Türk Aile Sistemi ve Toplumsal Dinamikleri-I

Prof. Dr. Orhan TÜRKDOĞAN


Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, bilindiği üzere 4. Aile Şurasını gerçekleştirmiştir. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi karşısında siyasal ve ekonomik alanda önemli konular gündeme taşınmasına rağmen, sosyal yapı ve kültürel değerler açısından hemen hemen hiçbir şey yapılmamıştır. Ulus-devlet sürecini, yüz yıllarca önce gerçekleştirmiş ve ulus-olma kimliğini kazanmış Batı toplumları karşısında, Doğu ve Güneydoğu yörelerinde henüz aşiret-kabile niteliğini sürdüren ülkemiz önemli bir ayrışımı ortaya koymaktadır. Aynı zamanda, bir Hıristiyan topluluğu olan ve Avrupa Birliği kültür normları ve değerler sistemine uyumu, katılımcı bir aday ülke olarak Türk ulusundan istemesi, bunu bir önerme olarak ileri sürmesi önemli oranda kültür değişmesi olgusunu gündeme getirecektir. Kültür verici (donner) konumunda olan Birlik, kültür-alıcı (receiver) çizgisinde bulunan Türk toplum yapısını etkileyecektir. O taktirde, Batı’nın hangi değerlerini alıp almamada veya yeni kültür unsurlarına uyumda ne tür vaziyet alışların gündeme getirileceği ayrıntılı bir biçimde tartışılmalıdır.

İki kültür alanının karşılaşmasında aile kurumu önemli mobilizasyon gücüdür. Bir gümrük kapısı olarak aile ve değerler sistemi, toplumun temel taşlarını oluşturması açısından, koruyucu bir mekanizmaya sahiptir. Bu nedenle, toplumun çekirdeğini meydana getiren Türk aile sisteminin sosyo-antropolojik bir oluşumunu ele almak istiyoruz. Aile Araştırma Kurumu, iki kültür alanının karşılaşmasında kültür değerlerimizin korunması, yeni değerlerin kabulünde duyarlı ve denetleyici rolünü oynaması gerekir. Bir diğer önemli nokta da, Türk aile sisteminin geçmişten günümüze yönelik gelişim çizgisini izlemek ve bölgesel araştırmalar yapmak sûretiyle gerçek kimliğini ortaya koymak olmalıdır. Aile sosyolojisi alanında bu tür alan incelemeleri istenilen düzeyde değildir. Biz, kısa bir giriş de olsa, bu incelememizde Türk aile sisteminin bazı yapı taşlarını ortaya koymaya çalışacağız.

Sosyal yapı dinamiklerinden en önemli kurum aile sistemidir. Selçuklulardan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan günümüze kadar sürüp gelen toplumsal yapı sürecinde ne dine özgü bir Osmanlı aile modeli ne de kültürü söz konusudur. Her iki imparatorlukta temelde Türk kültür sistemi üzerine inşa edilmiştir. İmparatorluklar, Hanedan kavramı üzerine yönelirken, tabana ters düşen girişimleri hiçbir zaman Türk kültürünün dokusunu dejenere edememiştir. Bunun da nedeni dışlanan ve reaya olarak merkezden uzaklaştıran ve çevrede (marjinal) yaşayan halk tabakasının kimliğini sürdürmesi ve kurumlar geleneğine sahip çıkmasıdır. Bu nedenle, bir toplumda en güçlü kurumlardan biri de ailedir. Çünkü, nesiller arası kültürel mirasın taşınmasında ve sosyalleşme sürecinde aile temel kurumdur.

Türk aile sisteminin kader çizgisi üç uygarlık alanı içinde oluşur. Dünya tarihinde böyle bir aile gelişim sürekliliği çok nadir toplumlara nasip olmuştur. İslâmiyet öncesi Türk aile yapısı, İslâmiyet sonrası veya İslâm kimliği içinde Türk ailesi, nihayet Batı uygarlık alanı doğrultusunda Türk aile biçimlenmesi olmak üzere sınıflandırılabilinir.

İslâmiyet öncesi Türk aile yapısını incelemek için de en az iki dönemi göz önüne almak gerekir. Bunlardan biri milâttan önceki dönemi kapsayan Proto-Türkler diye belirlediğimiz toplum yaşantısı, öteki de milâttan sonraki safhadır.

Sümerlerde Aile

Türk aile sisteminin tarihi gelişimini araştırmak isteyen her sosyal bilimci ve antropolojistin bu iki dönemi dikkatle incelemesi gerekir. Çünkü, Türk aile tipolojisinin evrimini belirleyen bir “sıfır noktası”nın tespitine ihtiyaç vardır. Bu nokta tespit edilmeden yürütülen teoriler dayanaksız kalmaya mahkûmdur. Claude Cahen bir eserinde şöyle diyordu: “Türkler, son iki bir yıl içinde, anayurtları Ortadoğu Asya’dan bir yanda Hind Okyanusu’na, öte yanda Akdeniz’e, doğu ve orta Avrupa’ya kadar uzanan çok geniş bir alana yayılmış halk topluluklarından oluşmaktadır”.1 Cahen’in bu tezi, milâdî tarih başlangıcına dayanan bir milletin varlığından söz açmaktadır. Bu dönem içinde Türkler Çin uygarlığı ile temas sağlamış ve geniş çapta bir kültürel yayılma süreci içine girmişlerdir. Günümüze aktarılan kültürel miraslarından anladığımız kadarıyla kendilerine özgü yazıyı da (oyma yazı) en erken VII. yüzyıl sonunda Karpat yörelerinde Avar Türklerinin kullanmış bulunmalarıdır.2 Böylece Orhon-Yenisey oyma yazısının “Avar” göçüyle Karpat havzasına da yayıldığına tanık olmaktayız.
Türk kültür değerleri ve müesseselerinin odak noktasını teşkil eden Orhon-Yenisey anıtlarında rastladığımız belgeler, en az 2 veya 3 yüzyıl daha gerilere götürülmek sûretiyle, yeni bilgiler aktarılmasına katkıda bulunmaktadır. Proto-Türkler’e gelince, bu husus son yıllarda derin inceleme konusunu oluşturmaktadır.


|Devamı 2023 Dergisi'nde|                                                                             |Abone olmak için tıklayınız|
   


Son Güncelleme Tarihi: 15.ŞUBAT.2009
Bu Site 2023 Dergisi Tarafından Hazırlanmıştır
Webmaster: Davut Merzifonluoğlu