OKUMA SALONU
Hazırlayan: Gökhan HİLÂL
Düşüncenin Gökkuşağı
Cemil Meriç
Hazırlayan: Mustafa Armağan
Yayınevi: Ufuk Kitapları
Sayfa: 320
Umrandan Uygarlığa, Mağaradakiler, Bu Ülke, Jurnal,
Kırk Ambar, Saint Simon gibi kitaplarla düşünce hayatında
kendisine özel bir yer edinen Cemil Meriç, kendisinden
sonra gelen nesilleri etkilemeye devam ediyor. Gazeteciler
ve Yazarlar Vakfı'nın bir ürünü olan Ufuk Kitapları,
"20. Yüzyılda Türkiye'nin Kültürüne Yön Verenler"
dizisinin beşinci kitabında Cemil Meriç'i tanıtıyor.
Cemil Meriç'in kitaplarından seçilen metinlerin yer
aldığı eser, yayınevi tarafından şu şekilde anlatılıyor:
"20. Yüzyılda Türk Kültürüne Yön Verenler dizisi,
özellikle gençler düşünülerek hazırlandı, bu yüzden
yazarın orijinal imlâsına sadık kalmak yerine metinler
bugün alışılmış olan imlâya intibak ettirildi. Bununla
birlikte yazarın kaleminden çıkmış olan kelimelere
dokunulmadı, metinlerde sadeleştirme yoluna gidilmedi.
Çok gerektiği yerlerde parantez içinde yeni karşılıklarının
ilave edilmesiyle yetinildi."
20. Yüzyılda Türk Kültürüne Yön Verenler dizisinde
Ahmet Hamdi Tanpınar kitabını hazırlamak isteyen ancak
Ümit Meriç'in babasının yazıları arasında seçme yapmak
istememesi üzerine Cemil Meriç kitabını hazırlayan
Mustafa Armağan, kitapta, büyük düşünürle olan anılarına,
Cemil Meriç'in hayatı, eserleri ve hakkında çıkan
kitaplara da yer vermiş.
İnsan
Ruhuna Yöneliş
Yazar: Carl Gustav Jung
Yayınevi: Say
Sayfa: 254
Sigmund Freud, Alfred Adler ve Carl Gustav Jung..
Çağdaş psikolojinin en çok tanınan isimleri. Ancak
kronolojik sıralamada Freud ve Adler'in arkasından
gelen Jung, çoğu psikologa göre her iki ismi de aşmıştır.
Jung, Freud ve Adler'den faydalanmış fakat her ikisine
de kuvvetli eleştiriler yöneltmiştir. Jung, Freud
ve Adler arasındaki bilimsel ilişki öylesine iç içe
geçmiş durumdadır ki, Jung'un yakın arkadaşı bilim
adamı Roland Cohen'in deyişiyle "Bir Jung öğrencisinin
ilk görevi Freudcu, hatta Adlerci olmayı bilmektir.
Zaten hastasının psikolojik gereçleri onu o yola kendiliğinden
iter."
İlk baskısı yaklaşık altmış yıl önce yapılan İnsan
Ruhuna Yöneliş'in en çok tartışma yaratan bölümü,
Jung'un yansıtmalarla ilgili tezlerini ortaya koyduğu
kısımdı. Yansıtma ile algının önemini eşdeğer tutan
Jungcu psikoloji, bu iki durumun bireyin dünya ile
olan ilişkisini belirlediğini savunur. "Ters
yönde işleyen bu iki bağın (algı ve yansıtma) birbirinden
önem ve akıldışı yorumlama bakımından neredeyse hiç
farkı yoktur."
İnsan Ruhuna Yöneliş; çağdaş psikolojinin, kompleksler,
düşler ve bireysel anlamları, çağrışım deneyleri,
arketipler, bilinç, bilinçaltı ve bilinçdışının işlevleri
gibi en temel ve özgün kavramlarını inceliyor. "Çağdaş
psikolojinin üç büyük devinin sonuncusu, çağdaş insanın
günlük yaşamında ve 'öte yaşamında; düşlerinde, bilinçli
ve özellikle de bilinçsiz yaşamında kendini duyuran
başlıca ruhsal sorunlarına, sıkıntılarına uzun yıllar
öncesinden ışık tutmaya, yol göstermeye devam ediyor.
