E-mail: bilgi@2023.gen.tr

İçindekiler » Abonelik formu » Görüş ve Öneriler »

OKUMA SALONU

Hazırlayan: Gökhan HİLÂL

Düşüncenin Gökkuşağı

Cemil Meriç
Hazırlayan: Mustafa Armağan
Yayınevi: Ufuk Kitapları
Sayfa: 320

Umrandan Uygarlığa, Mağaradakiler, Bu Ülke, Jurnal, Kırk Ambar, Saint Simon gibi kitaplarla düşünce hayatında kendisine özel bir yer edinen Cemil Meriç, kendisinden sonra gelen nesilleri etkilemeye devam ediyor. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın bir ürünü olan Ufuk Kitapları, "20. Yüzyılda Türkiye'nin Kültürüne Yön Verenler" dizisinin beşinci kitabında Cemil Meriç'i tanıtıyor. Cemil Meriç'in kitaplarından seçilen metinlerin yer aldığı eser, yayınevi tarafından şu şekilde anlatılıyor: "20. Yüzyılda Türk Kültürüne Yön Verenler dizisi, özellikle gençler düşünülerek hazırlandı, bu yüzden yazarın orijinal imlâsına sadık kalmak yerine metinler bugün alışılmış olan imlâya intibak ettirildi. Bununla birlikte yazarın kaleminden çıkmış olan kelimelere dokunulmadı, metinlerde sadeleştirme yoluna gidilmedi. Çok gerektiği yerlerde parantez içinde yeni karşılıklarının ilave edilmesiyle yetinildi."

20. Yüzyılda Türk Kültürüne Yön Verenler dizisinde Ahmet Hamdi Tanpınar kitabını hazırlamak isteyen ancak Ümit Meriç'in babasının yazıları arasında seçme yapmak istememesi üzerine Cemil Meriç kitabını hazırlayan Mustafa Armağan, kitapta, büyük düşünürle olan anılarına, Cemil Meriç'in hayatı, eserleri ve hakkında çıkan kitaplara da yer vermiş.


İnsan Ruhuna Yöneliş

Yazar: Carl Gustav Jung
Yayınevi: Say
Sayfa: 254

Sigmund Freud, Alfred Adler ve Carl Gustav Jung.. Çağdaş psikolojinin en çok tanınan isimleri. Ancak kronolojik sıralamada Freud ve Adler'in arkasından gelen Jung, çoğu psikologa göre her iki ismi de aşmıştır. Jung, Freud ve Adler'den faydalanmış fakat her ikisine de kuvvetli eleştiriler yöneltmiştir. Jung, Freud ve Adler arasındaki bilimsel ilişki öylesine iç içe geçmiş durumdadır ki, Jung'un yakın arkadaşı bilim adamı Roland Cohen'in deyişiyle "Bir Jung öğrencisinin ilk görevi Freudcu, hatta Adlerci olmayı bilmektir. Zaten hastasının psikolojik gereçleri onu o yola kendiliğinden iter."

İlk baskısı yaklaşık altmış yıl önce yapılan İnsan Ruhuna Yöneliş'in en çok tartışma yaratan bölümü, Jung'un yansıtmalarla ilgili tezlerini ortaya koyduğu kısımdı. Yansıtma ile algının önemini eşdeğer tutan Jungcu psikoloji, bu iki durumun bireyin dünya ile olan ilişkisini belirlediğini savunur. "Ters yönde işleyen bu iki bağın (algı ve yansıtma) birbirinden önem ve akıldışı yorumlama bakımından neredeyse hiç farkı yoktur."

İnsan Ruhuna Yöneliş; çağdaş psikolojinin, kompleksler, düşler ve bireysel anlamları, çağrışım deneyleri, arketipler, bilinç, bilinçaltı ve bilinçdışının işlevleri gibi en temel ve özgün kavramlarını inceliyor. "Çağdaş psikolojinin üç büyük devinin sonuncusu, çağdaş insanın günlük yaşamında ve 'öte yaşamında; düşlerinde, bilinçli ve özellikle de bilinçsiz yaşamında kendini duyuran başlıca ruhsal sorunlarına, sıkıntılarına uzun yıllar öncesinden ışık tutmaya, yol göstermeye devam ediyor. Jung, öte yandan bir kâhin gibi davranıyor; insanlığı bekleyen en büyük tehlikenin 'ruhsal tehlike' olduğunu, bunun da insanın bilinçaltından geleceğini savunuyor. Bu bağlamda 'İnsan Ruhuna Yöneliş', ilk basımından bu yana geçen yaklaşık altmış yıla karşın değerinden ve savlarından hiçbir şey yitirmemiş durumda. Çünkü Dünya gezegeni, giderek bilincini bir yana bırakıp, bilinçaltı birikimleriyle varlığını ve ilişkilerini sürdürmeye çalışan bir insan tipinin egemenliğine girmiyor mu?"


