Yıl:6   Sayı: 63   Fiyatı: 6.5 YTL



  

Türklerin Balkanlar’da tarih sahnesine çıkması çok eski dönemlere dayanmaktadır. Hazar Denizi ve Karadeniz’in kuzeyinden bölgeye gelen Türk boylarının, M.S. 300 yıllarından itibaren Balkanlar’a yerleşmeye başladığı bilinmektedir. Bunlar Oğur, Bulgar, Peçenek, Oğuz ve Kuman (Kıpçak) gibi Türk boylarıdır. Ancak bölgedeki yerli kavimlerle Türk boyları arasındaki çetin mücadeleler neticesinde ve Hıristiyanlığın etkisiyle bölgeye ilk yerleşen Türk boylarının asimile olduğu da bilenen bir gerçektir. Balkanlar’a ikinci Türk akını ise Osmanlı döneminde Anadolu üzerinden gerçekleşmiştir. 1350’lerden itibaren Rumeli’ye akınlar düzenlemeye başlayan Osmanlı, Edirne’yi fethetmiş (1361) ve İstanbul’un fethine kadar da burayı başkent olarak kullanmıştır. Osmanlı’nın Edirne’yi başkent yapması aslında Osmanlı’nın imparatorluk merkezini Anadolu’dan Rumeli’ye kaydırdığının ve bölgeye verdiği önemin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. 1526 Mohaç zaferiyle Balkanlar’da kesin ve mutlak Türk egemenliği tesis edilmiş ve Anadolu’dan akın akın Müslüman Türkler bölgeye yerleşmeye başlamıştır. Osmanlı’nın Balkanlar’ı asıl fethi ise askerî fetihlerden sonra bölgeye yerleştirilen Türk ve Müslüman unsurlar sayesinde “gönüllerin fethi” şeklinde gerçekleştirilmiştir. Ve bu sayede Balkanlar, Türkleşmesi ve İslâmlaşması gerçekleştirilerek, Türk yurdu kılınmıştır: “Balkan Harpleri ile birlikte kaybettiğimiz herhangi bir toprak parçası değildi, kaybedilen anavatan idi” diyen İlber Ortaylı da zaten bu gerçeğin altını çizmiştir. 

Osmanlı’nın zayıflamaya başlamasına paralel olarak Balkanlar yavaş yavaş kaybedilmeye başlanmış, 1830 yılında Yunanistan'ın, 1878 Berlin Anlaşması ile Sırbistan, Romanya ve Karadağ'ın bağımsızlığının kabulü, 1909 yılında yapılan Petersburg Anlaşması ile Bulgaristan'ın, 1911-12 Balkan Savaşı esnasında Arnavutluk’un bağımsızlığını kazanması sonucu Balkanlar Türk hâkimiyetinden çıkmıştır.

 
  

   
   


        
Geçmiş Sayılarda Yayınlanan bazı yazıların tam metinleri
Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin PAZARCI ile Söyleşi
İstediğiniz Şerhi Düşün, Uyum Protokolü’nün İmzalanması; “Kıbrıs Cumhuriyeti” Adı Altında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni Tanımak Anlamına Gelir
Irak Türkmen Cephesi (ITC) Türkiye Temsilcisi Ahmet Muratlı ile Irak Seçimleri ve Yaşanan Gelişmeler Üzerine Söyleşi
Kerkük, Savaş Ganimeti Gibi
Kürtlere Sunulmaktadır
Seksen Yıllık Cumhuriyet'in
Kimlik Meselesi...

Prof. Dr. E. Semih YALÇIN
Prof. Dr. Sina AKŞİN ile Söyleşi
Türkiye Bağımsızlığını Yitirmiş Durumda
Büyük Ortadoğu ve Kafkasya
Prof. Dr. Anıl Çeçen
2023 e-mail grubuna üye olmak için;
Yukarıdaki Form kutusuna mail adresinizi yazıp,
Üye Ol butonuna basınız...