Jung, öte yandan bir kâhin gibi davranıyor; insanlığı
bekleyen en büyük tehlikenin 'ruhsal tehlike' olduğunu,
bunun da insanın bilinçaltından geleceğini savunuyor.
Bu bağlamda 'İnsan Ruhuna Yöneliş', ilk basımından
bu yana geçen yaklaşık altmış yıla karşın değerinden
ve savlarından hiçbir şey yitirmemiş durumda. Çünkü
Dünya gezegeni, giderek bilincini bir yana bırakıp,
bilinçaltı birikimleriyle varlığını ve ilişkilerini
sürdürmeye çalışan bir insan tipinin egemenliğine
girmiyor mu?"
Dede Korkut Oğuznameleri
Hazırlayanlar: Semih Tezcan Hendrik Boeschoten
Yayınevi: YKY
Sayfa:315
Anadolu'dan, Doğu ve Batı Türkistan'a, Azerbaycan'a
değin Türk milletinin yaşadığı hemen her yerde kuşaktan
kuşağa anlatılarak bugüne gelen, Türk kültürünün en
önemli vesikalarından birisidir, Dede Korkut hikayeleri.
Türk milletinin dünyayı algılayış sistematiği, dili,
bireylerin kendi aralarındaki ve siyasal iktidarla
ilişkileri gibi kültürümüzün birçok özelliği, Dede
Korkut hikayelerinde yer alan unsurlar ile ifadesini
bulmuş, bu; aradan yüzyıllar geçmesine, Türk milleti
oldukça geniş bir coğrafyaya yayılmasına rağmen o
coğrafyanın doğusunda da batısında da müşterek değerleri
muhafaza etmenin hem vesilesi hem de ispatı olmuştur.
Bu muazzam kültürel kaynak, geç de olsa yerli yabancı
pek çok bilim adamının ilgisini çekmişti. Nitekim
Dede Korkut kitabının ilk ve tek bilimsel yayınını
Muharrem Ergin, 1958'de gerçekleştirmişti.
"Dede Korkut Oğuznameleri" ismiyle Yapı
Kredi Yayınları'nın yayımladığı Semih TezcanHendrik
Boeschoten imzalı çalışma ise Dede Korkut hikayelerinin
var olan iki yazmasının, ayrı ayrı, tek kitapta toplanmasından
oluşuyor. Metinler, Türk alfabesiyle yayımlanmasına
rağmen, orijinal yazılışı büyük ölçüde yansıtabilmek
için Türkçe'de yaygın olan yazı aktarımı dizgesi birkaç
eklemeyle uygulanmış.
Ancak, Türk kültürü açısından son kerte önemli olan
Dede Korkut hikayeleri ile ilgili en garip taraf,
Dede korkut hikayelerinin dünyada var olan toplam
iki yazmasının da Türk Dünyası dışında bulunması.
Bu yazmalardan bir tanesi Dresden, diğeri de Vatikan
Kütüphanesi'nde bulunuyor.
Vatikan yazmasının Osmalı Türkçesi'yle, Dresden yazmasının
ise Azerbaycan Türkçesi veya Eski Anadolu Türkçesi'yle
yazıldığı gibi, ilginç anekdotları da belirtmek isteriz.
Yeniden
Türkleşmek
Yazar: Özcan Yeniçeri
Yayınevi: Nobel
Sayfa: 340
Ülkemizde uzun yıllardır Türk milletinin varlık temellerini
oluşturan kavram ve kurumlar ciddî eleştirilere maruz
kalmakta. Bunda hiç şüphesiz kurumların ve kavramların
anlamını yitirmesinin payı olduğu kadar global dünyaya
hâkim zihniyetin yerli savunucularının da etkisi vardır.