Dede Korkut Oğuznameleri

Hazırlayanlar: Semih Tezcan Hendrik Boeschoten
Yayınevi: YKY
Sayfa:315

Anadolu'dan, Doğu ve Batı Türkistan'a, Azerbaycan'a değin Türk milletinin yaşadığı hemen her yerde kuşaktan kuşağa anlatılarak bugüne gelen, Türk kültürünün en önemli vesikalarından birisidir, Dede Korkut hikayeleri. Türk milletinin dünyayı algılayış sistematiği, dili, bireylerin kendi aralarındaki ve siyasal iktidarla ilişkileri gibi kültürümüzün birçok özelliği, Dede Korkut hikayelerinde yer alan unsurlar ile ifadesini bulmuş, bu; aradan yüzyıllar geçmesine, Türk milleti oldukça geniş bir coğrafyaya yayılmasına rağmen o coğrafyanın doğusunda da batısında da müşterek değerleri muhafaza etmenin hem vesilesi hem de ispatı olmuştur.

Bu muazzam kültürel kaynak, geç de olsa yerli yabancı pek çok bilim adamının ilgisini çekmişti. Nitekim Dede Korkut kitabının ilk ve tek bilimsel yayınını Muharrem Ergin, 1958'de gerçekleştirmişti.

"Dede Korkut Oğuznameleri" ismiyle Yapı Kredi Yayınları'nın yayımladığı Semih TezcanHendrik Boeschoten imzalı çalışma ise Dede Korkut hikayelerinin var olan iki yazmasının, ayrı ayrı, tek kitapta toplanmasından oluşuyor. Metinler, Türk alfabesiyle yayımlanmasına rağmen, orijinal yazılışı büyük ölçüde yansıtabilmek için Türkçe'de yaygın olan yazı aktarımı dizgesi birkaç eklemeyle uygulanmış.

Ancak, Türk kültürü açısından son kerte önemli olan Dede Korkut hikayeleri ile ilgili en garip taraf, Dede korkut hikayelerinin dünyada var olan toplam iki yazmasının da Türk Dünyası dışında bulunması. Bu yazmalardan bir tanesi Dresden, diğeri de Vatikan Kütüphanesi'nde bulunuyor.

Vatikan yazmasının Osmalı Türkçesi'yle, Dresden yazmasının ise Azerbaycan Türkçesi veya Eski Anadolu Türkçesi'yle yazıldığı gibi, ilginç anekdotları da belirtmek isteriz.


Yeniden Türkleşmek

Yazar: Özcan Yeniçeri
Yayınevi: Nobel
Sayfa: 340

Ülkemizde uzun yıllardır Türk milletinin varlık temellerini oluşturan kavram ve kurumlar ciddî eleştirilere maruz kalmakta. Bunda hiç şüphesiz kurumların ve kavramların anlamını yitirmesinin payı olduğu kadar global dünyaya hâkim zihniyetin yerli savunucularının da etkisi vardır. Özellikle devleti yönetenlerin gelişmelere kapalı kalmasıyla hazırladıkları zemininin üstünde yürütülen tartışmalar, anlam dünyamızda karmaşaya, millî kimliğimizde de bölünmelere neden olmaktadır. Türkiye'nin henüz modern devlet sürecini tamamlamadığı düşünüldüğünde, kimi haklı eleştiriler dâhi ciddî arızaların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu tartışmalara bir çok aydının getirdiği yaklaşımlar arasında en itidalli olan, şüphesiz yıkmak yerine onarmayı tercih etmek, aksaklıkların teşhisini yaparak millet varlığına zarar vermeyecek yerli çözümler üretebilmektir. İşte yıllardır Türkiye'nin sorunlarına yerli bir pencereden bakarak işaret eden, onlara entelektüel endişelerle çözümler üreten Özcan Yeniçeri'nin yeni eseri "Yeniden Türkleşmek"; bu tartışmaların yoğun yaşandığı şu günlerde çok önemli bir boşluğu dolduruyor.

