Avrupa’ya Yakın İnsanlıktan Uzak; Bosna-Hersek ve Kıbrıs

Ayşe Meltem ÇEKİRDEKCİ


Dünyada yaşanan soykırımlara baktığımızda sistematik bir şekilde, istenmeyen ırkın, etnik grubun/ halkın zalimce öldürüldüğünü görüyoruz. II. Dünya Savaşı’ndan sonra yaşanan en büyük felâket olarak tarihe geçen Bosna-Hersek savaşı ve hakkında Uluslararası Adâlet Divanı’nın “soykırım” kararı bulunan Srebrenitsa da bunlardan biridir. Bosna-Hersek’te Sırpların Boşnak Müslümanlara yapmış olduğu, Birleşmiş Milletler’in (BM) ise göz yumduğu bu soykırımın izleri hâlâ silinemedi. Sâdece binalardaki bomba ve kurşun izleri değil silinmeyen. Suçluların 3 yılda yaptıkları nedeniyle yargılanmalarının 15 yıldır sağlanamaması acıyı arttıran nedenlerden. Bundan da önemli olan ise, bir Boşnak’ın girdiği bir devlet dairesinde komşusunu, akrabasını, eşini ya da çocuğunu öldürürken gördüğü bir Sırp memurla, Sırp güvenlik görevlisi ile karşılaşabilmesidir. Kendisine ve kızına tecavüz eden suçluyla aynı şehirde yaşadığını bilmesidir. Aradan 15 yıl geçmiş olmasına rağmen hatıralardan silinmeyen ve aslında bir anlamda hâlâ devam eden soykırım ve benzerlerinin yaşanma sebebi nedir?

Srebrenitsa’da Boşnak Müslümanlara yapılanları temellendirmek için 14. yüzyıla gitmek gerekir. Balkanlar’daki İslâm düşmanlığı 1389’daki Kosova Meydan Savaşı ile başlamıştır. Sırplar bu tarihi, Hıristiyanlığı korumak için kendilerini feda ettikleri gün olarak kabul ettiler, Müslüman Boşnak ve Arnavutlar da zaten bir yandan da Türklerin izini taşıdıklarından Ortodoks topraklarından şu ya da bu biçimde artık gitmesi gereken insanlardı.1 Sırpların çoğunlukta olduğu Haçlı Ordusu’nun yenilgisi Balkanlar’daki Türk asimilasyonuna sebep olmuştur. Çünkü Balkanlar’da “Müslüman” demek, “Türk” demektir. Türklere karşı nefret ve düşmanlık, çocuk yaşta insanların zihinlerine yerleştirilmiştir. Yıllarca yan yana yaşayan Boşnaklar ve Sırplar 1995 Temmuzu’nda, izleri yıllarca silinemeyecek, tarifi imkânsız acıların tarafları olmuşlardır. Yaşanan katliamda Srebrenitsa’yı güvenli bölge ilân eden BM’nin tavrı, bölgeye gönderdiği Hollandalı askerlerin katliamı önlemek şöyle dursun, soykırım yapanlara destek olması Srebrenitsa’yı soykırımlar tarihinde önemli bir yere taşımıştır. İnsanların yalnızca inançlarından dolayı işkencelere mâruz kalarak öldürülmeleri, hem Avrupa’nın çok yakınında yaşanmış hem de insanlıktan çok uzakta…

Bosna’da 15 yıl önce yaşananların bugün hâlâ önemli olmasının en büyük nedeni Sırpların yaptıklarından pişman olmamasıdır. Aslında insanlığı tehdit altında bırakan da suçluların işledikleri suçlarla yüzleştirilmemesidir. Bu nedenle de insanlık tarihi katliamlar ve soykırımlarla doludur. Gerek niyet, gerek planlama, gerekse de canilik boyutları bakımından Bosna’da yaşananların bir benzeri de Kıbrıs’ta yaşanmıştı. Nitekim “soykırım hukuku”, sayıca kaç kişinin öldüğü ile değil hangi niyetle öldürüldükleri ile ilgilenir.

Kıbrıs’ta yaşananlar da insanlıktan uzakta dünyanın gözü önünde cereyan etmiştir. Kıbrıs ve Bosna Hersek’in ortak tarihi dönüm noktalarından birisi de aynı gün, aynı tarihte yâni 4 Haziran 1878’de Osmanlı’dan koparılmasıydı. Modern çağda da topraklarından sürülmek ve yok edilmek üzere benzer vahşi soykırım yöntemlerine tâbi tutuldular. Sırplar, Sırbistan’ı genişletmek ve Drina Nehri’ni sınır olmaktan çıkarıp Sırbistan’ın içinden akan bir nehir hâline getirmek istiyordu. Rumlar ise Kıbrıs’ın tamamını Yunanistan’a bağlamak istedi. Sırplar amaçlarına ulaştı. En geniş çaplı soykırım suçunun işlendiği tüm kentler Boşnaklardan temizlendi ve Sırp yönetimine geçti. Rumların planları ise 14 Temmuz 1974’de durduruldu.2

Nasıl ki Sırpların İslâm düşmanlığını dayandırabildiğimiz bir tarih mevcutsa, Rumların da Türklere karşı ilk saldırıları 1912’deki Balkan Savaşı’na dayandırılabilir. Rumlar, Balkan yenilgisini fırsat bilerek “ENOSİS3 ve Yaşasın Yunanistan” sloganları atarak Hamitköy’de oturan Türklere saldırdılar. Bu saldırılarla birlikte “Rum’dan Rum’a” kampanyası başlatarak, Türk dükkan ve mallarını boykot edip, Türklerin ekonomik bakımdan çökertilmesi için Türk halkı üzerinde dayanılmaz baskılar uyguladılar. Ancak Türklere yönelik katliam girişimleri bundan çok daha öncesinde başladı. Nitekim Rum Simerini gazetesine göre de ilk ENOSİS bildirisi 6 Aralık 1821 tarihinde yayınlanmıştı. Gerçekte bunun arkasında dinî bir merkez olmaktan çıkarak “fitne ve fesat yuvasına, isyân karargâhına dönüşen” Kıbrıs Ortodoks Kilisesi bulunmaktaydı.5 Dolayısıyla Kıbrıs Türkü de Rum katliamlarıyla aslında bu kadar erken bir tarihte yüz yüze gelmişti. 1821’de Başpiskopos Kyprianus’un emriyle Lefkoşa Türk sakinlerinin Paskalya gecesi topluca katliamı girişimini aynı yıl Leymosun İskelesi yakınlarındaki Vuni köyü saldırısı, Çite köyünde ardından Tuzla’da gerçekleştirilen katliamlar izledi. Belgelere göre aslında katliamlar kesintisiz biçimde 1974’e dek de devam etti.


|Devamı 2023 Dergisi'nde|                                                                             |Abone olmak için tıklayınız|
   


Son Güncelleme Tarihi: 15.AĞUSTOS.2010
Bu Site 2023 Dergisi Tarafından Hazırlanmıştır
Webmaster: Davut Merzifonluoğlu