E-mail: bilgi@2023.gen.tr

İçindekiler » Abonelik formu » Görüş ve Öneriler »

İnceleme

İnsan İle Haklarının Esası
Dr. M.Kemal ESMERTEN

Uzaydaki göreceli enerji gerçeğinden insan varlığına değin, Evren'deki her şeyle karşılıklı-ilişki içinde bulunduğumuz bütünlük gerçeğini tanıyıp, bütün içerisinde insanı "birey" olarak değerlendirdiğimizde; "bedensel" - "duygusal" - "düşünsel" muktediriyetleri ile eğilimleri bulunan "insan", özellikleriyle kendi "küçük dünyasında" bir bütün - bağımsız olması gereken şahsiyet - ve enerji yüklü bir birimdir. Modern fizikteki anlayışa göre; enerji kütleye dönüştürülebileceği gibi, kütle de enerjiye dönüştürülebilir. Hukukî anlamda insan "homo noumenon"; doğuştan özgürlüğüne sâhip olmakla beraber; başka bir insana karşı cebir kullanması ve serbestliğini kötüye kullanması yasaklanan, haksızlık yapması istenmeyen, kesinlikle dürüst davranması gereken varlık olarak kabul görür. Hukukî insan "honeste vive"; hukukî onurluluk "honestas iuridica"; başkalarında olan ilişkilerinde kendi değerini bir insanın değeri olarak iddia etmesi için, "kendini başkalarına sadece alet etmeyip, bilhassa birbirleri için aynı zamanda amaç olması" sorumluluğundan oluşur. Bu sorumluluk kaynağını ve bağlayıcılığını "insanlık - hakkı"ndan alır.


Kosova'da Başlayıp Galiçya'ya Oradan Filistin'e Uzanan ve İzmir'de Son Bulan, Bir Öğretmenin Mücadele Dolu Hayatı

Kültürlerin zamana bakışları tarihe bakışlarının ikiz kardeşi gibidir. Tarihe bakışınız zamanı algılayışımızı, zamanı algılayışınız tarihe bakışınızı biçimlendirir. Tarihe bir "modası" geçmiş nesneler deposu gibi bakarsanız, bugünkü zamanı yarın nasıl olsa depoya kaldırılacak bir süre gibi görürsünüz. Eğer içinde bulunduğunuz zamanı değerlendirilmesi gereken bir "nimet" olarak görmezseniz, tarihi de "an" olduğunda bir şeye yaramamış, bu yüzden şu anda hiçbir şeye yaraması beklenmeyen olguların biriktirildiği bir depo olarak görürsünüz. Oysa başka bakış açıları da mümkündür. Sözgelimi, bir olayın tarih olması aynı zamanda onun ölümsüzleştiği anlamına da gelebilir. Çünkü tarih değişmez, ebediyetin yolu tarihten geçer.

Evet tarih değişmez, ebediyetin yolu tarihten geçer ve ebedî olan ise olaylardan çok olayların kahramanlarıdır. Kahramanlar olayların başrol oyuncuları olabileceği gibi, olayların kıyısında kendi mâcerasını yaşayanlar da olabilir, zirâ resmin tamamlanması için onlara da ihtiyaç vardır. Tarihçiler şüphesiz olayların gelişiminde aktif rol oynayan insanlara ve onların etrafında şekillenen gelişmelerin sosyal ve siyasî yansımalarına odaklanmışlardır.