Ulus devlet tasarımının anlamını yitirdiği savına karşı Türkiye'nin henüz millî devlet olmadığını, bu projenin henüz kemâle ermediğini dile getiren Yeniçeri, haklı itirazlarını "Kavramlar ve Değerler Üzerine Tartışmalar" isimli birinci bölümde ifade etmiş. Bu bölüm; "Devlet ve Özgürlük Üzerine Bazı Sorular", "Devlet ve Birey İle İlgili tartışmalar", "İnsan ve Akıl Üzerine Tartışmalar" ara başlıklardan oluşuyor. "Kültür Düşmanlığının Çeşitli Yolları", "Kök Üzerinden Çağı Yakalamak Ya Da Yeniden Türkleşmek" ve "Bin Yıl Sonra Ata Yurdu" eseri oluşturan diğer ana başlıklar.

Yazar kitaba ismini veren ve üçüncü bölümde yer alan "Niçin Yeniden Türkleşmek?" isimli kısımda; "Ayakta kalmayı ve varolmayı batıya, doğuya, Amerika'ya ya da Japonya'ya bağlayanlar elbette topluma kalkınma ve var olma heyecanı veremezlerdi" demekte ve bunun nedeni olarak da şu iddiayı dillendirmektedir: "Hiçbir düşünce bir ülkeden ötekine olduğu gibi aktarılamaz, insan düşünce için değil, düşünce insan içindir, batan bir ülkeyi kurtaracak hiçbir sihirli formül yani 'izm' yoktur."

Dergimiz okuyucularının analitik düşünce sistematiği ile keskin üslubun birleştiği yazılarından tanıdığı Özcan Yeniçeri'nin bu güzel çalışmasından dolayı tebrik ediyor ve eser hakkında vereceğimiz bilgileri kitabın arka kapağında yer alan yazara ait cümlelerle bitiriyoruz: "Yeniden Türkleşmek; bireysel ve toplumsal ölçüde fikrî ve fizikî bilumum kirliliklerden ayıklanmayı içerdiğinden; ilmî, millî ve insanî bir kimliğinin olduğuna, millî ülkü ile insanlık ideali arasında bir tezat değil aksine ahengin bulunduğuna, hatta birinci olmayınca, ikincisinin mümkün olamayacağına ve milletlerin birbirlerinin hak ve ideallerine karşılık saygı göstermek suretiyle tekamüllerinin insanlığın butluluğu için zarurî kıldığını savunur."


Turan'dan Bozkurt'a

Yazar: Günay Göksu Özdoğan
Yayınevi: İletişim
Sayfa: 352

Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş döneminde bir aydın hareketi olarak yeniden başlayan Türk milliyetçiliği hareketi, bütün Türk dünyasında çok ciddi bir siyasifikri açılım getirmişti. Bu açılımın pratik sonucu olarak ise Türkiye Cumhuriyeti doğmuştu. Çağına bu denli önemli etkide bulunan Türk milliyetçiliğiTürkçülükTurancılık akımlarının, gerek güncel politik gerekse fikrî düzlemde, hâlâ tam olarak anlaşıldığı söylenemez.

Günay Göksu Özdoğan tarafından kaleme alınan "Turan'dan Bozkurt'a" isimli çalışma da, bu boşluğu doldurma gayesi taşıyor. Türkçülüğü, 19311946 yılları arasını merkez alarak inceleyen eser, yazarın 1990 yılında tamamladığı "IrkçılıkTurancılık Davası: Türk Ulusçuluğunun Radikal bir Varyantı olarak TekParti Dönemi Türkçülüğü, 19311944" başlıklı doktora tezinin bazı küçük düzeltme ve eklemeler dışında İngilizce aslından yapılan çevirisi.

Yazarın kitabın ortaya çıkış serüvenini anlattığı kısım, gerçekten ilginç bazı itirafları göz önüne seriyor. Her şeyden önce, yazarın doktora tezi olarak kaleme aldığı bu çalışmada, akademik objektifliğine gölge düşürecek bazı önyargılarını, "Sunuş" kısmında yazdığını dile getirelim. Altı bölümden oluşan kitabın, şu konuları içeriyor: "Türkçülük ve Türk Ulusçuluğu: Tarihsel, Kavramsal ve Kuramsal Çerçeve, Osmanlı Türkçülüğü'nden Kemalist Ulusçuluğa, Irkçılık ve Turancılık Davası: Aktörler ve Olayların Seyri, Özgül Ortam: İkinci Dünya Savaşı Politikaları, Türkçülerin Profili: Liderler, Yayınlar ve Taraftarları, Türkçü Yelpaze: Ayrımlar, Volkçu Ortak Payda ve Örgütsel Miras."