Özellikle devleti yönetenlerin gelişmelere kapalı
kalmasıyla hazırladıkları zemininin üstünde yürütülen
tartışmalar, anlam dünyamızda karmaşaya, millî kimliğimizde
de bölünmelere neden olmaktadır. Türkiye'nin henüz
modern devlet sürecini tamamlamadığı düşünüldüğünde,
kimi haklı eleştiriler dâhi ciddî arızaların ortaya
çıkmasına neden olmaktadır. Bu tartışmalara bir çok
aydının getirdiği yaklaşımlar arasında en itidalli
olan, şüphesiz yıkmak yerine onarmayı tercih etmek,
aksaklıkların teşhisini yaparak millet varlığına zarar
vermeyecek yerli çözümler üretebilmektir. İşte yıllardır
Türkiye'nin sorunlarına yerli bir pencereden bakarak
işaret eden, onlara entelektüel endişelerle çözümler
üreten Özcan Yeniçeri'nin yeni eseri "Yeniden
Türkleşmek"; bu tartışmaların yoğun yaşandığı
şu günlerde çok önemli bir boşluğu dolduruyor.
Ulus devlet tasarımının anlamını yitirdiği savına
karşı Türkiye'nin henüz millî devlet olmadığını, bu
projenin henüz kemâle ermediğini dile getiren Yeniçeri,
haklı itirazlarını "Kavramlar ve Değerler Üzerine
Tartışmalar" isimli birinci bölümde ifade etmiş.
Bu bölüm; "Devlet ve Özgürlük Üzerine Bazı Sorular",
"Devlet ve Birey İle İlgili tartışmalar",
"İnsan ve Akıl Üzerine Tartışmalar" ara
başlıklardan oluşuyor. "Kültür Düşmanlığının
Çeşitli Yolları", "Kök Üzerinden Çağı Yakalamak
Ya Da Yeniden Türkleşmek" ve "Bin Yıl Sonra
Ata Yurdu" eseri oluşturan diğer ana başlıklar.
Yazar kitaba ismini veren ve üçüncü bölümde yer alan
"Niçin Yeniden Türkleşmek?" isimli kısımda;
"Ayakta kalmayı ve varolmayı batıya, doğuya,
Amerika'ya ya da Japonya'ya bağlayanlar elbette topluma
kalkınma ve var olma heyecanı veremezlerdi" demekte
ve bunun nedeni olarak da şu iddiayı dillendirmektedir:
"Hiçbir düşünce bir ülkeden ötekine olduğu gibi
aktarılamaz, insan düşünce için değil, düşünce insan
içindir, batan bir ülkeyi kurtaracak hiçbir sihirli
formül yani 'izm' yoktur."
Dergimiz okuyucularının analitik düşünce sistematiği
ile keskin üslubun birleştiği yazılarından tanıdığı
Özcan Yeniçeri'nin bu güzel çalışmasından dolayı tebrik
ediyor ve eser hakkında vereceğimiz bilgileri kitabın
arka kapağında yer alan yazara ait cümlelerle bitiriyoruz:
"Yeniden Türkleşmek; bireysel ve toplumsal ölçüde
fikrî ve fizikî bilumum kirliliklerden ayıklanmayı
içerdiğinden; ilmî, millî ve insanî bir kimliğinin
olduğuna, millî ülkü ile insanlık ideali arasında
bir tezat değil aksine ahengin bulunduğuna, hatta
birinci olmayınca, ikincisinin mümkün olamayacağına
ve milletlerin birbirlerinin hak ve ideallerine karşılık
saygı göstermek suretiyle tekamüllerinin insanlığın
butluluğu için zarurî kıldığını savunur."
