Davos Çıkışının Ardından

Prof. Dr. Esat ARSLAN


Türkiye’nin Katılımıyla Zirveleşen “Davos”

XX. yüzyıldan uluslararası üne sahip bir kış sporları merkezi olarak gelişen, dünyanın en iyi kayak pistlerinden birinin bulunduğu İsviçre’nin Graubünden kentinde bulunan Davos kasabasının esas üne kavuşması, 1971 yılından itibaren yıllık olarak düzenlenen “Dünya Ekonomik Forumu”na ev sahipliği yapmasından kaynaklanmaktadır. Türk kamuoyu, küçük Davos kasabasını ilk kez 1988 yılında Başbakan Turgut Özal ile birlikte tanımıştı. Ekonomik model dönüşümüyle dışa açılma sürecine giren Türkiye, Batı’nın en önemli etkinliklerinden biri olan “Dünya Ekonomik Forumu”na Başbakan düzeyinde ilk kez 1988 yılında Turgut Özal ile katılmıştı. Türkiye-Yunanistan arasındaki sorunlar “Davos Zirvesi”nde ilk kez masaya yatırılmış ve ilk kez iki ülke başbakanları, Turgut Özal ile Andreas Papandreu, 1988 yılında Davos’ta bir araya gelmişlerdi. Aradan 21 yıl geçtikten sonra gelenekselleşen ve kısaca “Davos Zirvesi’” olarak da adlandırılan ve belki de son 40 yılın en önemli ekonomik zirvesi olan “39. Dünya Ekonomi Forumu”, 2009 yılının Ocak ayının son günlerinde “Kriz Sonrası Dünyasının Biçimlendirilmesi” konusuna odaklanmıştı. Ancak bu yıl yapılan zirvenin en önemli özelliklerinden birisi de, 96 ülkeden 2 bin 500 katılımcının bu zirvede yer alması ve ilk kez rekor bir düzey olarak kabul edilen 41 devlet ve hükümet başkanının katılmasıydı. Oysa aynı Davos’ta yapılan zirvelerin etkinlikleri birkaç yıl önce sorgulanır hale gelmişti. Bu zirvenin bir başka önemli noktası ise, stratejik derinlik gereği, belki de iç siyasete yansıyacak bir biçimde, T.C. Başbakanı tarafından “Gazze” panelinin önerilmiş olmasıydı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in de katılmasını istediği panelin Davos’un gündemine sonradan alınmış olması, zirvenin bir başka özelliğini ortaya koymaktaydı: Kapalı kapılar arkasındaki birileri Başbakan Erdoğan’ın geçici de olsa Türk ve Müslüman dünyasında kahramanlık payesi almasını, bu durumun da yerel seçimlerde oylara yansımasını istemişti. Demokrasinin, plüralizmin olmazsa olmaz kurallarından biri olan seçimler önemliydi. Seçimler iyi ve yerinde kullanıldığında kimisine oy, kimisine prestij kazandırıyor, zaman zaman da zavallı Gazzelilerin başına bomba olarak yağıyordu. Davos’taki panelde bir küçük cümlecikle -“Siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz”- Başbakan Erdoğan’ın İsrail Cumhurbaşkanı Peres’e yaptığı tarihî hamle, Türkiye’nin son dönemde elde etmeye çalıştığı ve fakat tam olarak elde edemediği “bölgesel güç” konumunun çarpıcı bir şekilde yansıtmaya yarayan bir “kolpacı” hareket olarak toplumsal belleğe kazınmıştır. “Kolpa” sözcüğü aslında Kasımpaşa’da bitirimler arasında çok yaygın kullanımı olan bir sözcüktür. Çok şey ifâde eder, İtalyanca “colpo” sözcüğünden Türkçemize girmiştir, anlamı ise “punduna getirmek, bir amaca ulaşmak için olağandışı davranma” biçiminde çevrilebilir. Tabiî bu hareket kısa vadede yapana çok şey kazandırır, Erbakan’ın vaktiyle Kaddafi’nin karşısında Türkiye’yi düşürdüğü durumu