Eğitim ve Yabancılaşma

Şerif BUDAK


1. Giriş

Yerleşik norm ve alışkanlıkların dışında arayışlar içinde olan gençliğin toplumla bütünleşememesinin “yabancılaşma” olgusunu gündeme getirdiğini belirten Tezcan’a göre yabancılaşma, gençlik için kuşaklar arası çatışmaya neden olabilecek boyutta önemli bir sorundur (Tezcan,1997:183).

Gençliğin yabancılaşma olgusu, içerik bakımından iki kategoride ele alınmaktadır. Birincisi; gençlerin toplumsal, doğal ve kültürel çevresine uyumunun azalması, özellikle çevre üzerinde genç denetiminin ortadan kalkması, bu denetim ve uyum azalmasının giderek gençlerin yalnızlığına ve çâresizliğine yol açmasıdır. Bu olgu, gençlerin düzenden yabancılaşmasını ifâde eder. İkincisi ise; gençlerin düzene yabancılaşması yerine, düzenin gençlere yabancılaşmasıdır. Düzenin bireylere yabancılaşması olgusuna, aynı zamanda, “anomi” denir. (Uygun, 2004: 231–232).

Kelime anlamı, normsuzluk ya da kuralsızlık olan “anomi” toplumda ya da bireyde ölçü ve değerlerin çökmesi ya da amaç ve ülkü yoksunluğu sonucunda oluşan dengesizlik durumudur (Ana Britannica-II, 1993:120). Bir topluma mensup bireylerin davranışlarında ve başkalarıyla ilişkilerinde nerede, nasıl ve ne şekilde hareket edeceklerini belirleyen değerler ve kurallar kuvvetini ve anlamını yitirmeye başlarsa, toplum bir kuralsızlık (anomi) durumuna gelmiş demektir.

Birey ve toplum hayatındaki bunalımlı durumu ifâde eden anominin son aşamadaki bireysel yansıması ise, yalnızlaşmış ve zavallılaşmış bir insanın başkalarına karşı güven duygusunu yitirmesi ve toplumsal dayanışmanın tümüyle yok olmasıdır (Bayhan,1997: 26).

İnsanın kendi özünden, ürününden, doğal ve toplumsal çevresinden koparak başkalarının egemenliği altına girmesi şeklinde tanımlanabilen yabancılaşma kavramı; hem sosyolojik, hem psikolojik, hem de siyasal ve felsefî bir anlam taşımaktadır (Bayhan,1997: 26). Hem toplum hem de birey için önemli tehlikeler içerdiği anlaşılan yabancılaşma olgusuyla karşı karşıya olduğumuz toplum bilimcilerin tespitleriyle ortaya konulmuştur: Dünya ile siyasal, ekonomik ve en önemlisi iletişimsel etkileşim ve bütünleşme hızla artıyor. Türkiye giderek medya ninnileriyle uyutulan bir ülke hâline geliyor. Evrensel kültür, köpük-operalardan çizgi filmlere kadar nüfusumuzun büyük bir kısmını etkiliyor ve ülke belli bir ölçüde yemek biçimlerinden giyim markalarına, vücut dilinden konuşma dilene kadar, yerel ve ulusal özelliklerini yitirerek uluslararası ölçülerde Batılılaşıyor, daha doğrusu Amerikanlaşıyor (Meriç Yazan,1994: 3).

Yabancılaşma yalnızca çağımıza özgü bir sorun değildir. Tarihte, yabancılaşma sonucu istiklâlimizin tehlikeye girmiş olduğu dönemler olmuş. Orhun Kitabeleri’ndeki: “Ey Türk milleti, Çinlilerin tatlı sözlerine, yumuşak ipeğine aldanma. Kendi harsına, törene dön ki, millet esir, asil oğlun köle, kızın cariye olmasın.” (Kurtkan, 2005:67) uyarılarından, Orta Asya’da esarete varan dönemlerin yaşanmış olduğu anlaşılmaktadır. İran Safevi devletinin mezhep propagandalarının etkisinde kalan “Suhte”lerin Anadolu’da çıkardıkları ayaklanmalarda çok insan ölmüştür (Akyüz, 1993:69). Bu isyânlar, Osmanlılar döneminde de önemli sıkıntıların yaşandığını ortaya koymaktadır.

Yabancıların ahlâkını, kültürünü daha doğrusu hayat tarzını benimseyen bir milletin istiklâlini kaybedeceği şüphesizdir. Atatürk, bu konuda 20 Mart 1923’te Konyalı gençlerle konuşurken: “Millî benliğini bulamayan milletler başka milletlerin avıdır” diyor (MEB, 2001a:85). Millî şuuru desteklemeyen bir eğitimin sakıncalarını şöyle açıklıyordu: “Bugün yeryüzünde 300 milyondan fazla İslâm vardır. Ne yazık ki, tamamı şunun bunun kölelik zincirleri altındadır. Aldıkları mânevî terbiye onlara bu kölelik zincirlerini kırabilecek insanlık meziyetini vermemiştir, veremiyor. Çünkü eğitimlerinin amacı millî değildir.” (Akyüz, 1993: 291).

16 Temmuz 1921’de yapılan I. Maarif Kongresi’nde: “Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum hâlinde yaşatır veya milleti kölelik ve yoksulluğa terk eder” diyor (MEB, 1993: 12).

Eğitim kurumları; bireylerin kendilerine, çevrelerine ve değerlerine yabancılaşmasını önleyecek etkili tedbirleri uygulamaya koymayı başaramaz ise yetişen nesiller mensup olduğu topluma ve millî değerlerine yabancılaşır; kültürünü reddeder, değerleriyle çatışır hâle gelebilirler.

2. Eğitimin Amaçlarının Niteliği ve İşlevleri

Eğitimin amaçlarının bir bölümü evrensel niteliktedir; belli bir toplum ya da kültür geleneğini temsil eder nitelikte değildir. Bütün toplumların yaşantılarını yansıtır biçimdedir. Amaçların diğer bir bölümü ise her toplumun kendi geleneğine, inanç ve hayat anlayışına özgüdür (Yıldırım, 1989: 18).

Eğitimde bir takım genel prensipler geçerli ise de her toplum kendi yapısına göre bir eğitim sistemi geliştirip uygulamaktadır. Amaçların çocuklara kazandırılmasında da toplumun hayat anlayışı ve dünya görüşünün önemli rolü vardır. Bu nedenle eğitim amaçları, eğitimin evrensel ilkeleri ile birlikte toplumun değer yargılarını, beklenti ve tercihlerini de içerir.


|Devamı 2023 Dergisi'nde|                                                                             |Abone olmak için tıklayınız|
   


Son Güncelleme Tarihi: 15.HAZİRAN.2007
Bu Site 2023 Dergisi Tarafından Hazırlanmıştır
Webmaster: Davut Merzifonluoğlu