Yıl:4   Sayı: 45   Fiyatı: 5 milyon



  

Şüphesiz “güneş altında yeni bir şey yok” tarzında bir düşünceye kapılmak için bugünün insanının bir hayli sebebi var. Tıpkı “insanlık ilerliyor ve bugün düne göre daha güzel” düşüncesine sahip olanlar gibi… İnsanlığın kullandığı araçların niceliğinde yaşanan değişiminin hızı oranında topyekûn insanlığın niteliğinde bir tekamülün ya da olgunluğun gerçekleşmediği düşüncesinin körüklediği, insanlığın geleceğine ilişkin karamsar bakış açısı; iki binli yıllarda şahit olduğumuz bir dizi gelişme ile doruk noktasına ulaşmıştır. “Geçmişte ticaret güzergâhları üzerinde yaşanan mücadele bugün araçları değişmiş olarak devam ediyor” düşüncesi, çağımızı tanımlamak için kullanılan başat argüman olarak giderek yaygınlık kazanırken; söz konusu mücadelenin dinî ve etnik bir içerik kazanmaya doğru hızla evrilmesi de insanlığın geleceğine ilişkin endişeler taşıyanlara kaynaklık eden bir başka husus olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde çağa yön veren dinamikler küresel bir hegemonyaya hizmet edecek şekilde teknolojik, insanî, ahlâkî, etnik ve hatta dinî değer ve kavramları araçlaştırmaktadır. Şüphesiz bu faaliyetlerin bir çok coğrafyada izlerini sürmek mümkün olsa da, âdeta küresel hegemonya mücadelesinin laboratuar ülkesi konumundaki Türkiye’de bunun yansımalarını çok daha bariz bir şekilde görmek mümkündür.

  

        
Geçmiş Sayılarda Yayınlanan
bazı yazıların tam metinleri
  
Seksen Yıllık Cumhuriyet'in
Kimlik Meselesi...

Prof. Dr. E. Semih YALÇIN
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
Öğretim Üyesi

Prof. Dr. Sina AKŞİN ile Söyleşi
Türkiye Bağımsızlığını
Yitirmiş Durumda
Büyük Ortadoğu ve Kafkasya
Prof. Dr. Anıl Çeçen
2023 e-mail grubuna üye olmak için;
Yukarıdaki Form kutusuna mail adresinizi yazıp,
Üye Ol butonuna basınız...








  



AB Müzâkere Süreci: Mayın Tarlasında Yürümek 

Doç. Dr. Hasan ÜNAL

AB Konseyi’nin 17 Aralık günü Türkiye ile ilgili aldığı karar önemli tartışmalara yol açtı. Bu tartışmaların daha da artması ve gerek 17 Aralık kararlarının gerekse 6 Ekim raporlarının muhtevasının ayrıntılı olarak ele alınması şart. Ancak bu sayede söz konusu kararların Türkiye’ye ne gibi bir AB perspektifi sunduğu daha iyi anlaşılacak. 17 Aralık kararlarını yeterince anlayabilmenin yolu, bu kararları 6 Ekim raporlarıyla birlikte ele almaktan geçiyor.

   



Türkiye-Avrupa Birliği (Ab) İlişkilerinin Analizi
6 Ekim 2004 İlerleme Raporu ve 
17 Aralık Zirve Kararlarının Genel Değerlendirmesi


Prof. Dr. Muzaffer DARTAN / Marmara Üniversitesi Avrupa Topluluğu Enstitüsü Müdürü
Yrd. Doç. Dr. Esra HATİPOĞLU Marmara Üniversitesi Avrupa Topluluğu Enstitüsü Öğretim Üyesi

Türkiye, yüzyıllar boyunca Avrupa’nın bir parçası olmuştur. Dolayısıyla, Türkiye’nin AB üyeliği yolunda gösterdiği gayretleri, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemle sınırlamak doğru değildir. Diğer bir ifâdeyle, Türkiye’nin AB’ye üyelik çabaları, Tanzimat’tan bu yana devam eden Batı ile bütünleşme sürecinin günümüzdeki bir ifâdesi, daha doğrusu, en ileri boyutudur.
   



