2012: Marduk’la Randevu kitabının yazarı Burak ELDEM ile söyleşi

Katastrofların sebebi nedir? 
3661 Yıllık Bitmeyen Döngü 


2023- Türkiye’de ve dünyada son günlerde gündeme gelen önemli bir konu iklim değişiklikleri ve küresel ısınma. Siz “2012: Marduk’la Randevu” isimli kitabınızın önemli bir kısmında, 5000 yıllık bir tarihsel süreç içinde yaşanan iklim değişiklikleri ve bunların yol açtığı etkilerden bahsediyorsunuz. Bunlar nelerdir anlatabilir misiniz? 
Burak Eldem-
Aslında 5000 yıl, yazının bulunmasından sonraki dönemi içeren bir evre oluyor. İnsanlık tarihinin ya da gezegenin tarihinin çok daha gerilerine giden dönemde defalarca yaşanmış iklim değişiklikleri var ve bunlara ilişkin izler zaman zaman net hatlarla, kimi zaman ise daha kaba verilerle bulunuyor bilim adamları tarafından. Fakat insanın ortaya çıktığı, uygarlıkların geliştiği dönemlerde yaşanan iklim değişikliklerini incelemenin daha başka bir ilginçliği var: Uygarlıkları, insan topluluklarının hayatını nasıl etkiledi bu iklim değişiklikleri? Bunu analiz etme ve sonuçlarını görme gibi bir şansımız oluyor. Bu anlamda hemen şunu belirtmek lâzım: İklim değişikleriyle ilgili somut, elle tutulur verilere ulaşmak kolay değil. Bilim adamları düzenli olarak ölçüm yapılan, düzenli olarak inceleme yapılan son 150-200 yıllık dilim içinde değerlendirme yapıyorlar daha çok. Teknolojinin de zâten atmosferdeki değişiklikleri izleyecek seviyeye gelmesi, son 100-200 yıllık dilim içinde oluyor. Ama bunun öncesine uzanan zamanlarda da birtakım tarihsel kayıtlardan yararlanılıyor, onların yetmediği, güvenirliliğinin tartışıldığı noktalarda daha başka bilim disiplinlerinin yardımları giriyor devreye, meselâ jeoloji giriyor devreye. Bunlara dayanılarak saptanmış birtakım evreler var.

İklim, Uygarlık Üstünde Etkili
İnsanlık tarihinde yakın dönemde -son 5000 yıllık dönemi kast edersek eğer- birtakım iklim değişikliklerinin yaşandığı ve gerçekten uygarlıkların izlediği seyir üzerinde ciddî etkilerde bulunduğunu gösteren veriler var. Meselâ, bu tarihlerden bir tanesi -giderek son dönemdeki bulgularla iyice kesinleşiyor- bundan 5100, 5200 yıl öncesi... Yâni M.Ö.3200-3100 yıllarına denk gelen dönemde çok ciddî bir iklim değişikliği olmuş. Bu değişiklik atmosferik hareketlere yol açmış ve deniz kıyılarına yakın alçak düzlükleri su basmış. Bunların aslında birçoğu yerel olaylar olarak gözüküyor; bilim adamları bunu bu şekilde değerlendirme yolunu seçiyorlar. Mezopotamya’da bir su baskını olmuş, İndüs ırmağı kıyılarında bir baskın olmuş; bunlar tarih olarak birbirine yakın olabilirler, ama sonuçta ayrı tarihlerde olmuş, dolayısıyla münferit olaylar olarak değerlendirme yolunu seçiyorlar. Ama bir döneme yayılmış bu kadar sık atmosferle ve su ile ilgili doğal âfetin izini gördüğünüz zaman, ister istemez aklınıza kutsal metinlerde sözü edilen “tufan” gibi olaylar geliyor. Benzeri biçimde jeologlar M.Ö.2100-2000 yıllarına denk gelen dönemde de bir iklim değişikliğinin izlerini bulmuş durumdalar. Bu iklim değişikliğinin nerede olduğu aşağı yukarı kesin, yâni değişikliğin dünyanın diğer bölgelerinde değil, yalnızca Mezopotamya’nın kuzeyinde, Babil ve Akad İmparatorluğu’nun hüküm sürdüğü bölgelerde yaşandığını anlıyoruz bu verilerden. Aşağı yukarı 21. yüzyıl oluyor İsa’dan önce ve bu dönemde de Akad İmparatorluğu’nun tamamen çöküp dağılmasına yol açmış etkileri söz konusu bu iklim değişikliğinin. Ama dediğim gibi bu lokal bir şey. M.Ö.3200-3100 dönemi arasına denk gelen tarihteki değişiklikte ise, lokal gibi gözüken ama, zincirleme dünyanın bütün coğrafyalarında belli sıklıklarla görülmüş olaylardan bahsetmek mümkün. Yine benzeri çok büyük bir âfet var ki, bu jeolojik âfetlerle kombine bir şekilde gelmiş bir süreç aslında. Yâni deprem ve yanardağ gibi hareketliliklerle birlikte gelmiş bir şey. 