  



Mâzide Kalan Vatan: “Balkan”lar

Doç. Dr. Celalettin YAVUZ

“Balkan Harpleri ile birlikte kaybettiğimiz herhangi bir toprak parçası değildi, kaybedilen anavatan idi!” demişti ünlü tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı... Eğer bir coğrafyada 1350’li yıllardan 1900’lü yılların başına kadar kalmış ve kültürünü bu coğrafyaya yerleştirmişsen, bu toprağa anavatan demek hiç de yanlış olmasa gerek... Ama söz konusu “anavatan” diye adlandırılan Balkanlar, artık mâzide kalan bir anavatandır.

   



Doç. Dr. Hasan ÜNAL ile Söyleşi

Balkanlar'ın Geleceği AB’nin Genişleme Sürecine Bağlı

2023-Karadağ’ın Sırbistan’dan ayrılması Balkanlar’da yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendiriliyor. Karadağ’ın ayrılma sürecini ve yeni dönemde Balkanlar’daki durumu değerlendirir misiniz?

H. Ünal-
Karadağ’ın Mayıs ayında yaptığı bir referandumla Sırbistan-Karadağ Federasyonu’ndan ayrılarak bağımsızlığını ilân etmesi, aslında beklenen bir gelişmeydi.

   



“Balkanlaştırma” Politikalarına Karşı
Atatürk’ün Balkan Birliği Tezi: Balkan Antantı


Prof. Dr. E. Semih YALÇIN

Balkanlar, Türklerin daima var olduğu, bu sebeple bugünün Türkiyesi’nden hiçbir zaman soyutlanamayacak bir coğrafyadır. Türkiye’nin dış politikası tıpkı Kafkaslar ve Ortadoğu’da olduğu gibi Balkanlarla da yakından ilintilidir. Bu ilişki, Balkan coğrafyasının sâhip olduğu jeopolitik önemin yanı sıra Türkler için Osmanlı’nın Avrupa’daki Hıristiyan dünyası ile çizdiği sınırın içinde yer almasından kaynaklanmaktadır.
   



Küresel Balkanlar Projesi

Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

Küreselleşme dönemine geçilmesiyle beraber, dünyanın bütün bölgelerinde birbirini izleyen değişiklikler gündeme gelmiştir. Öncelikle Kuzey Yarımküre’de başlayan değişim rüzgârı Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bütün dünyaya yayılmış ve on yıl içinde çok önemli yapısal değişiklikler devreye girmiştir. İki kutuplu dünyadaki ana kutuplardan birisinin yıkılmasıyla beraber dünya tek kutuplu bir sürece doğru sürüklenmiş, Kuzey Yarımküre’deki değişimin ikinci aşaması olarak Balkanlar’ın en büyük devleti olan Yugoslavya Federasyonu’nun çözülmesi ortaya çıkmıştır.

   



Avrupa Birliği ve Balkanlar: Genişleme mi, İmparatorluk mu?

Ivan KRASTEV

Balkanlarda yaklaşan kriz, tehlikeli ve zamansız bir krizdir. “Tehlike” kavramı ile Avrupa halkının bu durumdan tamamen habersiz olduğuna işaret edilirken, “zamansız” olmasıyla da şu anda Avrupa Birliği’nin ihtiyaç duyduğu en son şeyin bir kriz olduğu vurgulanmak istenmektedir. Fransız ve Almanların Avrupa Anayasası’na itiraz ettikleri bir dönemde bir de Balkan ülkelerinin AB’ye dâhil olmalarının tartışılmaya başlanması, Avrupa gündeminin kaldıramayacağı bir yoğunluktur.

   



“Feodalite”den “Merkezileşme”ye: Balkanlar'da Etnik Yapı ve Osmanlı Düzeni

Yrd. Doç. Dr. Emine ERDOĞAN

Bu makalede genel hatlarıyla Balkanlar’ın Osmanlı hâkimiyetine geçişinden önceki etnik yapısı ve idaresi irdelenerek bu çerçevede Osmanlı hâkimiyetinin gerçekleşmesinden sonra oluşan süreç karşılaştırmalı ele alınacaktır. Bu konuya geçmeden önce tarihî süreç içerinde Balkanlar’da hâkimiyet kurmuş olan unsurlara değinmek yerinde olacaktır.

