse maddeden bile önce gelebilen bir tarih. Yirminci yüzyılın ortalarında öğrenciler bilim dalları içinde en çok tarihi severlerdi; çünkü kahramanlar oradaydı, başarılar oradaydı, olayların bütüncüllüğünün anlaşılması oradaydı. Ancak ne olduysa, daha sonra tarih artık sevilmez oldu. Bu durum beklenebileceği gibi dile de yansıdı ve "şanlı" tarih "tarih oldu", masallaştı, doğaüstü (aslında doğa altı demek belki daha doğru olur...) bir nitelik kazandı, günlük yaşamdan elini eteğini çekti. Tarih olmak demek, artık modası geçmiş, işi bitmiş ve değersizleşmiş, sâdece koleksiyoncuları ve akademisyenleri ilgilendiren, masal ve uydurma bir duruma gelmek demektir. Bir olayın tarih olduğunu söylersek, artık devrinin geçtiğini ve değerinin kalmadığını söylemek istiyoruzdur.
Tarihle yakından ilgili olan ve belki de bu durumun müsebbiplerinden biri, kültürün tarihe verdiği yerdir. Kültürler tarihe ve zamana bakışları açısından farklılaşırlar. Eskiden, bir olayın üzerinden 30 yıl geçtiği zaman, onun artık tarihe mâl olduğu düşünülürdü. Bu kural öncelikle olaylar hakkında tez karar vermekten kaçınmak amacıyla kullanılır idiyse de, bunun mantıksal sonuçlarından biri de tarihin gündelik yaşamdan uzaklaştırılmasıdır. Tarihin gündelik yaşama yaklaşabileceği sınır, 30 yıldır. Daha çok yaklaşırsa, tarih sayılmaz. Ancak bu durum, tabiî ki, geçmişteki olayların cereyan etme hızıyla ilgilidir. Eskiden olay yavaş ve aheste gelişirdi. Oysa şimdi tarihin bittiğinin söylenmesindeki amaç, hem hızlı, hem karmaşık, hem belirsiz, hem de etkisi çabuk geçen olaylar dünyasında yaşadığımızdır.

İÇİNDEKİLER
MAYIS 2002 - Sayı 13
Teknoloji
Küresel Hâkimiyet Mücâdelesinin Kadim Merkezi Ortadoğu
M.Ragıp VURAL
ASAM Ortadoğu Masası Başkanı Dr. Nihat Ali ÖZCAN ile Söyleşi
ABD Geri Durduğundan, Şaron Bu Kadar Pervasız Hareket Edebildi
Ortadoğu ve Türkiye
Filistin Hâdiseleri ve Irak Senaryoları
Doç. Dr. Hasan ÜNAL
ABD Ortadoğu'dan Dışlanıyor mu? Irak Operasyonu Bir Başka Bahara mı?
Prof. Dr. Osman Metin ÖZTÜRK
Irak'a Müdahale, K.Irak ve Türkmenler
Prof. Dr. Cemalettin TAŞKIRAN
Muhtemel Irak Operasyonu
Şenol DOĞANAY
Oksidantalist Araştırmacı Aytunç ALTINDAL ile Söyleşi
Misyonerlerin Gerçek Amacı Türkleri Hıristiyanlaştırmak Değil, Türkiye'yi Bölmektir
Tanzimat'tan Avrupa Birliği'ne Bitmeyen Senfoni
Doç. Dr. Özcan YENİÇERİ

Mutlakçılık Oyunu Tarih ve Eğitim
Doç. Dr. Hasan BACANLI

Trabzon'da Ermeni Tehciri
Hüseyin ALBAYRAK
Algılamada Zorluk
Mehmet Ziya VAROL
Okuma Salonu
Hazırlayan:Mehmet KUTAY

Oksidantalist Araştırmacı Aytunç ALTINDAL ile Söyleşi
Misyonerlerin Gerçek Amacı Türkleri Hıristiyanlaştırmak Değil, Türkiye'yi Bölmektir
2023-Hıristiyanlık ve gizli cemiyetler ile ilgili araştırmalarınızın nereden kaynaklandığını anlatır mısınız? Bu çerçevede oryantalist bakış açısına karşı oksidantalist bakış açısının neden gerekli olduğundan ve oryantalist düşünce biçiminin Doğu'yu tanımlamaktaki yanlışlarından bahseder misiniz?
A.Altındal- Sözkonusu konularla ilgilenmem çok eskilere gider. Ben 1964-65 yılında ilk kez bir gazetede yazmaya başladım. Aynı yıllarda Türkiye'deki "Barış Gönüllüleri" adlı Amerikan misyonerleriyle de kavga ediyorduk gençler olarak. O yıllarda rahmetli Doğan Avcıoğlu ağabeyin yayınladığı Yön dergisi bu misyonerlik faaliyetlerine ve Masonlar'a karşı yayınlar yapmaktaydı. Ben de bu konuları araştırmaya ve yazmaya başladım. Kısaca böyle. Sorunuzun ikinci kısmı çok önemli. Dünya'da "oksidantoloji" diye bir dal yok. Oryantalizm var, ama bunun karşıtı olan "Garbiyatçılık" yok. 1992'de Türkiye'ye döndüğümde uzun yıllardır oryantalizme karşı mücâdele edilmesi gerektiğini düşünüyordum. Oksidantoloji kavramını Başbakanlık'ta müşavir olarak görev yapan usta bir bürokratik arkadaş buldu. Bunu bir disiplin hâline getirmek istemiştik, ama YÖK tarafından AB standartlarına uymadığı gerekçesiyle engellendi. Sözü uzatmadan kısaca belirteyim ki Edward Said, oryantalizmi eleştirmeye başlamadan çok önce, 1960'larda Doğan Avcıoğlu'nun ve Niyazi Berkes'in yazılarında oryantalist bakış açısı deşifre edilmişti. Yâni oryantalizmin ne olup olmadığını bizler Said'ten öğrenmedik. Bu sözleri şimdi rahmete kavuşmuş olan bazı aydınlarımızı anmak ve haklarını teslim etmek için tarihe kayıt olsun diye söylüyorum.