Oysa olayların içinde bulunup kendince önemli vazifeler üstelenen, bir insan ömrü için hiç de azımsanmayacak mâceralar yaşayan ve kahramanlıklar gösteren kişiler tarih sahnesinde hep varolmuştur. Yaşanan hiçbir olayda kişilerin kahraman olmak dürtüsü ile hareket ettiğini iddia etmek mümkün değildir, çoğu zaman şartlar insanlara bu misyonu yükler, lâkin onların hayatlarına etki eden faktörleri gösterecek kaynaklardan yoksun olunduğundan, çoğu zaman bu kahramanların unutulma talihsizliğine uğradıkları söylenebilir. Bu yüzden tarihî olayların içinde bulunan ve onlara şahadet eden insanların kendi açılarından gördüklerini ve yaşadıklarını anlattıkları orijinal kaynaklara erişildiğinde, kronolojik ve soyut olan tarih bir anda ete kemiğe bürünerek insanî bir veçhe kazanır.
İnsanların tarihe olan antipatisi, belki de tarihin hayattan kopuk bir şekilde anlatılmasından kaynaklanmakta, olaylar zincirinin sıradan bir insanın hayatında nasıl değişiklikler yaptığını bilememesinden ileri gelmektedir. Bu açıdan bakıldığında, tarihi "modası geçmiş" olmaktan kurtaracak ve gerçek hayatla irtibatlandıracak olan, olayların bizzat içinde bulunan ve kendi perspektifinden de olsa yaşadıklarını anlatan kişilerdir. Çünkü insanların duygu ve düşünceleri, onları bu mâceraya sevk eden saikler, zaman geçse de, şartlar değişse de insana ait özellikler barındırdığından her zaman ilgi çekicidir. Her insanın bir mâcerası vardır ve o önemlidir şüphesiz, hele bir de herkesçe bilinen tarihî olayların içinde yer almış ve onlara şâhitlik yapmış olanların hayatı bir kat daha önem kazanır.

Derviş Fahri Bey'de böyle insanlardan birisi. Onu, Osmanlı'nın içinde bulunduğu zor şartlarda mücâdele eden, cepheden cepheye koşarak çökmekte olan bir imparatorluğa son vazifesini yapmak ve vatanını korumak için çarpışan on binlerce kahramandan farklı kılan; yaşadıklarını kaleme almasıdır. Bizim gibi "tarih yapan, ama yazmayan" bir millet için Derviş Fahri Bey'in anlattıkları ve yaşadıkları, hiçbir bilinmezi aydınlatmasa dahi önemlidir.

"Bir Elimde Silâh, Bir Elimde Kalem" ismi ile Biltek yayınları arasında çıkacak bu hatırâtın bazı çarpıcı bölümlerin sizlerle paylaşmak istedik. Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran Bey'e ulaşan bu hatırât, bizzat onun tarafından gözden geçirilmiş, Osmanlıca olan kimi belgeler tercüme edilerek yayına hazır hâle getirilmiştir. Balkanlar'da başlayıp Galiçya ve Filistin cephesine uzanan, oradan tekrar Balkanlar'a gelerek bu coğrafyada soluklanan, sonra Cumhuriyet'in ilânı ile İzmir'de devam edip yine İzmir'de son bulan bir hayatın öyküsü sizlerle paylaşmak istediğimiz. Acı ve ıstırabtan kaynaklı kahrediş ya da isyan yok hatırâtın hiçbir yerinde, altı çizilmeyen bir tevekkülle karşılanan bir hayat mücâdelesinin öyküsünü okuyacaksınız bu hatırâtta. Aslında, onun yazdıklarıyla yeniden hayat bulan on binlerce isimsiz kahramanın kısa öyküsüdür bu kitap.


Irak'ın Sosyo-Politik Yaşamında Ordunun Rolü
Doç. Dr. Aida Bagirova

Irak Silâhlı Kuvvetleri'nin oluşum tarihi, ülkenin devlet egemenliği tarihi ile sıkı bağlantılıdır. Çağdaş Irak'ın sosyo-politik yaşamında ordunun rolünün ve yerinin belirlenmesi ve Irak'ın toplumsal yapısında üstlenmekte olduğu fonksiyonların araştırılması, konuya genel yaklaşım olmadan ve Birinci Cihan Harbi sonucu çökmüş Osmanlı İmparatorluğu sonrası Irak'ın geçmiş olduğu tarihî süreci irdelemeden imkânsız görünmektedir.

