Kosova’nın
bağımsızlığının uluslararası hukuka aykırılığı
konusunun Uluslararası Adâlet Divanı’na (UAD)
taşınması, dünyanın dikkatini bir kez daha bu
soruna çevirmiştir. Yargı sürecinin sonunda
Divan’ın tavsiye nitelikli bir danışma görüşü
sunacağından ve özellikle kararın sâdece Sırplar
ve Arnavutları ya da Sırbistan ve Kosova’yı
değil tüm dünyayı ilgilendiriyor olmasından
dolayı taraflardan her hangi birisinin bir hüküm
üzerinden zafer ilân edebileceği kadar açık
ifadelerin kararda yer alması beklenmiyordu.
Kosova’nın bağımsızlık kararının önüne geçemeyen
Sırbistan, Kosova’nın ABD’nin başlattığı bir
silsile ile tanınmasının da önüne geçemeyince
Kosova’nın bağımsızlığını UAD’ya taşıma kararı
alarak uluslararası hukukta alışılmadık bir
çâreye başvurdu.
Sorunun başlangıcına dönülürse Sırbistan Devlet
Başkanı Slobodon Miloseviç’in 1989 yılında
Kosova’nın 1974 Yugoslav Anayasası’nda
genişletilen özerk statüsünü tamamen kaldırarak
Arnavutlar üzerinde baskıcı bir yönetim
uygulamaya başladığı dönem başlangıç teşkil
eder. 1991’de Sırpların karşı çıkmasına rağmen
Kosova’da yapılan genel seçimler sonucunda
Kosova parlamentosu oluşmuş, 1991’de yapılan
referandumda halkın yüzde 99,87’si bağımsızlık
için oy kullanmış ve Kosova’nın bağımsızlığı
ilân edilmiştir. Kosova’nın bağımsızlığını
Arnavutluk tanımış, Bosna, Hırvatistan ve
Slovenya da desteklemiştir. Ancak bu aynı
zamanda Sırbistan’ın bölgedeki şiddetini
arttırmasına ve etnik katliamın başlamasına da
sebep olmuştur. Yugoslav Devlet Başkanı Slobodan
Miloseviç yönetimi altında etnik çoğunluk
Arnavutlar üzerindeki Sırp baskısının sona
erdirilmesine yönelik NATO bombardımanının
ardından, Kosova, 1999’da Birleşmiş Milletler
(BM) yönetimine verilmiştir. BM’nin 1244 No’lu
kararıyla, Kosova’nın kendi demokratik idari
kurumlarını tesis etmesi için geçici bir BM
idaresi oluşturulmuştur. Kosova’nın nihâî
statüsünün belirlenmesine dönük müzakerelerin,
önceden belirlendiği gibi 2005 yılında
başlayabilmesi için Kosova yönetiminin BM’nin
öngördüğü kendi resmî kurumlarını oluşturulması,
demokratik değerlerin benimsenmesi, ekonomik
reformların yapılması, Sırp mültecilerin dönüşü
ile Sırplar’ın azınlık haklarının tanınması ve
Belgrad ile Priştine arasında diyalog kurulması
gibi sekiz kriterin yerine getirmesi gerektiği
düzenlenmiştir. Kriterlerin henüz sağlanmamasına
rağmen 4 Mart 2004’te Kosova’nın nihâî
statüsünün belirlenmesine dönük müzakereler
Temas Grubu üyeler (İngiltere, Fransa, Almanya,
İtalya, Rusya ve ABD) yönetiminde başlatıldı.
Kosova sorunu BM’den Temas Grubu’na, Temas
Grubu’ndan BM’ye, BM’den tekrar Temas Grubu’nun
sadeleştirilmiş hâli olan Troyka’ya (ABD, Rusya,
AB) çözüm müzakereleri için aktarılırdı, ancak
nihâî statü belirlenemedi. Kosova bağımsızlık
dışında hiçbir alternatifi, Sırbistan ise
bağımsızlık ihtimalini kabul etmiyordu. Bölgenin
nihâî statüsünü belirlemeye yönelik görüşmelerde
sonuç sağlanamayınca, ABD’nin yol göstericiliği
ışığında Kosova, 17 Şubat 2008 günü,
bağımsızlığını ilân etti. Kosova’nın tek yanlı
bağımsızlık kararını, ABD, birçok AB ülkesi ve
Türkiye’nin aralarında bulunduğu; Birleşmiş
Milletler üyesi 192 ülkenin 69’u ve AB üyesi 27
ülkenin 22’si tanıdı.
Sırbistan, daha fazla sayıda ülkenin bağımsızlık
kararını tanımasını engellemek için bulduğu çare
UAD’ndan görüş istemekti. Sırbistan aslında
kararın uluslararası hukukun temel ilkesi olan
“toprak bütünlüğüne saygı” ilkesi çerçevesinde
oluşacağını düşünüyordu ancak artık kararın dahi
Kosova’nın bağımsızlığını geri döndüremeyeceğini
de biliyordu. Ancak Sırbistan’da zor denklemde
kurulmuş olan hükümete zaman kazandırması ve
Sırp kamuoyuna her yolun denendiği mesajının
verilmesi de önemliydi. Kararın tavsiye
niteliğine olacak olması ise girişimde
Sırbistan’ı cesaretlendirdi. Sonuç aleyhine de
olsa kendisini bağlamayacaktı. Birleşmiş
Milletler Genel Kurulu’ndaki oylama kutuplaşmayı
bir kez daha gözler önüne sermişti; 77 ülke
Sırbistan’ın teklifini desteklerken 6 üye ülke
karşı çıkmış, ABD’nin de dahil olduğu 76 ülke
ise çekimser kalmıştı.
|Devamı
2023 Dergisi'nde| |Abone olmak için tıklayınız|
|