2023- Bunun tarihi nedir?
Burak Eldem-
M.Ö.1650’den hemen sonrası. Önceleri 1500’ler civarı olduğu düşünülüyormuş bunun. Minos uygarlığının yok olmasına sebep olmuş. Bugünkü adıyla Santorini, eski adıyla Thera yanardağının patlaması, onu izleyen dönemlerde meydana gelen zincirleme depremler, atmosferik hareketler falan. Ancak yeni elde edilen veriler, özellikle Grönland’daki buz tabakalarında yapılan araştırmalar, ağaç halkaları yöntemiyle ve yeni karbon-14 testi gibi tekniklerle elde edilen veriler, olayların M.Ö.1650’nin hemen sonrası, M.Ö. 1649-48 gibi bir evreye rastladığını gösteriyor. Jeologlar bunun gelişim seyrini bile aşağı yukarı bulmuş durumdalar. Önce Doğu Akdeniz bölgesinde bir dizi güçlü deprem başlıyor denizde, adalarda. Bu depremler sırasında Girit’in de Thera’nın da büyük bir bölümünün -ki o zaman Thera’daki kentin adı Akrotiri- büyük bir hasar gördüğü, bütün duvarlarının ve binaların yıkıldığı anlaşılıyor. Ancak depremin etkisi geçtikten sonra o zamanın büyük uygarlıklarından biri olduğundan hemen onarım çalışmaları yapılmaya çalışılıyor. Bunun da izleri bulunmuş, duvarlar yeniden yapılmaya çalışılıyor. Onarım çalışmaları başlamış, ama yarıda kalmak zorunda kalmış, çünkü bu sefer yanardağ faaliyete geçmiş. Son bulgularda bunların birbirini tetiklediği düşünülüyor, özellikle 1999 yılında Dünya Arkeoloji Kongresi’nde sunulan raporlarda çok ilginç veriler var. 

Bütün dünyayı etkileyen felaket
Yanardağın faaliyete geçmesi, onu izleyen dönemde tsunami denilen deprem dalgalarını ve onu izleyen yıkımları da gündeme getiriyor; ama çok daha önemli bir etkisi var: Tarihte bilinen en büyük yanardağ patlamalarından biri olan Thera’nın patlaması, korkunç miktarda duman ve kükürt bırakılıyor atmosfere, çok yüksek tabakalar çıkıyor ve aşağı yukarı Ege Denizi’nden başlayıp yavaş yavaş bütün Yakındoğu bölümüne mürekkep lekesi gibi yayılan müthiş bir bulut var. Bu bulutun kalınlığı ve yoğunluğu da çok fazla. Zamanı çok kesin değil, ama en az üç hafta, belki daha fazla, aylarca güneşin gözükmediği, gündüzleri bile insanların karanlıkta kaldığı garip bir dönem yaşanıyor.
Bununla da sınırlı kalınmıyor. Bütün akarsuların, su kaynaklarının üzerine bulutlarla gelen kükürtler inmeye başlıyor; bu ise suları zehirliyor, bu suları içen hayvanlar ölüyor ve insanlar susuzluk çekiyor. Ortalık karanlıkta kaldığı için bitkiler fotosentez yapamıyor, tarlalardaki bütün ekinler etkileniyor, kıtlık başlıyor, yâni Yakındoğu uygarlıklarının hepsi (Mezopotamya, İndüs, bütün o bölge) etkileniyor. Hatta etki Çin’e kadar gidiyor. Çin kayıtlarına göre bir hanedanın değişmesine sebep oluyor o kargaşalar. Xia Hanedanlığı yıkılıyor, Şang Hanedanlığı kuruluyor. Bütün Yakındoğu’nun sosyolojik tarihini değiştiren bir jeolojik âfet, devamı da iklim değişimleri ile birlikte geliyor. Yine Dünya Arkeoloji Kongresi’nde sunulmuş ve Jan Driessen isimli bir Belçikalı bilim adamının hazırladığı rapora göre, gökyüzünü kaplayan bu dumanlar volkanik kış bir etki yaratmış; meselâ yaz ortasında don olayları, beklenmedik zamanda kar yağması, belli bölgelerde ciddî kuraklıkların görülmesi gibi...
Tabiî iklimin değişmesi “Bugün hava çok sıcak ya da çok soğuk!” gibi değerlendirmelerin çok ötesinde hayatımızı etkileyen bir şey. Uygarlık denilen bir şey var ise, kentlerimiz var ise, bunu tarıma borçluyuz. Tarım olmadığı zaman hiçbir şeyin anlamı kalmıyor. İklim değişikliğinin tehdit ettiği şeylerin başında da tarım geliyor.