A.Ü. S.B.F. Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi 
Doç. Dr. Çağrı ERHAN ile Söyleşi

17 Aralık Kararları Bir Özel Statü Metnidir
   



Avrupa Macerası Bitmiştir

Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

Türkiye Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği macerası bir yere geldi ve tıkandı. Elli yıla yakın bir süredir Türkiye’nin önüne yeni bir seçenek olarak konulan Avrupa Birliği konusu artık, tırmanma dönemini tamamlayarak durgunluk aşamasına gelmiştir. 20. yüzyılın ikinci yarısında başlamayan ilişiler önce Ortak Pazar hedefli olarak gelişmiş, daha sonra da kıtasal birlik olgusu öne çıkınca, Birlik üyeliğine yönelik bir gelişme dönemine girmiştir. Önce İkinci Dünya Savaşı sonrasında insan hakları alanında ortak adımlar atılmış ve Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi benimsenmiştir.

   



Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin PAZARCI ile Söyleşi

İstediğiniz Şerhi Düşün, Uyum Protokolü’nün İmzalanması;
“Kıbrıs Cumhuriyeti” Adı Altında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni 
Tanımak Anlamına Gelir
   



Avrupa Birliği Ve Ermeni Sorunu

Ömer E. Lütem

Avrupa Birliği’nin Ermeni sorununa gösterdiği ilk ilginin temelinde, Türkiye’nin Birliğe tam üye olmak için 1987 yılında yaptığı başvuru ve o yıllarda henüz sona ermiş olan Ermeni terörü vardır. Avrupa Parlamentosu Türkiye’nin başvurusundan üç ay kadar sonra, 18 Haziran 1987 tarihinde “Ermeni Sorunun Siyasî Bir Çözümü” başlığını taşıyan uzun bir tavsiye kararı kabul etmiştir.

   



Tek Başına Yürüdük Ab’nin Ucu Açık Yollarında 

Doç.Dr.Esat Arslan

Yaklaşık 41 yıldır AB kapısının zilini çalıp bekleyen Türkiye Cumhuriyeti (TC)’nin Avrupa kapısını aralayıp arayamadığının hâlâ bir bilinmezlik özelliği taşımakta olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Bu bilinmezlik ortamına etki eden en önemli hususlardan birisi, Avrupa Birliği (AB)’nin bu kapıyı bize açmada tam anlamıyla kararlı vermiş olmadığının bilinmesidir. Somut bir biçimde ifâde edilecek olursa, Fransa ve Avusturya’nın şimdiden TC’nin üyeliğinden önce referanduma gideceklerini kaydetmeleri ve bu duruşun -her iki ülke kamuoylarının yaklaşımında bir değişiklilik olmaması hâlinde- TC’nin reddi anlamına gelmekte olduğu açık bir biçimde söylenebilir.
   



Yeni Bir Kimlik Senaryosu - 96 Yıl Önceki Filmin Tekrarı

Doç.Dr. Celalettin YAVUZ

Alman tarihçi Lothar Rathmann’ın yazdıklarına göre, XIX. yüzyıl sonları ve XX. yüzyıl başlarında Alman emperyalizminin Osmanlı Devleti üzerindeki siyasî ve ekonomik üstünlüğü, İkinci Meşrutiyet ilân edilinceye kadar, Sultan Abdülhamid ve onun itaatkâr saray kliği ile kurulan “gerici” ittifaka dayanıyordu.

   



Sivil Toplum Düşüncesi Bağlamında
Dinî, Etnik Ve Ezoterik Cemaatler -II


Nadim MACİT

Etnik cemaat; soya ait mitlerin rolünü ve tarihî anıları vurgulayan, din, gelenek, dil ya da kurumlar gibi bir veya birden fazla kültürel farklılığa göre tanınan ve ayırt edilen bir kültürel kollektif tiptir. Özel ad, ortak bir soy miti, paylaşılan tarihî anılar, ortak kültürü farklı kılan bir ya da daha fazla unsur, özel bir yurtla bağ, nüfusun önemli kesimleri arasında dayanışma duygusu etnik cemaatin temel nitelikleridir.
   



14 Kasım 1944 Ahıska Katliamı

Rasim Bayraktar

Sovyetler Birliği’nin ilk kuruluş yıllarına adını yazdıran Gürcü asılla Sovyet lideri Stalin, yönetimde olduğu dönemde hep siyasî-fikrî-ideolojik devrimlerle karşımıza çıkmaktadır. Yönetimde hiç kimseye güvenmeyen Stalin, yapacağı devrimlerle ilgili inzivaya çekilen, yalnız başına kararlar alan ve bu kararların uygulanması için yandaşlarına emir veren despot kişiliğe sahip bir lider olarak tanınmıştır.

Son Güncelleme Tarihi: 15.AĞUSTOS.2004
Bu Site 2023 Dergisi Tarafından Hazırlanmıştır
Webmaster: Mustafa Nazif