Yıl:4   Sayı: 46   Fiyatı: 5 milyon



  

Küresel ölçekte kendisini hissettiren ve son yıllarda yoğunluğu gittikçe artan şiddet ve terör, insanlığın geleceğini tehdit edecek bir mahiyet kazanmıştır. Sorunu, sâdece Amerika’nın Irak’ı işgali sonrasında medyaya yansıyan birkaç görüntü ışığında değerlendirmek yanlıştır. Zira, gerek modern çağın gerekse post-modern olarak değerlendirilen yakın çağın tarihine kısa bir bakış atıldığında bile, bütün insan hakları, demokrasi, özgürlük gibi kavramlara rağmen, sömürgeciliğin/emperyalizmin uluslar üzerindeki yok edici tesirini bâriz bir şekilde görmek mümkündür. Açıktır ki, emperyal şiddeti sâdece insanların yaşama haklarına yönelik doğrudan eylemler olarak tanımlamak da doğru değildir ve bu tutum, konunun ehemmiyetini hakkıyla kavrayamama sonucunu doğuracaktır. Çünkü emperyalizm, insanların kendi kimlikleri ile varolmalarını, kültürlerini, dinlerini sürdürecek irâdeyi göstermelerini, dahası yaratıcı yeteneklerini geliştirerek/kullanarak insanlığın evrensel değerlerine katkıda bulunmalarını tahrip edici bir hüviyete sahiptir. Burnumuzun dibindeki Irak’ta dehşet manzaralarına her gün bir yenisi eklenirken, belki de üzerinde en çok durulması gereken nokta, kaba şiddetin insanların vücutlarında bıraktığı izlerden ziyâde, emperyalizmin yaptığı zihniyet tahribinin bireylerin ve ulusların kimliğinde açtığı derin yaralar olmalıdır. Zira kaba şiddet sâdece bireylerin hayatlarını tehdit ederken ve kolluk kuvveti marifetiyle bunun önüne geçmek mümkünken, zihniyet dönüşümüne ilişkin emperyalist faaliyetler ve buna müteallik örtülü şiddet uygulamaları topyekûn ulusların varlığını tehdit etmektedir. Dünyamızın bugün karşı karşıya olduğu sorunu artık Doğu-Batı ya da Kuzey-Güney çatışması/çelişmesi ile açıklamak kabil değildir. Çünkü artık hemen her ülkenin içinde bir Kuzey-Güney ve Doğu-Batı ayrımı yaşanmakta, ulusların varlığı bu iki kutuplaşmanın tazyiki altında gittikçe çözülme eğilimine yaklaşmaktadır.

  

        
Geçmiş Sayılarda Yayınlanan
bazı yazıların tam metinleri
  
Seksen Yıllık Cumhuriyet'in
Kimlik Meselesi...

Prof. Dr. E. Semih YALÇIN
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
Öğretim Üyesi

Prof. Dr. Sina AKŞİN ile Söyleşi
Türkiye Bağımsızlığını
Yitirmiş Durumda
Büyük Ortadoğu ve Kafkasya
Prof. Dr. Anıl Çeçen
2023 e-mail grubuna üye olmak için;
Yukarıdaki Form kutusuna mail adresinizi yazıp,
Üye Ol butonuna basınız...








  



Alev ALATLI ile Aydınlar, Yeni Dünya Düzeni 
ve Gelecek Üzerine Söyleşi


Paradigma
Değişimi Şart

   



Türkiye’nin B Plânı;
Merkezî Devletler Birliği (MEDEB)


Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN
Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması üzerine, dünyanın merkezî bölgesinde bir otorite boşluğu meydana gelmiştir. Tarihsel süreç içerisinde bu bölgeye bakılırsa, dünyanın merkezî gücünün Osmanlı coğrafyasından çıktığı görülmüştür. Tarihin ilk dönemlerinde, Asya’da kurulmuş olan büyük devletler, dünyanın merkezine yöneldikleri aşamada, bu bölgeyi ele geçirmek istemişlerdir.
   



AYSAM Başkanı Prof. Dr. Özcan YENİÇERİ ile Söyleşi

Ulusal Çıkarlar
Ulusal
Kimlikten Doğar
   



Niçin Yeni Bir Uygarlık? Niçin Türkiye?

Prof. Dr. Hasan ONAT

Küreselleşmenin göze ve kulağa en hoş gelen taraflarından birisi, Ebu Garib hapishanesinden, muhtemelen iç hesaplaşmalara dayalı olarak basına sızdırılan birkaç kare fotoğrafın, insanlara “kral çıplak” dedirtecek kadar etkili olmasına imkân sağlaması... Son üç asırdır ağır anlam kayması yaşayan Müslümanlar ve sağduyularını hâlâ muhafaza etmeyi başarmış olan bazı Batılılar, belki de ilk defa böylesine derinlemesine dünyada ne olup bittiğini anlayabilmek için kafalarını zorlamaya başladılar.