Turan'dan
Bozkurt'a
Yazar: Günay Göksu Özdoğan
Yayınevi: İletişim
Sayfa: 352
Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş döneminde bir aydın
hareketi olarak yeniden başlayan Türk milliyetçiliği
hareketi, bütün Türk dünyasında çok ciddi bir siyasifikri
açılım getirmişti. Bu açılımın pratik sonucu olarak
ise Türkiye Cumhuriyeti doğmuştu. Çağına bu denli
önemli etkide bulunan Türk milliyetçiliğiTürkçülükTurancılık
akımlarının, gerek güncel politik gerekse fikrî düzlemde,
hâlâ tam olarak anlaşıldığı söylenemez.
Günay Göksu Özdoğan tarafından kaleme alınan "Turan'dan
Bozkurt'a" isimli çalışma da, bu boşluğu doldurma
gayesi taşıyor. Türkçülüğü, 19311946 yılları arasını
merkez alarak inceleyen eser, yazarın 1990 yılında
tamamladığı "IrkçılıkTurancılık Davası: Türk
Ulusçuluğunun Radikal bir Varyantı olarak TekParti
Dönemi Türkçülüğü, 19311944" başlıklı doktora
tezinin bazı küçük düzeltme ve eklemeler dışında İngilizce
aslından yapılan çevirisi.
Yazarın kitabın ortaya çıkış serüvenini anlattığı
kısım, gerçekten ilginç bazı itirafları göz önüne
seriyor. Her şeyden önce, yazarın doktora tezi olarak
kaleme aldığı bu çalışmada, akademik objektifliğine
gölge düşürecek bazı önyargılarını, "Sunuş"
kısmında yazdığını dile getirelim. Altı bölümden oluşan
kitabın, şu konuları içeriyor: "Türkçülük ve
Türk Ulusçuluğu: Tarihsel, Kavramsal ve Kuramsal Çerçeve,
Osmanlı Türkçülüğü'nden Kemalist Ulusçuluğa, Irkçılık
ve Turancılık Davası: Aktörler ve Olayların Seyri,
Özgül Ortam: İkinci Dünya Savaşı Politikaları, Türkçülerin
Profili: Liderler, Yayınlar ve Taraftarları, Türkçü
Yelpaze: Ayrımlar, Volkçu Ortak Payda ve Örgütsel
Miras."
Günay Göksu Özdoğan, Alman milliyetçipopülist ideolojinin
TürkçüTurancıPantürkist akımları hem manevi hem maddi
olarak desteklediğini ileri sürerken, dönemin büyük
devletlerin her birisinin aynı Almanya gibi Türkiye'de
propaganda faaliyetleri yürüttüğünü, Almanların da
Türkçü hareketleri desteklemek yerine TürkiyeAlmanya
ilişkilerinin ilerletilmesi ve Almanya'nın kamuoyunda
daha sempatik kılınması konularında çalıştığını, Türkiye'deki
TürkçüTurancı çevrelerin önde gelen hiçbir isminin
bu ilişki içerisinde yer almadığını gözden kaçırıyor.
Üstelik, Cermen ırkının, üstün ırk olduğunu savunan
Nazizmin, TürkçüTurancı kesimle sıcak ve iyi ilişkiler
kurabileceğini düşünmek, mümkün gözükmüyor.
Pekin'de Sonbahar
Yazar: Boris Vian
Yayınevi: Can
Sayfa: 286
Kartvizitinde mühendis, müzisyen, yazar, oyuncu, gazeteci,
şair gibi birçok unvan bulunduran Boris Vian, 20.
yüzyılın en önemli Fransız yazarlarından birisi olarak
kabul ediliyor. Savrulan Otlar Arasında, Günlerin
Köpüğü, Mezarlarınıza Tüküreceğim, Ve Tüm Kötüleri
Öldürecekler gibi Avrupa'nın şaşkınlıkla karşıladığı
eserler kaleme alan Vian, insanları şaşırtabildiği
ölçüde dahi olarak kabul edildi.