Silâhlı Kuvvetlerin Kurulma Tarihi
Birinci Cihan Harbi'ne kadar Irak arazisinde konuşlandırılmış olan silâhlı kuvvetler, Türk ordusuna bağlıydılar. Çağdaş Irak'ta ordunun oluşum süreci I. Cihan Harbi'nden kısa süre sonra başlamıştır. O sıralar ülke yarı müstemleke durumda ve manda altında bulunuyordu, reel yönetim ise İngilizler'in ve ülkeye hükmeden burjuvazinin talep ettiği yönde hareket eden siyasetçilerin elindeydi. Irak ordusunun oluşturulması o dönemde İngiltere'nin işgalci ordusunun masraflarını azaltmak, askerî reformlar da dahil olmak üzere gûya her alanda reformlara başlanıldığı izlenimini vermek ve 1920 yılında ayaklanan milliyetçi güçlere yaranmak gibi birtakım şartlarla dikte edilmekteydi. 6 Ocak 1921 tarihinde İngiliz sömürgecilerinin tavsiyesi üzerine Irak'ın geçici millî hükümeti Irak ordusunun kurulması ile ilgili karar aldı ve Savunma Bakanlığı'nı tesis etti. Bu tarih, Irak Silâhlı Kuvvetleri'nin doğum günü olarak kabul edildi.
1921 yılının ikinci yarısında ilk gönüllü kara taburu kuruldu. 1940 yılına az bir süre kala Irak Silâhlı Kuvvetleri'nin artık 4 tümeni ve birkaç süvari alayı bulunuyordu. 1930'lu yılların başlarında İngiliz yapımı birkaç hafif savaş uçağından oluşan hava kuvvetleri kuruldu. Müteakip yıllarda Irak Hava Kuvvetleri İngiliz uçaklarından oluşan birkaç filoya sahipti. Söz konusu dönemde, sınırlı imkânlarla kısa sâhil hattına sahip Deniz Kuvvetleri Donanması kuruldu. Bu minvalle Irak ordusunun bölümleri kuruldukça, İngiliz askerî-siyasî yönetimi, aşamalı olarak sömürge ordusunu ülkeden çıkartıyordu. 1922 yılında İngilizler askerî denetimlerini Musul, Bağdat ve Basra'da bulunan hava birlikleri aracılığı ile gerçekleştiriyorlardı.



Türkiye'de Sivil Toplumun Gelişememesinin Nedenleri

Doç. Dr. Özcan YENİÇERİ

Giriş
Nominalizmin etkin olduğu toplumlar için kavramların biçimsel duruşu önem arz etmektedir. Deniz ile tesadüfen, kent kültürü ile de göreceli olarak ilişki kuran toplumlar hem kaderci hem de zelaotçu özellik arz ederler. Yaşamları içselleştirmenin ve sorunları kadir-i mutlak otoritelere havale etmenin sonucu olarak, çâreyi "açıl susam açıl" türünden sahte inançlarda, şişelerden cin çıkartma törenlerinde, yılanları müzikle oynatma meşguliyetlerinde ya da efsunlanmış Alaadin lambalarında ararlar.

Sivil toplum konsepti ile buna dayalı olarak tekamül etmiş olan sivil toplum kuruluşları irdelenirken içinde yaşanılan toplumun yapısı, inançlar, töreler ve gelenekler sürekli gözönünde tutulmalıdır. Doğrudan doğruya toplumsal aşama, ekonomik gelişme, kentleşme, zenginleşme, sosyal kalkınma ve siyasî yapı ile ilgili içeriği olan kavramların bu süreçlerden soyutlanarak ele alınması çok da anlamlı değildir. Üretilmiş kavram ve kuramlara özgürlük, demokrasi ve katılımcılık sorununu kökünden hâlledecek bir formül olarak bakmak doğru değildir. Sivil toplum demokrasinin bir nedeni değil sonucudur.

Sivil Toplumun Önemi
Yurttaşların kendiliklerinden örgütlenerek sorunlarını çözecek mekanizmaları üretmeleri toplumsal gelişmişliğin seviyesiyle yakından ilişkilidir. Çağdaş birey yönetilmeyi zorunluluktan arzular. Yurttaş, kamunun parasını, desteğini, güvenliğini ne kadar çok talep ederse, güdülmeyi o kadar çok kabul etmiş olur. Yurttaşın bilinçli ve katılımcı olması, sorumluluk üstlenmesi toplumun kendisine özgü alandan kamunun elinin çekilmesini sağlayacaktır. Bunun gerçekleşebilmesi için de birey, zor kullanma yetkisine sâhip devlet otoritesini zararlı ve faydasız görüyorsa, onun işine karışmasını gereksiz kılacak biçimde davranmalıdır. Toplumun otorite karşısında takındığı pozisyon onun sivil inisiyatif alma imkânlarını da belirler. Sivil etkinliğin kuşkusuz deneyim, gelenek ve demokratik olgunlukla da yakın ilişkisi vardır. Bu anlamda toplum ile devlet birbirlerinin alternatifi değil, destekçisi ve tamamlayıcısıdır.