2023-Türkiye'nin son günlerde muhatap olduğu "Misyonerlik" faaliyetleri hakkında söylenenler abartılı mı, yoksa gerçekten bir plân dahilinde ülkemiz Hıristiyanlaştırılmaya mı çalışılıyor?
A.Altındal- Bakın örnek olsun diye anlatayım. Fener Patriği'nin "Ekümenik" olamayacağını ilk kez dile getiren Prof. Niyazi Berkes'ti. Biz ondan öğrendik. Berkes Hoca ilk kez 1965'te bunu yazmıştı. Misyonerlik faaliyetleri hakkında söylenenlerin hiçbiri abartılı değildir. Tam tersine az bile söyleniyor. Ülkemiz Hıristiyanlaştırılmaya mı çalışılıyor? Hem evet, hem hayır! Evet çünkü bazı safdil ve menfaatperest kişiler para veya vaad karşılığında dinlerini satıyorlar. Yaklaşık 10.000 kadar kişi bu yollara girmişler. Hem hayır, çünkü misyonerlik faaliyetlerinin gerçek amacı Türkler'i Hıristiyanlaştırmak değil, Türkiye'yi bölmektir. Misyonerlik faaliyetleri özünde bir yabancılaştırma projesidir, dinsel değil siyasîdir.


ESKİ SAYILAR

Nisan 2002 - Sayı 12

Siyasi, Tarihi ve Kültürel Boyutlarıyla ERMENİ SORUNU


Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf HALAÇOĞLU ile Söyleşi:
"Soykırım Politikası" Türk Devlet Felsefesine Aykırıdır


Mart 2002 - Sayı 11

Lozan-Sevr Çatışma Düzleminde
Türkiye-AB ilişkileri

 

Yolsuzlukla En Fazla İtham Edilenler, En Fazla AB Yanlısı Görünüyor

 

Şubat 2002 - Sayı 10

Bir Yaman Çelişki KENT ve İNSAN

 

Bilgi Çağında Yeni Kent Oluşumları

Mimar Cengiz BEKTAŞ ile Söyleşi
"Önce Kültür Kirlendi Sonra Hava, Su ve Toprak"

Ocak 2002 - Sayı 9

Küresel Kıskaçta
Can Çekişen
TÜRK TARIM
I

T. ve K. Bakanı Prof Dr. Hüsnü Yusuf GÖKALP İle Söyleşi
Prof. Dr. Oktay SİNANOĞLUİle Söyleşi:
Dili Yok Olan Milletler Tarih Sahnesinden Silinir

Aralık 2001 - Sayı 8

Taşlar Yerinden Oynarken
Türkiye Stratejisini Arıyor

Prof. Dr. Ahmet DAVUTOĞLU İle Söyleşi
Kuzey-Güney, Doğu-Batı Ekseninde
Türkiye'nin Stratejik Derinliği


Kasım 2001
- Sayı 7

TÜRKİYE, HAZAR VE AFGANİSTAN EKSENİNDE
PETRO
POLİTİK

Alev ALATLI İle Söyleşi
Ergenekon'dan Kızılelma'ya
Bir Rüya'ya Yeniden Uyanmak


Ekim 2001 - Sayı 6

3. Dünya Savaşı Tehdidi Altında Tercihimiz:


NEFRETİN SAVAŞI MI?
SEVGİNİN BARIŞI MI?

 

Eylül 2001 - Sayı 5

Türkiye Ne Kadar Güvenlikte?...

Bilge Kağan Hazinesi
Tika Başkanı Dr. Öner Kabasakal ile Söyleşi


İş ve Zihniyet Dünyasının Kimyası Değişirken

Ağustos 2001 - Sayı 4

Kâzım Mirşan: Türk Tarih Tezi Üzerinde Yeniden Düşünülmeli

Deprem

Uzgörü

İklim

Temmuz 2001 - Sayı 3

The Türkçe

Prof. Dr. Mehmet Aydın ile "Din Felsefesi Üzerine sohbet

Yeniden Doğan Vatan: Kırım

Türkiye Kıbrıs Politikasını Gözden Geçirmelidir

Haziran 2001 - Sayı 2

Uyanan Ejderha: ÇİN

Dış Ticaret Müsteşarı Kürşad Tüzmen'le Röportaj

İhanet İdeolojisi

Biz milenyumlular

Mayıs 2001 - Sayı 1

Dünya dönüyor...
Kimin için?


Alev Alatlı ile İkinci Aydınlanma Çağı

Bilgi Toplumunda Savaş

Ekonomik Gelişmeler ve İktisadi Kriz

 

 
Bu sitenin yapımı ve internet hizmetleri FORSNET tarafından sağlanmaktadır