Eserlerinde gerçeküstü öğelere yer veren, masalımsı
bir tarzla; kurguyu, roman ve bilinen diğer edebiyat
tekniklerini hiçe sayarak, varoluşçular kadar bilinçaltına
önem veren Vian, Pekin'de Sonbahar isimli romanında
da aynı yolu izliyor. Vian'ın diğer eserlerinde olduğu
gibi zaman ve mekanın tam olarak açıklanmadığı romanın
kahramanı Amadis Dudu isminde genç bir adam. Dudu'nun
yolu şehrin uzağında bir çöle, hayalî Egzopotamya
Çölü'ne düşer. Bu çölde bir grup insan, otelin hemen
yakınına demiryolu döşeyebilmek için hummalı bir çalışma
sergilemektedirler. Bu çalışma, çölün sakinlerini
olağanüstü bir maceraya doğru sürükleyecektir.
Issız bir çöle döşenmek istenen demiryolu, çölde bulunan
bir otel, yolcularını güzergâhını değiştirerek çölün
ortasına götüren bir şehir içi otobüs, ciddi bir ifadeyle
koro halinde, söylenen bir sözü onaylamak için "ham
hum şorolop" diyen yönetim kurulu üyeleri gibi
ancak bir Vian kitabında bulunabilecek olan gerçeküstü
öğeler, öyle doğal ve ustaca anlatılıyor ki, Vian
gerçekten de "modern bir Avrupalı masalcı"
tanımlamasına hak kazanıyor. Boris Vian da zaten kendinden
son derece emin, romanı için şu tanımlamayı yapıyor:
"Romantizmden natüralizme, sosyalizmden mistisizme,
sıkıcılığın bütün aşamalarını geçtikten sonra birden
kendini Egzopotamya Çölü'nün ortasında buluveren yeni
bir edebiyatın, sonunda gülmenize izin veren bir edebiyatın
klasikleri arasında yer alabilecek bir roman."
Türk'e
Dair
Yazar: Dilaver Cebeci
Yayınevi: Ötüken
Sayfa:120
Şair sıfatıyla oldukça geniş bir okuyucu ve hayran
kitlesi bulunan Dilaver Cebeci'nin akademisyen kimliğiyle
kaleme aldığı yeni kitabı; "Türk'e Dair".
Türk Cihan Hakimiyeti'nin sebeplerini ve tarihî süreç
içerisinde geldiği durumu inceleyen Türk'e Dair, Yard.
Doç. Dr. Dilaver Cebeci'nin muhtelif zamanlarda, muhtelif
dergilerde yayımlanan yazılarından meydana gelmiş.
Eser, üç bölümden oluşuyor; birinci bölüm; Türk Sosyal
Hayatının Temellerinden Birkaçı başlığını taşıyor.
Türk Sosyal Hayatının İktisadîKültürel Temellerinden
örneklerin sunulduğu ikinci bölümün ardında, Türk
Ailesi'nin anlatıldığı bölüm yer alıyor.
Millî konularda sahip olduğu hassasiyeti, akademik
tavırla birleştirerek sosyolojik mülahazalarda bulunan
Cebeci'nin eseri, son derece hayatî konulara açılan
bir pencere olma özelliği taşıyor. Türk kavramını
tarihî süreci içerisinde irdeleyen Cebeci, makalelerinde
kültürel özelliklerimizi anlatıyor. "Türk münevverlerinin,
faziletlerimizi olduğu kadar, ecnebiye meraklı, asimle
edilmeye müsait, tehlike büyüyüp dağ oluncaya kadar
seyreden, devletin idaresini ellere kaptıran olumsuz
karakterimizi de tanıması gerektiğini" savunan
Cebeci, her şeye rağmen karamsar bir tablo sunmuyor.
Bilgi
Toplumu ve Türkiye
Yazar: Kâzım ÜTÜK
Yayınevi: Biltek
Sayfa: 264
MÖ 60005000 yılları arasında bereketli deltalarda
insanların toprağı işlemeyi öğrenmeleriyle birlikte,
insanlık tarihinin bilinen ilk devrimi, tarım devrimi
gerçekleşti. Bu, bir anlamda binlerce yıl sonraki
sanayi devriminden de önemliydi, çünkü sanayi devrimi,
tarım devrimi olmadan gerçekleşemezdi.