   



Osmanlı’nın Dağılma Sürecinde Almanya’nın Balkanlar Politikası: Bir Denge Arayışı mı?*

Birgül DEMİRTAŞ-COŞKUN

Osmanlı devleti kuruluş aşamasını tamamlamasının ardından uzun bir süre boyunca Balkanlar bölgesine doğru genişlemeye çalışmıştır. 1354’de Gelibolu’nun ele geçirilmesiyle başlayan bu süreç daha sonraki yıllarda sırasıyla Sofya, Edirne, Filibe, Niş, Selanik ve Kosova gibi önemli Balkan şehirlerinin fethedilmesiyle devam etmiştir.1 1453’te Bizans’ın başkenti ve Ortodoks kilisesinin merkezi İstanbul’un ele geçirilmesiyle Osmanlı, Avrupa kıtasında önemli bir güç hâline gelmiş ve yüzyıllar boyunca diğer Avrupa ülkeleriyle ekonomik, siyasî ve askerî alanlarda rekabet içine girmiştir.
   



Batı Trakya Sorunu 

Sidar EĞRİTAĞ

Adını, M.Ö. 200-1200’lerde buraya gelmiş ve yerleşmiş Hint-Avrupa kökenli bir halk olan Trak kabilelerinden alan Trakya bölgesi, ilk çağlardan beri doğuda Karadeniz, güneyde ise Marmara-Çanakkale Boğazı-Ege Denizi ile sınırlandığı kabul edilen topraklardır. Batı ve kuzey sınırları hakkında değişik görüşler vardır; en geniş biçimde yorumlayanlara göre kuzeyde Balkan dağları, batıda Struma nehrine dek uzanmaktadır.

   



Kosova’nın Statü Sorunu

Pınar AY


Kosova sınırlar dünyasında, sınırlarını bilemeyen bir yer. Kosova’nın en eski sâkinleri olan Arnavutlar, yurtlarının stratejik değeri nedeniyle olsa gerek Balkanlar’daki uzun maceralarında hep büyük güçlerin topraklarının bir parçası olarak kaldılar. Sırpların saldırılarıyla bitmeyen hak ihlâlleri süreci Arnavutları çift yönlü bir tehlike ile karşı karşıya bırakmıştır: Kendi yurtlarından sürülmek ve vatanlarının yönetimini kaybetmek.

 



Türk Dünyası’nın Bir Parçası Olarak Bulgaristan

Celal ERDOĞAN

Bulgaristan Türkiye’nin sınır komşusudur. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Türklerle bir devlet düzeni içerisinde yer alan Bulgaristan’ın kurucusu olan Bulgarlar, birçok tarihsel ve bilimsel kaynakta belirtildiği gibi Türk asıllıdırlar ve Türk dünyasının bir parçasıdırlar. Hunların ve Avarların Türk egemenliğini doğudan batıya doğru taşıdıkları dönemden sonra ortaya çıkan Büyük Türk devleti içinde ilk Bulgar boylarının tarih sahnesinde yer aldıkları görülmektedir.



Doğu - Güneydoğu ve Kimlik Yapısı-I

Prof. Dr. Orhan TÜRKDOĞAN


Günümüz sosyolojisinin en önemli alanlarından biri de kimlik sorunudur. “Ben kimim, nereden geliyorum, kime aidim?” gibi sorular, kimlik sosyolojisinin en önemli paradigmaları arasındadır.
Kimlik ya da özdeşlik olgusu, bireylerin kendilerini sâdece bir başkası, başkaları, bir grup veya bir kategori ile özdeşleştirmekle yetinmemeleri, fakat kendileri ile o bütünlük(ler) arasındaki bağlantıyı mümkün kılan nesne (instruman) ile kendilerini özdeşleştirmeye başlamaları girişimidir.

 

Son Güncelleme Tarihi: 15.TEMMUZ.2006
Bu Site 2023 Dergisi Tarafından Hazırlanmıştır
Webmaster: Davut Merzifonluoğlu