Günay Göksu Özdoğan, Alman milliyetçipopülist ideolojinin TürkçüTurancıPantürkist akımları hem manevi hem maddi olarak desteklediğini ileri sürerken, dönemin büyük devletlerin her birisinin aynı Almanya gibi Türkiye'de propaganda faaliyetleri yürüttüğünü, Almanların da Türkçü hareketleri desteklemek yerine TürkiyeAlmanya ilişkilerinin ilerletilmesi ve Almanya'nın kamuoyunda daha sempatik kılınması konularında çalıştığını, Türkiye'deki TürkçüTurancı çevrelerin önde gelen hiçbir isminin bu ilişki içerisinde yer almadığını gözden kaçırıyor. Üstelik, Cermen ırkının, üstün ırk olduğunu savunan Nazizmin, TürkçüTurancı kesimle sıcak ve iyi ilişkiler kurabileceğini düşünmek, mümkün gözükmüyor.

Pekin'de Sonbahar

Yazar: Boris Vian
Yayınevi: Can
Sayfa: 286

Kartvizitinde mühendis, müzisyen, yazar, oyuncu, gazeteci, şair gibi birçok unvan bulunduran Boris Vian, 20. yüzyılın en önemli Fransız yazarlarından birisi olarak kabul ediliyor. Savrulan Otlar Arasında, Günlerin Köpüğü, Mezarlarınıza Tüküreceğim, Ve Tüm Kötüleri Öldürecekler gibi Avrupa'nın şaşkınlıkla karşıladığı eserler kaleme alan Vian, insanları şaşırtabildiği ölçüde dahi olarak kabul edildi.

Eserlerinde gerçeküstü öğelere yer veren, masalımsı bir tarzla; kurguyu, roman ve bilinen diğer edebiyat tekniklerini hiçe sayarak, varoluşçular kadar bilinçaltına önem veren Vian, Pekin'de Sonbahar isimli romanında da aynı yolu izliyor. Vian'ın diğer eserlerinde olduğu gibi zaman ve mekanın tam olarak açıklanmadığı romanın kahramanı Amadis Dudu isminde genç bir adam. Dudu'nun yolu şehrin uzağında bir çöle, hayalî Egzopotamya Çölü'ne düşer. Bu çölde bir grup insan, otelin hemen yakınına demiryolu döşeyebilmek için hummalı bir çalışma sergilemektedirler. Bu çalışma, çölün sakinlerini olağanüstü bir maceraya doğru sürükleyecektir.

Issız bir çöle döşenmek istenen demiryolu, çölde bulunan bir otel, yolcularını güzergâhını değiştirerek çölün ortasına götüren bir şehir içi otobüs, ciddi bir ifadeyle koro halinde, söylenen bir sözü onaylamak için "ham hum şorolop" diyen yönetim kurulu üyeleri gibi ancak bir Vian kitabında bulunabilecek olan gerçeküstü öğeler, öyle doğal ve ustaca anlatılıyor ki, Vian gerçekten de "modern bir Avrupalı masalcı" tanımlamasına hak kazanıyor. Boris Vian da zaten kendinden son derece emin, romanı için şu tanımlamayı yapıyor: "Romantizmden natüralizme, sosyalizmden mistisizme, sıkıcılığın bütün aşamalarını geçtikten sonra birden kendini Egzopotamya Çölü'nün ortasında buluveren yeni bir edebiyatın, sonunda gülmenize izin veren bir edebiyatın klasikleri arasında yer alabilecek bir roman."


Türk'e Dair

Yazar: Dilaver Cebeci
Yayınevi: Ötüken
Sayfa:120

Şair sıfatıyla oldukça geniş bir okuyucu ve hayran kitlesi bulunan Dilaver Cebeci'nin akademisyen kimliğiyle kaleme aldığı yeni kitabı; "Türk'e Dair". Türk Cihan Hakimiyeti'nin sebeplerini ve tarihî süreç içerisinde geldiği durumu inceleyen Türk'e Dair, Yard. Doç. Dr. Dilaver Cebeci'nin muhtelif zamanlarda, muhtelif dergilerde yayımlanan yazılarından meydana gelmiş.

