Ermenilerden Özür Dilemek ya da Türkiye’de Aydın Olmak!

Prof. Dr. Özcan YENİÇERİ


Giriş

Hiçbir ülkede Türkiye’de olduğu gibi “aydın” kendi gerek ve gerçeklerinden kopuk değildir. Tarihine, coğrafyasına, halkına ve değerler sistemine ilgisizliğinin de ötesinde düşman bir “aydın”, herhalde yalnız Türkiye’ye özgüdür. Aslında bu tür davranış ve eylem içinde okuyup yazmış ama halk tabiriyle “adam olamamış” üst sınıf mensuplarına “aydın” demenin ne kadar doğru olduğunu iyi düşünmek gerekir.

Türkiye’de “aydın” sayılan insanların sağcılığı, solculuğu, liberalliği, sosyalistliği ve hatta inançları bile tepeden tırnağa ithaldir. Bu yüzden Türkiye’nin birinci sınıf markası olmadığı gibi birinci sınıf liberali, sağcısı ve solcusu da yoktur. Çeviri eserler, taklit tavırlar, kompleksli yaklaşımlar özgür aydın olmaya ve özgün eser üretmeye yetmemektedir. Olgular birbiriyle ilişkilidir. Ekonomisi, teknolojisi, siyaseti ve sosyali sorunlu ülkelerin aydının da sorunlu olmasından daha doğal bir şey olamaz.

Kökünden kopuk olanların kökler, toprağından (Türkiye’den) uzak olanların coğrafya, halkına tepeden bakanların toplum, inançlarından habersiz olanların din, nihayet geçmişini inkâr edenlerin tarih konusundaki görüşleri de sorunlu olacaktır. Bu anlamda karşımıza ciddî bir referans sorunu çıkmaktadır. Referansı yabancı, verileri yabancı, yöntemi yabancı, zihniyeti yabancı olanların yaklaşımları da yabancı olacaktır.

Atilla İlhan’ın yıllar önce sorduğu aşağıdaki sorunun cevabı henüz verilmemiştir: “Türk sağcılığı da, Türk solculuğu da, liberalliği, sosyalistliği vs., de ancak ortaklaşa bir tarih ve yurt bilinciyle yaratılabilir; bu çifte bilinçten yoksunluktur ki, liberalliğimizi Amerikan ya da İngiliz liberalliği; sosyalistliğimizi Rus ya da Çin sosyalistliği; milliyetçiliğimizi İtalyan ya da Alman faşistliği hâline getiriyor; Türkler, çağdaş bilimselliği kullanarak, yurt ve tarih bilinciyle ulusal koşullarının özgün liberalliğini, sosyalistliği, Müslümanlığını ve milliyetçiliğini gerçekleştiremezler mi?”.1

Elbette Batı’yı Doğu sananların, Müslümanlığı Hıristiyanlık ya da Yahudilikle karıştıranların, emperyalizmi demokrasi olarak algılayanların ya da tarihî siyasetle karıştıranların bu soruya mükemmel bir cevap vermeleri söz konusu olamaz.

Avrupa ya da Amerika’da okutulmuş, kompleksler girdabında kavrulan, istikâmeti belirsiz kimseler her zaman olduğu gibi Paris ya da Londra’dan Türkiye’yi kurtarmaya kalkabilirler. Erzurum, Brüksel’den hayal edilerek belki şiir yazılabilir ama Erzurum’u oradan kurtarmaya kalkışmak mümkün değildir.

“Özür” Dileme Kompleksi!

Aklından, biraz daha incelterek söyleyelim bilincinden zoru olanlardan Türkiye’nin geleceğiyle ilgili olumlu bir tavır beklenemez. Üzerinde yaşadığı tarihe, coğrafyaya, halka ve değerler sistemine ters ve yabancı olanların ortaya koydukları tavırların da Türk milletine karşıt olması doğaldır.

Ermenilerden tek yanlı özür dileyen, onların meydana gelen olaylardaki belirleyici rolünü görmezlikten gelen, ahlâkî olmayan, tarihî gerçeklerle bağdaşmayan, Türk tarihine, halkına iftira atan ve hatta hakaret eden “aydın” bu tür bir siyasî geleneğin ürünüdür.

Ne diyorlar: “1915'te Osmanlı Ermenilerinin mâruz kaldığı 'Büyük Felâket'e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.”

Kampanyayı başlatanların tamamı gerçekleri(!) Amerika’da öğrenenlerdir. Onlar Türkiye’deki kimlik anlayışının “resmî kimliğin”, tarih algısının “resmî tarihin”, inanç biçiminin “resmî dinin”, insanların da “resmi” ideolojinin ürünü olduğuna inanmaktadırlar. Bu nedenle Ermenilerle ilgili gerçeklerin ancak Erivan, Brüksel, New York ve diasporadan öğrenilebileceğine iman etmiş kişilerdir. Bu bağlamda resmî tarihin söylediklerine kuşkuyla bakanların diasporanın söylediklerine iman etmeleri ironik bir çelişkidir.

“Özür”lü kampanyayı düzenleyenler Türkiye’de daha önce yaşanmış bir geleneğin devamı niteliğinde görünmektedirler. “Özür” dileyenler tavrı, Osmanlı Devleti’nin yıkılmadan önceki son yirmi beş yıllık döneminde ortaya çıkan ve Osmanlı’yı Paris’ten kurtarmaya kalkan Jön Türklerin tavrına çok benzemektedir.
Tarihe dönelim ve Jön Türk aydınlarının Ermeni Sorunu’nu çözmek için ortaya koydukları mesaiye bir göz atalım: İttihad ve Terakki cemiyeti, kurucularından Abdullah Cevdet’in kaleme aldığı, ilk beyannamesinde, baskı rejiminin (Abdülhamit yönetimi) yıkılması için ülkedeki bütün unsurların el ele vermeleri ve cemaat zihniyeti gütmemeleri gerektiği ilân edilmişti.2


|Devamı 2023 Dergisi'nde|                                                                             |Abone olmak için tıklayınız|
   


Son Güncelleme Tarihi: 15.OCAK.2009
Bu Site 2023 Dergisi Tarafından Hazırlanmıştır
Webmaster: Davut Merzifonluoğlu