Medeniyetler Çatışması ve Bosna-Hersek 

Zeynep LEBA


Soğuk savaşın bitişi yeni bir dünya düzeninin başlangıcı anlamına geliyordu. Soğuk savaş sonrası dönem, Fukuyama’nın “tarihin sonu” tezinin aksine Batı için düşmansız ve ötekisiz bir dönem olmamış ancak yeni dünya düzeninin formülasyonunda “medeniyetler çatışması” baş köşeyi almıştır. Samuel Huntington, 1993’te Foreign Affairs dergisinde yayımlanan “Medeniyetler Çatışması” başlıklı yazısında, artık çatışmaların esas itibariyle ideolojik ya da ekonomik nedenlerle çıkmayacağını, “medeniyetler arasındaki fay hatlarının geleceğin savaş hatları olacağını” söylüyordu.1 Huntington, her ne kadar medeniyetlerin tanımında kültür ve kimliği ön plana almışsa da, din, kültür ve kimliğin olduğu gibi medeniyetlerin de tanımlamasında esas unsurdur. Nitekim soğuk savaş sonrasında medeniyetlerin çatışması da daha çok dünyanın Batı ve İslâm olarak ikiye bölünmesi ile tezahür etti. 11 Eylül 2001’de gerçekleştirilen ikiz kuleler saldırısı ve bunu izleyen ABD’nin terörizmle mücadele adına Irak ve Afganistan’a karşı gerçekleştirdiği askerî operasyonlar bu bölünüşün belirleyici dönüm noktalarıydı.

George W. Bush, 11 Eylül’ün hemen akabinde sarf ettiği ‘haçlı seferi’ gibi sözlerle İslâmiyet’i yekpare bir şekilde algılayıp hedef alsa da, ABD travmatik dönemden çıktıktan hemen sonra tehdit vurgusunu “İslâm”, düzleminden “iyi Müslüman” “kötü Müslüman” düzlemine çekerek değiştirmiştir.2 Ancak artık din unsuru uluslararası politikaya açık, net ve keskin bir şekilde sokulmuştur. Nitekim Papa 16. Benedict’in Almanya’da yaptığı İslâm’ı hedef alan konuşma, Danimarka’da Hz. Muhammed’in intihar bombacısı olarak çizildiği karikatür, buna İslâm dünyasından verilen tepki ve ardından Danimarka’ya destek vermek adına Norveç, Fransa, Almanya, Hollanda, İtalya ve İspanya’da karikatürlerin tekrar tekrar yayınlanması,3 söz konusu çatışmanın yarattığı ve artık “iyi/kötü Müslüman” ayrımının gözetilmediği bir dini ve inananlarını hedef alan olaylardı.

Aslında Huntington Amerikalıdır ve genel kanıya göre medeniyetler çatışması tezi ABD merkezli düşünülerek, “düşman yaratmak üzere” hazırlanmış bir dış politika aracıdır.4 11 Eylül 2001’de İslâm adına yapıldığı iddia edilen bu terörist saldırıyla beraber din, uluslararası ilişkiler üstünde yapılanan bir kavram hâlini almış, İslâmiyet uluslararası ilişkilerde doğrudan öteki olarak telaffuz edilir olmuştur. Dolayısıyla kimilerine göre tezlerin hayata geçirilmesinde ve inanılana diğerlerinin de inandırılmasında ve hatta sonrasındaki önlemlere meşruiyet kazandırmakta önemli bir fırsat yaratmıştır. 11 Eylül sonrasında olduğu gibi öncesinde de İslâm siyasal bir güç olarak kullanılıyordu. Bazı Müslümanlar onu, insanları harekete geçirmek için bir çağrı aracı olarak kullanırken, Batı’da birçokları İslâm’ı kuşatılması ve dışarıda bırakılması gereken bir “öteki” gibi algılıyordu.5 Bu yaklaşımın izlerini soğuk savaşın bitişinin göstergesi olan Yugoslavya’nın dağılma sürecinde özellikle Bosna-Hersek’te 1992-1995 arasında yaşanan savaşta görmek mümkündür. Nitekim bugün de o dönemde Batı’nın aldığı tavır; Batı’nın İslâm karşıtlığını ve İslâm medeniyetini kuşatmak, daha öteye itmek ve kendi dışında tutmak hedefinin ispatı olarak gösterilmektedir.

Sırp Milliyetçiliği ve Radikalleşen Dindarlık

Balkanlar, dünya düzeninin değiştiği her dönemde olduğu gibi soğuk savaşın sona erişini izleyen dönemde yine kutuplar arası çekişmelerin merkezi hâline geldi. Yugoslavya’nın dağılması bir yanıyla yeni dönemin ittifaklarının ve uzlaşmazlıklarının şekillendiği bir dönemken bir yanıyla da İslâm karşıtlığında ya da Müslümanlardan duyulan endişeler etrafında Batı’nın ortak bir tavır sergilediği bir dönemdi.

Yugoslavya’nın dağılması genelde Hırvatistan ve Slovenya’nın ayrılmasına bağlanmaktadır, ancak Yugoslavya’yı asıl yıkanın Sırp milliyetçiliği olduğunu söylemek daha doğru olacaktır.6 Nitekim gerçekte de Sırpların öncelikli hedefi Müslüman olan Boşnakları yok etmek değil ancak Büyük Sırbistan’a giden yolda aslında henüz dağılma öncesinde yer altı çalışmalarında belirlenmiş harita ve planlara uygun bir şekilde toprakları Sırplaştırmaktı. Toprakları Sırplaştırmanın ve Büyük Sırbistan’a ulaşmanın yolu ise Boşnak nüfusun yok edilmesinden geçiyordu. Soykırımı gerçekleştirebilmek için ise etnik köken ve din birer araç olarak kullanıldı. Önce Sırpları vahşileştirebilmek için sonrasında ise Batı’nın tavrını belirlemek için.


|Devamı 2023 Dergisi'nde|                                                                             |Abone olmak için tıklayınız|
   

 

Son Güncelleme Tarihi: 15.AĞUSTOS.2010
Bu Site 2023 Dergisi Tarafından Hazırlanmıştır
Webmaster: Davut Merzifonluoğlu