Bilinen ikinci büyük devrim ise James Watt'ın buharlı
makineyi icat etmesiyle ortaya çıktı; sanayi devrimi.
Bu köklü değişiklik, ekonomik ilişkilerin, sosyal
ve kültürel hayatın, yönetim tarzının, insan ve toplum
hayatına ilişkin pek çok olgunun, önceden hiç de tahmin
edilemeyecek yönlere doğru evrilmesine yol açtı. Özellikle
20. yüzyılın ikinci yarısında ivmesi artan teknolojik
gelişme, "bilgi"yi en önemli üretim aracı
haline getirdi. İşte Kazım Ütük'ün "Bilgi Toplumu
ve Türkiye" isimli eseri de "Bilgi çağının
değer ve kavramlarıyla yeni dönemin meselelerini analiz
etmekte ve nihayet bilgi toplumunun paradokslarla
dolu yapısının evrileceği yeni düzleme dikkat çekerek
'Bilgi Ötesi Toplum'un, başka bir ifâdeyle 'Sevgi
Toplumu'nun genel çerçevesi hakkında" bir perspektif
sunuyor. Kapitalist ötesi toplumun nasıl olacağına
ilişkin değerlendirmelerin de bulunduğu Bilgi Toplumu
ve Türkiye, bu bakımdan ilginç bir yaklaşıma sahip.
Bilgi toplumunun yapısını ve özelliklerini betimleyen
Ütük, ardından bilgi toplumu yapısını esas alarak
Türkiye gerçeğini tartışıyor. Bilgi ve teknoloji üretimi
çok sınırlı olan Türkiye'nin gelişmiş ülkelerin ulaştığı
aşamaya ulaşması için yapması gerekenler hakkında
çözüm önerileri de getiren Kazım Ütük, enerji, ekonomi,
ekoloji, strateji, toplumsal kirlilik, demokrasi,
iletişim gibi konularda mülahazalarda bulunuyor. "Böyle
bir dönemde gözlemlenmeye başlanan dikkat çekici çelişki;
kaynağını ve gücünü maneviyattan alan temel insanî
değerler ile gün geçtikçe ahtapotlaşan ve maddeciliğin
kontrolünde hızla gelişen teknoloji arasında olmaktadır.
Bu çelişkiyi doğuran ana sebep ise; bilgiden sevgiye
geçişi sağlayan manevi solunum kanallarımızın zulmetle
tıkalı olmasıdır. Böylece, sevgiye dönüşemeyen bilgi,
sevginin zıttı olan nefreti doğurmakta, güçlenen nefret
dalgası da bilgi teknolojilerini kullanarak küresel
bir karanlık dalgaya dönüşmektedir".
Matematik
ve Sonsuz
Yazar: Ali Nesin
Yayınevi: İstanbul Bilgi Üni. Yayınları
Sayfa: 229
Türkiye'de genellikle matematik sevilmez, sıkıcı
ve karışık bulunur. Bilimlerin en soyutu olan matematiğe
karşı olan bu tavır, aydınlar arasında da değişmez.
Matematikçi Ali Nesin bunun nedeni olarak Türk eğitim
sistemini gösteriyor. Eğitim sisteminde ezberciliğin
hakim olduğunu ve matematik dersinde öğretilenlerin
de gerçek matematik olmadığını iddia eden Nesin, gerçek
matematiği öğrenmek için, derslerin dışında ayrıca çaba
göstermek gerektiğini savunanlardan. İşte Nesin'in bu
amaca hizmet etmek için kaleme aldığı "Matematik
ve Sonsuz" isimli eseri, İstanbul Bilgi Üniversitesi
Yayınları arasında yayınlandı.