   



“Muasır Medeniyet” Nerede?

Prof. Dr. Semih YALÇIN

Latince’de, sürmek, ekip biçmek anlamına gelen “culture” sözcüğünden kaynaklanan kültür sözcüğü, bu anlamını 17. yüzyıla dek korumuştur. İlk kez Fransız düşünürü Voltaire, kültür sözcüğünü insan zekâsının oluşumu ve yüceltilmesi anlamında kullanarak, söz konusu sözcüğe yeni bir anlam kazandırmıştır. 
   



Türkiye’nin AB Süresicinde
“B Plânı” Var Mı?

Prof. Dr. Ramazan ÖZEY

Türkiye’nin yeri neresi? Siyasî olarak Türkiye nerede yer alması gerekiyor? Türkiye, başkaları tarafından oluşturulan birliklerin içine girebilir mi? Girebilirse, Türkiye’nin lehine mi, yoksa aleyhine mi olur? Türkiye, hangi birliktelik içinde süper güç olur? Türkiye, hangi birliklerin içinde yok olur? Tüm bu sorular, sâdece Türkiye Cumhuriyeti döneminde değil, Osmanlı Devleti’nin son iki yüz yılında ve Türkiye Cumhuriyeti dönemini tamamında olmak üzere, yaklaşık 300 yıldır sürekli tartışılıyor. 300 yıldır Türk insanının zihinleri allak bullak.

   



Tanzimat: Prototip Batılılaşma ve 
Günümüze Yansımaları

Prof. Dr. Orhan TÜRKDOĞAN

Yaklaşık 41 yıldır AB kapısının zilini çalıp bekleyen Türkiye Cumhuriyeti (TC)’nin Avrupa kapısını aralayıp arayamadığının hâlâ bir bilinmezlik özelliği taşımakta olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Bu bilinmezlik ortamına etki eden en önemli hususlardan birisi, Avrupa Birliği (AB)’nin bu kapıyı bize açmada tam anlamıyla kararlı vermiş olmadığının bilinmesidir.
   



Seçimlerden Sonra Irak’taki
Muhtemel Gelişmelerin Yansımaları

Doç. Dr. Esat ARSLAN

Halkının çoğu Şii olmakla beraber Irak, Fatimilerden bu yana Sünni azınlıklar tarafından yönetilmiştir. XII. Yüzyıldan bu yana sadece Irak değil, bütün Arap ülkeleri de, yalnız Sünniler tarafından idare edilmişlerdir. Dünya kamuoyu, Irak’taki 30 Ocak seçimleri ile XXI. yüzyıl diğer bir ifadeyle III. Milenyum’un başlarında, yaklaşık 900 yıl sonra beklenilen Şiilerin iktidara gelme ütopyasını geçekleştirmesi ile karşı karşıya bulunmaktadır.

   



Karabağ Sorunu Diplomasi İle Çözülemez:
Askerî Müdâhale Şart

Yrd. Doç. Dr. Şenol KANTARCI

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Genel Kurulu’nun 2005 yılı Ocak ayında kabul ettiği; “Üye bir ülkenin, diğer bir üye ülke toprağını işgal etmesinin, Avrupa Konseyi ile ilgili taahhütlerine ciddî bir ihlâl oluşturduğu”1 şeklindeki kararı, Karabağ konusunda her ne kadar yaptırım gücü olmasa da, Azerbaycan yönetiminin uluslararası alanda elini güçlendiren bir sonuç olarak ortaya çıkmıştır.
   



Rusya’nın Kafkasya Politikası:
İkilemler, Çelişkiler, Açmazlar

Rasim BAYRAKTAR

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından siyasî bağımsızlıklarını tam kazanamayan Kafkas ülkelerinde, siyasî çalkalanmalar devam ediyor. 1990’lardan beri bölgedeki azınlıklar siyasî kimlik bunalımı yaşamakta ve her türlü ayrılıkçı propagandalara alet olmaktadırlar. Özellikle, Rusya’nın bölgede etkinliğini artırmak için ayrılıkçı hareketleri destekleyici olması, azınlıklar arasında siyasî gerilimin artmasına sebebiyet vermektedir.

Son Güncelleme Tarihi: 15.AĞUSTOS.2004
Bu Site 2023 Dergisi Tarafından Hazırlanmıştır
Webmaster: Mustafa Nazif