Eser, üç bölümden oluşuyor; birinci bölüm; Türk Sosyal Hayatının Temellerinden Birkaçı başlığını taşıyor. Türk Sosyal Hayatının İktisadîKültürel Temellerinden örneklerin sunulduğu ikinci bölümün ardında, Türk Ailesi'nin anlatıldığı bölüm yer alıyor.

Millî konularda sahip olduğu hassasiyeti, akademik tavırla birleştirerek sosyolojik mülahazalarda bulunan Cebeci'nin eseri, son derece hayatî konulara açılan bir pencere olma özelliği taşıyor. Türk kavramını tarihî süreci içerisinde irdeleyen Cebeci, makalelerinde kültürel özelliklerimizi anlatıyor. "Türk münevverlerinin, faziletlerimizi olduğu kadar, ecnebiye meraklı, asimle edilmeye müsait, tehlike büyüyüp dağ oluncaya kadar seyreden, devletin idaresini ellere kaptıran olumsuz karakterimizi de tanıması gerektiğini" savunan Cebeci, her şeye rağmen karamsar bir tablo sunmuyor.

Bilgi Toplumu ve Türkiye

Yazar: Kâzım ÜTÜK
Yayınevi: Biltek
Sayfa: 264

MÖ 60005000 yılları arasında bereketli deltalarda insanların toprağı işlemeyi öğrenmeleriyle birlikte, insanlık tarihinin bilinen ilk devrimi, tarım devrimi gerçekleşti. Bu, bir anlamda binlerce yıl sonraki sanayi devriminden de önemliydi, çünkü sanayi devrimi, tarım devrimi olmadan gerçekleşemezdi.

Bilinen ikinci büyük devrim ise James Watt'ın buharlı makineyi icat etmesiyle ortaya çıktı; sanayi devrimi. Bu köklü değişiklik, ekonomik ilişkilerin, sosyal ve kültürel hayatın, yönetim tarzının, insan ve toplum hayatına ilişkin pek çok olgunun, önceden hiç de tahmin edilemeyecek yönlere doğru evrilmesine yol açtı. Özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında ivmesi artan teknolojik gelişme, "bilgi"yi en önemli üretim aracı haline getirdi. İşte Kazım Ütük'ün "Bilgi Toplumu ve Türkiye" isimli eseri de "Bilgi çağının değer ve kavramlarıyla yeni dönemin meselelerini analiz etmekte ve nihayet bilgi toplumunun paradokslarla dolu yapısının evrileceği yeni düzleme dikkat çekerek 'Bilgi Ötesi Toplum'un, başka bir ifâdeyle 'Sevgi Toplumu'nun genel çerçevesi hakkında" bir perspektif sunuyor. Kapitalist ötesi toplumun nasıl olacağına ilişkin değerlendirmelerin de bulunduğu Bilgi Toplumu ve Türkiye, bu bakımdan ilginç bir yaklaşıma sahip.

Bilgi toplumunun yapısını ve özelliklerini betimleyen Ütük, ardından bilgi toplumu yapısını esas alarak Türkiye gerçeğini tartışıyor. Bilgi ve teknoloji üretimi çok sınırlı olan Türkiye'nin gelişmiş ülkelerin ulaştığı aşamaya ulaşması için yapması gerekenler hakkında çözüm önerileri de getiren Kazım Ütük, enerji, ekonomi, ekoloji, strateji, toplumsal kirlilik, demokrasi, iletişim gibi konularda mülahazalarda bulunuyor. "Böyle bir dönemde gözlemlenmeye başlanan dikkat çekici çelişki; kaynağını ve gücünü maneviyattan alan temel insanî değerler ile gün geçtikçe ahtapotlaşan ve maddeciliğin kontrolünde hızla gelişen teknoloji arasında olmaktadır. Bu çelişkiyi doğuran ana sebep ise; bilgiden sevgiye geçişi sağlayan manevi solunum kanallarımızın zulmetle tıkalı olmasıdır. Böylece, sevgiye dönüşemeyen bilgi, sevginin zıttı olan nefreti doğurmakta, güçlenen nefret dalgası da bilgi teknolojilerini kullanarak küresel bir karanlık dalgaya dönüşmektedir".