Birbirinden bağımsız otuz dört yazıdan oluşan eserde,
sayılar arasındaki ilişkilere dayanan matematik oyunları
kitabın çoğunluğunu oluştururken, matematik eğitimi
ile ilgili iki de yazı yer alıyor.
Hepimizi az çok korkutan matematiğin eğitimi ile ilgili
yerinde tespitleri de var yazarın:
"Matematik dersleri bilgi öğretmeye değil, araştırmaya,
düşünmeye, doğru soru sormaya, kendi kendine öğrenmeye
yönelik olmalıdır. Ve konular bir oyun biçiminde, öğrencileri
sıkmadan sunulmalıdır. Ve hiçbir konuya bir aydan fazla
bir süre ayrılmamalıdır, ki belli bir konuyu sevmeyen,
anlamayan bir öğrenci bir aydan fazla sıkıntı çekmesin."
Tractutus
Yazar: Ludwig Wittgenstein
Yayınevi: YKY
Sayfa: 189
Ludwig Wittgenstein, 20. yüzyılın ilk yarısına
damgasını vuran filozof. Avusturya asıllı olmasına
rağmen, Hitler'in ülkesini işgali üzerine İngiliz
vatandaşlığına geçen ve çalışmalarını Londra'dan yürüten
Wittgenstein, özellikle İngiliz düşüncesi üzerinde
etkili oldu. Wittgenstein'ın felsefe meraklıları tarafından
"gizemli" bulunmasının ana nedeni hiç şüphesiz
yaşamı boyunca binlerce sayfa kaleme almasına rağmen
bunlardan hiç birisinin basılmasına Tractatus hariç
izin vermeyişi idi.
Tractatus'da felsefe sorunlarına eğilen Wittgenstein,
özellikle mantıkla ilgili tezlerini dile getiriyor:
"Bu çalışmanın bir değeri varsa, bu iki noktada
bulunuyor. İlkin şurada ki, içinde düşünceler dile
geliyor, ve bu değer de, düşünceler ne kadar iyi getirilmişse,
o kadar büyük olacaktır. Darbeler, çivinin ne denli
kafasına vurulmuşsa. Bu noktada olanaklının çok gerisinde
kaldığımın bilincindeyim. Düpedüz şundan dolayı ki,
benim gücüm bu ödevle baş edebilmek için pek zayıf.
Başkaları gelse de daha iyisini yapsa.
Buna karşılık, burada bildirilen düşüncelerin doğruluğu
bana sorgusual edilemez ve kesinkes görünüyor. Böylece,
şu kanıdayım ki, sorunları özlerinde sonuna dek çözdüm."
Yazar Oruç Aruoba tarafından Türkçe'ye çevrilen Tractatus,
okuyucuya Almanca aslı ile birlikte sunuluyor. Felsefe
meraklılarının bilgisine sunuyoruz.
Kozmoz'dan
Kuantuma II
Yazar: Yalçın İnan
Yayınevi: Mavi Ada
Sayfa: 475
İlk kitabın devamı olan "Kozmostan Kuantuma II",
yazarı Yalçın İnan'ın ifadesiyle "İçinde yaşadığımız
doğayı ve onu işleten yasaları fizik, kimya, kozmoloji
ve moleküler biyoloji bilimlerinin ışığı altında anlatmaktadır."
Fiziği, kozmolojiyi herkesin anlayabileceği bir dille
kaleme alan İnan'ın kitabı, üç bölümden oluşuyor:
"İçe Bakış, Dışa Bakış, Yaşama Bakış." Ayrıca
kitabın sonunda "Her Şey Niçin ?" başlıklı
bir metin bulunuyor.
Yalçın İnan, "Beyin ve Yapay Zeka" başlıklı
yazısında geleceğe ilişkin birtakım değerlendirmelerde
de bulunuyor. "Beyin kabiliyetinde ve kapasitesinde
çalışabilen bir bilgisayar yapılabilir mi? Bu ümit
edilse bile, böyle bir bilgisayarın imal edilebileceği
çok şüphelidir. Silikon katlarından yapılmış, birbiri
ile yatay ve dikey bağlantılı ve yanlışlıklarını analiz
ederek sinyallerini ayarlayan ve doğru cevapları bulabilen
beyin benzeri bazı bilgisayarlar mevcut bulunmaktadır.