Karşılaştırmalı Güney Azerbaycan Türk Halk İnançları
Tahit Melikzade Dilmegani
Dr. Yaşar Kalafat

Giresunlu veya Küresünlü Türkmen-Oğuz toplumu Azerbaycan'ın Hoy, Salmaz ve Ürmiye bölgelerinde, Ürmiye Gölü'nün batı kısmında yaşamaktadırlar. Güney Azerbaycan'da bu toplumun Karadeniz'in Giresun bölgesinden geldikleri kanâati hâkimdir. Çepni Türkmenleri'ndendirler. Mezhepleri Caferî veya Hanefî değil, Şâfiî'dir. Lehçeleri Karadeniz ve Tebriz Türkçesi arasında bir karakter arz eder.
Şâfiî olmalarına rağmen Giresunlular'da 12 İmam ve Muharremlik kültleri oldukça güçlüdür. Bu iki kült, Caferî mezhebine bağlı Türkler'in yaşadıkları Anadolu'da ve Caferî olmayan komşularında da canlılığını kısmen muhâfaza etmektedir. Bu canlılık geçmişte daha güçlü imiş. Şâfiîlik Türkmen Türkleri arasında pek görülmez. Doğu Anadolu'da bir kısım Kırmanç ve Zazalar arasında görülür. Kuzey Mezopotamya'da Erbil ve Kerkük yöresinin bir kısım Türkmenler'i arasında Şâfiî inançlı aşiretler vardır. Bu durum Sünnî inançlı olan Osmanlı ve Şîi inançlı olan İran Türklüğü arasında yaşanan bir sıkışmışlığın sonucu, birlikte yaşadıkları Bahtinan ve Barzan Şâfiî aşiretlerinden de etkilenerek, Şâfiî oldukları şeklinde izâh edilmektedir. Güney Azerbaycanlı aydınların kanâatine göre Giresun boyunun Anadolu'daki kesimi de birkaç yüz evveline kadar Alevî inançlı idi. Türkiye Çepnileri'nin bazı kesimlerinin hâlâ Alevî inançlı oldukları görüşünün yanısıra, Çepniler'in eski Alevîler oldukları görüşünü savunanlar da vardır.


Çağdaş Türklük Araştırmaları Sempozyumu'nun Ardından
Prof.Dr. Cemalettin TAŞKIRAN

8-10 Mayıs 2002 tarihleri arasında, Ankara'da, Türk dünyasını çok yakından ilgilendiren bilimsel bir sempozyum yapıldı. Sempozyum ismine, konusuna yakışan bir ciddiyet ve samimiyetle gerçekleştirildi. Millî konular ve millî kültür meselelerine yayınlarında çok fazla yer vermeyen yazılı ve görüntülü basın, bu tutumunu yine sürdürdü. Millî kültürümüz açısından çok önemli bildirilerin sunulup tartışıldığı bu sempozyuma gereken ilgiyi, basın maalesef göstermedi.
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin Muzaffer Göker Salonu'nda gerçekleştirilen sempozyumun açış konuşmasını Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Necdet Adabağ yaptı. Sempozyumu organize eden A.Ü. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Başkanı Prof. Dr. F.Sema Barutçu Özönder, sempozyumun başında Türkiye'de ve dünyada "Çağdaş Türklük Bilgisi" araştırmalarının durumunu açıklayarak bu araştırmaların kurumsallaşması üzerinde durdu.

Ayrıntılar İçin Tıklayınız...


« Geri

 
Bu sitenin yapımı ve internet hizmetleri FORSNET tarafından sağlanmaktadır
1