Matematik ve Sonsuz

Yazar: Ali Nesin
Yayınevi: İstanbul Bilgi Üni. Yayınları
Sayfa: 229
Türkiye'de genellikle matematik sevilmez, sıkıcı ve karışık bulunur. Bilimlerin en soyutu olan matematiğe karşı olan bu tavır, aydınlar arasında da değişmez.

Matematikçi Ali Nesin bunun nedeni olarak Türk eğitim sistemini gösteriyor. Eğitim sisteminde ezberciliğin hakim olduğunu ve matematik dersinde öğretilenlerin de gerçek matematik olmadığını iddia eden Nesin, gerçek matematiği öğrenmek için, derslerin dışında ayrıca çaba göstermek gerektiğini savunanlardan. İşte Nesin'in bu amaca hizmet etmek için kaleme aldığı "Matematik ve Sonsuz" isimli eseri, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları arasında yayınlandı.

Birbirinden bağımsız otuz dört yazıdan oluşan eserde, sayılar arasındaki ilişkilere dayanan matematik oyunları kitabın çoğunluğunu oluştururken, matematik eğitimi ile ilgili iki de yazı yer alıyor.

Hepimizi az çok korkutan matematiğin eğitimi ile ilgili yerinde tespitleri de var yazarın:
"Matematik dersleri bilgi öğretmeye değil, araştırmaya, düşünmeye, doğru soru sormaya, kendi kendine öğrenmeye yönelik olmalıdır. Ve konular bir oyun biçiminde, öğrencileri sıkmadan sunulmalıdır. Ve hiçbir konuya bir aydan fazla bir süre ayrılmamalıdır, ki belli bir konuyu sevmeyen, anlamayan bir öğrenci bir aydan fazla sıkıntı çekmesin."


Tractutus

Yazar: Ludwig Wittgenstein
Yayınevi: YKY
Sayfa: 189
Ludwig Wittgenstein, 20. yüzyılın ilk yarısına damgasını vuran filozof. Avusturya asıllı olmasına rağmen, Hitler'in ülkesini işgali üzerine İngiliz vatandaşlığına geçen ve çalışmalarını Londra'dan yürüten Wittgenstein, özellikle İngiliz düşüncesi üzerinde etkili oldu. Wittgenstein'ın felsefe meraklıları tarafından "gizemli" bulunmasının ana nedeni hiç şüphesiz yaşamı boyunca binlerce sayfa kaleme almasına rağmen bunlardan hiç birisinin basılmasına Tractatus hariç izin vermeyişi idi.

Tractatus'da felsefe sorunlarına eğilen Wittgenstein, özellikle mantıkla ilgili tezlerini dile getiriyor:

"Bu çalışmanın bir değeri varsa, bu iki noktada bulunuyor. İlkin şurada ki, içinde düşünceler dile geliyor, ve bu değer de, düşünceler ne kadar iyi getirilmişse, o kadar büyük olacaktır. Darbeler, çivinin ne denli kafasına vurulmuşsa. Bu noktada olanaklının çok gerisinde kaldığımın bilincindeyim. Düpedüz şundan dolayı ki, benim gücüm bu ödevle baş edebilmek için pek zayıf. Başkaları gelse de daha iyisini yapsa.

Buna karşılık, burada bildirilen düşüncelerin doğruluğu bana sorgusual edilemez ve kesinkes görünüyor. Böylece, şu kanıdayım ki, sorunları özlerinde sonuna dek çözdüm."
Yazar Oruç Aruoba tarafından Türkçe'ye çevrilen Tractatus, okuyucuya Almanca aslı ile birlikte sunuluyor. Felsefe meraklılarının bilgisine sunuyoruz.


Kozmoz'dan Kuantuma II

Yazar: Yalçın İnan
Yayınevi: Mavi Ada
Sayfa: 475

İlk kitabın devamı olan "Kozmostan Kuantuma II", yazarı Yalçın İnan'ın ifadesiyle "İçinde yaşadığımız doğayı ve onu işleten yasaları fizik, kimya, kozmoloji ve moleküler biyoloji bilimlerinin ışığı altında anlatmaktadır."

Fiziği, kozmolojiyi herkesin anlayabileceği bir dille kaleme alan İnan'ın kitabı, üç bölümden oluşuyor: "İçe Bakış, Dışa Bakış, Yaşama Bakış." Ayrıca kitabın sonunda "Her Şey Niçin ?" başlıklı bir metin bulunuyor.