2023- M.Ö.1648 tarihinde yaşandığını söylediğiniz iklim değişikliği kaç sene sürdü? İklimin yeniden normalleşmesinin, kabul edilebilir sınırlara gelmesinin bir tarihi var mı?
Burak Eldem-
M.Ö.1648’deki yanardağ patlamasını izleyen dönemde jeolojik bir olayla tetiklenmiş bir iklim değişikliği var. Dolayısıyla etkilerinin ne kadar sürdüğünü bilmiyoruz, o yanardağın serbest bıraktığı kükürt bulutunun dağılması ne kadar sürdü ise o kadar. Jeologların bu konudaki görüşleri değişiyor.

2023- Peki bunun sosyolojik etkilerini ölçme şansımız var mı?
Burak Eldem-
Evet, bu şansımız var. M.Ö.1650’den başlayıp aşağı yukarı 100-110 yıl kadarlık bir zaman dilimine ilişkin elimizde kayıt ya da belge yok. Çok enteresan bir şey, dönemin büyük devletlerinin hiçbirinin bu konuda kaydı yok. O dönemde Bronz Çağı’nın oturmuş, zamanın ölçülerine göre süper devletlerinin olduğunu biliyoruz. Akad-Babil sonrası imparatorluğunun, Mısır uygarlığının, Hindistan’da Harappa uygarlığının, Ege adalarında ve Türkiye’nin batı kıyılarında Minos uygarlığının izleri var. Bunların hepsi o dönemin son derece gelişmiş toplumsal yapıları, özellikle Mısır kayıt tutmaya çok önem veren bir uygarlık. Söz konusu döneme ilişkin hiçbir kayıda rastlamıyoruz, öyle bir sarsıntı yaşanmış ki. Meselâ Mısır, bunu izleyen 100 yıllık bir dönem içinde çevreden gelen yağmacı kavimlerin işgali altında kalmış, işte “Hiksoslar” deniliyor bunlara. “Yabancı Krallar” ya da “Çoban Krallar” deniliyor, bu konuda farklı çeviri anlayışları var. Aşağı Mısır, yâni deltanın olduğu bölge -ki zamanın süper devleti; değil saldırmak, yağmalamak; sınırlarına yaklaşmayı dahi kimsenin aklından geçirmediği güçlü bir devlet- göçebe kavimlerin işgaline uğruyor. Orada bir iç savaş sonucu -ki bu benim teorim- aşağı Mısır’ın o zamana kadar hor görülen kesimi iktidara el koyuyor. 100 yıl kadar süreyle de iktidarı ellerinde tutuyorlar. Eski Mısır’ın egemenleri prensler, firavunlar, Teb’e, Yukarı Mısır’a kaçmak zorunda kalıyorlar.
Benzer bir şekilde Babil, dönemin göçüne, Hint-Avrupa kabilelerin baskılarına dayanamıyor. O kadar baskın oluyor ki, bu akınlar o dönemin süper devletleri yerle bir oluyor ve yeni güçler ortaya çıkıyor. İşte Anadolu’da Hititler ortaya çıkıyor. Benzeri şekilde İndüs kıyısındaki Harappa uygarlığı yerle bir oluyor doğal âfetlerin ve iklim faciasının sonrasında. Çevrede Aryanlar bulunuyor, onlar da boşaltılan, yıkılan, terk edilen bölgelere gelip yerleşiyor, İndüs vadisinin yeni sahipleri hâline geliyorlar. Çin’de, sözünü ettiğim gibi, tanrısal bir hanedan olarak 1000 yıldır varlığını sürdüren Xia Hanedanı, Şanglar denilen bir ailenin çıkardığı isyân ile devriliyor. Xia Hanedanı için o dönemde; “O kadar erdemsizdi ki son döneminde doğa bile ona isyân etti, güneş ve ayın günleri şaştı. Karanlıkta kaldık, ekinlerimiz çürüdü ve Tanrı’nın yardımı ile Şang Hanedanı iktidara geldi” deniliyor. Yâni bütün sosyolojik dengeler altüst olmuş. Bu 100 yıllık döneme ilişkin kayıt bulmakta çok zorlanıyoruz, ama bulduğumuz kayıtlara göre bütün büyük devletler büyük tehlikeler atlatmıştır.


|Devamı 2023 Dergisi'nde|                                                                             |Abone olmak için tıklayınız|
   

Son Güncelleme Tarihi: 15.AĞUSTOS.2004
Bu Site 2023 Dergisi Tarafından Hazırlanmıştır
Webmaster: Mustafa Nazif