İslâm Konferansı Örgütü’nün İslâm Dünyasında Yeri ve Önemi?

Kuliyeva SEİDE | Çev.: Dr. Hatem CABBARLI


Giriş

20. yüzyılda İslâm dünyasının lideri konumunda olan devletler ittifak arayışları içerisinde bulunarak, bölgesel ve uluslararası örgütler çerçevesinde birleşmek isteseler de, ciddî başarı sağlayamamışlardır. Bir örgütte birleşmenin zarureti zamanla daha çok hissedilmiştir ve İslâm Konferansı Örgütü’nün (İKÖ) kurulmasıyla İslâm dünyasının dayanışması, bölgesel ve uluslararası problemlere ortak çözüm arayışları ve işbirliği için geniş imkânlar ortaya çıkmıştır.

İslâm dininin tarihî süreçte toplum üzerinde etkisini anlamak için dünyevî ve dinî hâkimiyetin karşılıklı ilişkilerinde yaşanan problemleri araştırmak önemlidir. Doğu/Müslüman ülkelerinde genellikle dinî kurumların ülke nüfusu üzerinde etkisi, rolü ve yönetim mekanizmaları, her zaman dünyevî teşkilatların rolünden daha önemli ve kalıcı olmuştur. Bu nedenlerden dolayı da Müslümanların dinî kuruluşlarının tek siyasî platformda birleşmesi sloganı zaman zaman gündeme gelmiş ve bu slogan liderlik iddiası bulunan bazı etkili Müslüman devletleri tarafından desteklenmiştir. Bu araştırmada dünya Müslümanlarının siyasî ve dinî toplumunun temsil olunduğu uluslararası teşkilatların kurulmasının nedenleri ve ağırlıklı olarak İK֒nün Müslüman âleminde ve dünya siyasetinde konumu araştırılmıştır.

İslâm Dünyasında Bağımsızlık Hareketleri

1963’te İngiltere’de Müslüman devletlerin din ve bilim adamlarının katıldığı din ve uluslararası ilişkiler problemlerini ele alan konferansta sunulan bir tebliğde “İslâm dini Müslüman devletlerin uluslararası ilişkilerde faaliyetlerini ve üstünlüklerini sınırlandırmaktadır”1 denilmekteydi. Ancak daha sonra gelişen olaylar bunun aksini gösterdi. İslâm felsefesinin gelişmesi ve Müslüman ülkelerin tamamında bağımsız siyasî faktöre dönüşmesi, uluslararası kamuoyu tarafından da kabul görmüştür. Birçok Müslüman ülkelerinde İslâm dinin rolünün artması yerel, bölgesel ve uluslararası bazı gelişmelere bağlıdır.

İslâm dini tarih boyunca çeşitli dönemlerinden geçmiş ve gelişmiştir. Ancak bazı araştırmacılar İslâm tarihinin 19. yüzyıldan 20. yüzyılın birinci çeğreğine kadar olan dönemini durgunluk dönemi olarak değerlendirmektedirler.

Bu dönemde dünyada Halife kimliğini de içinde barındıran Osmanlı İmparatorluğu, İran ve Afganistan devletleri hariç, diğer Müslüman toplumların siyasî kuruma sahip olmamaları nedeniyle İslâm dini geniş bir coğrafyada genellikle günlük yaşam tarzından ileri gidememiştir.

18. yüzyılda Avrupa’da kapitalizmin gelişmesi sürecinde yaşanan ekonomik, siyasî ve toplumsal olaylar, Doğu devletlerinin yönetim şeklini ve İslâmî değerleri etkilemekteydi. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yaşanan gelişmeler, dinî-dünyevî eğitim alan bazı Müslüman liderleri İslâm’ın yeniden yorumlanması, Avrupa’da elde edilen bazı felsefî ve ekonomik gelişmelerin Müslüman dünyasına da aktarılması düşüncesine itmiştir. Bu liderler, toplumsal yaşamda reformlar yapılmaması durumunda İslâm dünyasında ciddî bölünmelerin olacağından endişelenmişlerdir. Bu fikirler Müslüman kamuoyu tarafından yoğun şekilde tartışılmıştır. 19. yüzyılın ortalarından başlayan reformlar uygulamaları, genel olarak dinin algılanmasında ciddî değişikliklere yol açmamıştır. Bu süreçte şerîî hükümler, borç meseleleri yeniden müzakere edilmiş ve sonuçta bankacılık ve özel mülkiyet şekillenmiştir. Celaleddin Afgani, Muhammet Abdo, Ahmet bey Ağaoğlu, İsmail bey Gaspıralı ve diğer düşünürler tarafından temeli atılan Müslümanların birleşmesi fikri, İslâm’ın rolünü artırdığı gibi Müslüman dayanışmasını güçlendirdi, Panislâmizm düşüncesinin genişleme ve güçlenmesine yol açtı.

Bu dönemde “dinî birlik” felsefesinin “ulusal birlik” felsefesinden daha etkili olgu olarak görülmekteydi. Bu süreçte gelişen milliyetçilik ideolojisi de İslâmî değerler çerçevesinde şekillenmekteydi. İslâmî düşünürlere göre, Müslümanlar önce bağımsızlıklarını elde etmeli daha sonra ise bir örgütte birleşmeli idi. Milliyetçiliğin etkisi özellikle 19. yüzyılın sonu 20. yüzyılın başlarında Müslüman toplumda daha çok hissedilmiştir.2 Dinî-milliyetçi ideoloji, millî bağımsızlık hareketlerinin gelişmesine olanak sağladı. Bu dönemde sömürgecilik aleyhine verilen mücadeleler zaman zaman dinî özellik taşıyabilmekteydi. Bu süreç devam ederken tüm Müslümanların birlik ve beraberliği konusunda ciddî fikir birliği oluşmaya ve 20. yüzyılda İslâm dünyasında ve tefekküründe önemli değişim süreci yaşanmaya başladı.

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı İmparatorluğu dağıldı; manda rejiminde olsalar da Irak, Suriye, Lübnan gibi Müslüman devletler ortaya çıktı. Osmanlı’nın dağılması, Müslüman devletlerin yeni bir güç merkezinde birleşme fırsatını da beraberinde getirdi. Bu tür bir sorumluluğu üstlenecek güç merkezi Arap coğrafyasında mevcut idi. Güç merkezlerinin oluşması aynı zamanda bu coğrafyada yaşanan siyasî gelişmelerle de ilintili idi. Türk ulusunun bağımsızlık mücadelesinin önderi Atatürk’ün uyguladığı reformlar, cumhuriyet yönetim şeklini benimsemesi bu ülkede daha radikal değişliklere neden oldu. Diğer Müslüman topluluklar daha ziyade bağımsızlıklarını kazanmak istiyorlardı ve devletin yönetim şekli onları fazla ilgilendirmiyordu.


|Devamı 2023 Dergisi'nde|                                                                             |Abone olmak için tıklayınız|
   


Son Güncelleme Tarihi: 15.OCAK.2009
Bu Site 2023 Dergisi Tarafından Hazırlanmıştır
Webmaster: Davut Merzifonluoğlu