Yalçın İnan, "Beyin ve Yapay Zeka" başlıklı yazısında geleceğe ilişkin birtakım değerlendirmelerde de bulunuyor. "Beyin kabiliyetinde ve kapasitesinde çalışabilen bir bilgisayar yapılabilir mi? Bu ümit edilse bile, böyle bir bilgisayarın imal edilebileceği çok şüphelidir. Silikon katlarından yapılmış, birbiri ile yatay ve dikey bağlantılı ve yanlışlıklarını analiz ederek sinyallerini ayarlayan ve doğru cevapları bulabilen beyin benzeri bazı bilgisayarlar mevcut bulunmaktadır. İnsanlar gibi komple bir senfoni müziği yapacak ve çalacak bilgisayarlar planlanmaktadır. Bu bir gün mümkün olsa bile acaba böyle bir bilgisayar veya robot, çalan bir senfoni müziğini insanlar gibi zevk alarak dinleyecek mi? "


VİTRİNDEKİLER

Yeni Soğuk Savaş

Yazar: Mark Juergensmeyer
Yayınevi: Pınar

Batıda ismi saygıyla anılan sosyal bilimci Mark Juergensmeyer'in "Dini Milliyetçilikler Seküler Devleti Tehdit Ediyor" alt başlığıyla yayımlanan yeni kitabı, Yeni Soğuk Savaş..

Ayrılmak

Yazar: Dan Franck
Yayınevi: İletişim

Ünlü Fransız yazar Dan Franck'tan Renaudot Ödüllü, insanı ancak ayrılıkların olgunlaştırabildiğini savunan bir roman.

Teizm ya da Ateizm

Yazar: Aydın Topaloğlu
Yayınevi: Kaknus

Tanrıtanımazlığın Felsefi boyutları alt başlığıyla yayımlanan eser, Tanrı'nın varlığı sorunu hakkında ileri sürülen fikirleri ele alıyor.

Mantissa

Yazar: John Fowles
Yayınevi: Ayrıntı

Türk okurların "Yaratık", "Büyücü" gibi romanlarından tanıdığı Fowles'in Türkçe'ye kazandırılan son romanı, fantastik bir kurguyla, kadınerkek ilişkilerine eğiliyor.

Hüsamettin Özkan
Bir İktidar Öyküsü

Yazar: Cengiz Kuşçuoğlu
Yayınevi: Metis

Başbaka Bülent Ecevit'e çok yakın olmasına rağmen "gölge şahsiyet" olarak nitelenen Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan'ın siyasal yaşamı ve yükselişi inceleniyor.

Ve Birden Sonsuzluk

Yazar: Claude Mourthe
Yayınevi: Can

Emekli diplomat Pierre ile eşi Anne'in hızlı bir hayattan manastıra uzanan yaşamları, mektuplarla anlatılıyor.

Tepeden Tırnağa Yolsuzluk

Yazar: Nedim Şener
Yayınevi: Metis

Kasırga, Paraşüt, Bufalo, Matador gibi yolsuzluk operasyonlarının perde arkaları, gazeteci Nedim Şener'in kaleminden anlatılıyor.

Dünyayı Paylaşan Yazarlar

Yazar: Hikmet Altınkaynak
Yayınevi: Gendaş

Eleştirmen Hikmet Altınkaynak'ın şiiriyle, romanıyla tiyatrosuyla Türk Edebiyatı hakkındaki düşüncelerini, yazarları anlattığı yeni kitabı.

Menekşeler Atlar Oburlar

Yazar: Hüsnü Arkan
Yayınevi: Om

Kamuoyunun müzik grubu Ezginin Günlüğü'nün solisti olarak tanıdığı Hüsnü Arkan'ın, 12 Eylül döneminin bunalımlı günlerini, polisiye bir gerilimle anlattığı ikinci romanı.

Kolici

Yazar: Sevinç Yavuz
Yayınevi: Metis

2001 yılının ilk aylarında gazete manşetlerine çıkan "kolici katil" olarak anılan Orhan Aksoy'un öyküsü, seri cinayet olgusuyla birlikte gazeteci Sevinç Yavuz'un kaleminden anlatılıyor.

« Geri
 
Bu sitenin yapımı ve internet hizmetleri FORSNET tarafından sağlanmaktadır