hatırladığımızda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Davos’taki Kolpa Harekâtı”nın anlamı meşru, iyi ve yerinde bir hareket olarak görülebilir. Zira Başbakan Necmettin Erbakan’ın Libya ziyareti Türk insanını son derece rencide etmişti. Anımsanacağı üzere, Abdullah Gül, Başbakan Erbakan’ın Dışişleri Başdanışmanı sıfatıyla bu geziye iştirak etmişti. Devlet Başkanı Muammer Kaddafi’yi kıl çadırda ziyaret eden Başbakan Erbakan, çadırın içersinde bağdaş kurup oturan Albay Kaddafi tarafından ayakta kabul edilmişti. Sayın Erbakan, kendisinden “komutanım” diye söz etmiş, Albay Kaddafi Türk milletine hakaret etmeye başlayınca Erbakan başına havaya dikip, gözlerini çevirmekten başka bir şey yapmamıştı. Başbakan Necmettin Erbakan’ın Libya’ya yaptığı ziyarette sırasında yaşananlar Türkiye’de infial uyandırmıştı. Kaddafi’nin “İslâm Komutanı”(!) sıfatıyla yardımcısı olarak adlandırdığı Erbakan’a söylediklerini yüce Türk milleti kabul etmemişti. Ancak, Erbakan’ın Kaddafi’ye cevap vermemesi de tepkilerin büyümesine neden olmuştu. Ve hatta bu olay ışık açma-kapama eylemlerinin önemli etkenlerinden birini de oluşturmuştu. Türkiye’ye dönüşünde Abdullah Gül bile bu durumu üstü kapalı bir biçimde eleştirmişti. Bu ziyaretten sonra uzunca bir süre Türkiye-Libya ilişkileri gerginleşmiş, zamanın Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in ziyaretiyle yeni bir sayfa açılmıştı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Siz iyi öldürmeyi bilirsiniz” cümleciği ile aslında 14 Ocak 1994 tarihinde Nobel Barış Ödülü ile ödüllendirilen İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in gençlik ve İsrail’in kuruluş yıllarında “Haganah” örgütü üyesi olduğunu ima etmişti. Bu durum medyamıza pek yansımadı. İbranice “savunma” anlamına gelen Haganah, 1920’de kurulmuş terörist bir örgüttü. İsrail’i kuran teröristler olarak bilinen örgüt, ismini şu anki İsrail ordusuna da vermişti. Bugünkü İsrail ordusunun resmî adı “Zeva Haganah Le-Yisrael” (İsrail Savunma Kuvvetleri)’dir. “Haganah” sözcüğü terörist örgütün anısına, ordunun resmî adında halen korunmakta olup, İsrail’in kuruluş yıllarındaki bu terörist örgüte vermiş olduğu önemi de ortaya çıkarmaktadır. İsrail Devleti ilân edildikten sonra kurulan düzenli ordunun çekirdeğini oluşturacak olan Haganah, 1920-948 yılları arasında İngiliz Manda Yönetimi altındaki Filistin’de bulunan Siyonist Yahudilerin askerî örgütü idi. İsrail Devleti’nin içersinde önemli roller üstlenen David Ben-Gurion, İzak Rabin, Ariel Şaron, Rehavam Zeevi, Menachem Begin, İzak Şamir, David Raziel, H. Shalom Halevi gibi ünlü kişiler de bu örgütün üyesiydiler. Nobel Barış Ödüllü Şimon Peres, Kana katliamını; 10 Şubat 2009 seçimlerinin gerçek galibinin olması beklenilen Obama döneminin İsrail Başbakan adayı Netanyahu ise Sayda katliamını gerçekleştirmişti.


|Devamı 2023 Dergisi'nde|                                                                             |Abone olmak için tıklayınız|
   


Son Güncelleme Tarihi: 15.ŞUBAT.2009
Bu Site 2023 Dergisi Tarafından Hazırlanmıştır
Webmaster: Davut Merzifonluoğlu