İnsanlar gibi komple bir senfoni müziği yapacak ve
çalacak bilgisayarlar planlanmaktadır. Bu bir gün
mümkün olsa bile acaba böyle bir bilgisayar veya robot,
çalan bir senfoni müziğini insanlar gibi zevk alarak
dinleyecek mi? "
VİTRİNDEKİLER
|
Yeni
Soğuk Savaş
Yazar: Mark Juergensmeyer
Yayınevi: Pınar
Batıda ismi saygıyla anılan sosyal bilimci Mark
Juergensmeyer'in "Dini Milliyetçilikler
Seküler Devleti Tehdit Ediyor" alt başlığıyla
yayımlanan yeni kitabı, Yeni Soğuk Savaş..
|
Ayrılmak
Yazar: Dan Franck
Yayınevi: İletişim
Ünlü Fransız yazar Dan Franck'tan Renaudot Ödüllü,
insanı ancak ayrılıkların olgunlaştırabildiğini
savunan bir roman.
|
|
Teizm
ya da Ateizm
Yazar: Aydın Topaloğlu
Yayınevi: Kaknus
Tanrıtanımazlığın Felsefi boyutları alt başlığıyla
yayımlanan eser, Tanrı'nın varlığı sorunu hakkında
ileri sürülen fikirleri ele alıyor.
|
Mantissa
Yazar: John Fowles
Yayınevi: Ayrıntı
Türk okurların "Yaratık", "Büyücü"
gibi romanlarından tanıdığı Fowles'in Türkçe'ye
kazandırılan son romanı, fantastik bir kurguyla,
kadınerkek ilişkilerine eğiliyor.
|
|
Hüsamettin Özkan
Bir İktidar Öyküsü
Yazar: Cengiz Kuşçuoğlu
Yayınevi: Metis
Başbaka Bülent Ecevit'e çok yakın olmasına rağmen
"gölge şahsiyet" olarak nitelenen
Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan'ın siyasal
yaşamı ve yükselişi inceleniyor.
|
Ve
Birden Sonsuzluk
Yazar: Claude Mourthe
Yayınevi: Can
Emekli diplomat Pierre ile eşi Anne'in hızlı
bir hayattan manastıra uzanan yaşamları, mektuplarla
anlatılıyor.
|
|
Tepeden
Tırnağa Yolsuzluk
Yazar: Nedim Şener
Yayınevi: Metis
Kasırga, Paraşüt, Bufalo, Matador gibi yolsuzluk
operasyonlarının perde arkaları, gazeteci Nedim
Şener'in kaleminden anlatılıyor.
|
Dünyayı
Paylaşan Yazarlar
Yazar: Hikmet Altınkaynak
Yayınevi: Gendaş
Eleştirmen Hikmet Altınkaynak'ın şiiriyle, romanıyla
tiyatrosuyla Türk Edebiyatı hakkındaki düşüncelerini,
yazarları anlattığı yeni kitabı.
|
|
Menekşeler
Atlar Oburlar
Yazar: Hüsnü Arkan
Yayınevi: Om
Kamuoyunun müzik grubu Ezginin Günlüğü'nün solisti
olarak tanıdığı Hüsnü Arkan'ın, 12 Eylül döneminin
bunalımlı günlerini, polisiye bir gerilimle
anlattığı ikinci romanı.
|
Kolici
Yazar: Sevinç Yavuz
Yayınevi: Metis
2001 yılının ilk aylarında gazete manşetlerine
çıkan "kolici katil" olarak anılan
Orhan Aksoy'un öyküsü, seri cinayet olgusuyla
birlikte gazeteci Sevinç Yavuz'un kaleminden
anlatılıyor.
|
«
Geri