|
|
|
|
|
Büyük
Ortadoğu ve Kafkasya
Anıl
Çeçen |
|
Bütün
dünya yeni bir büyük savaşa doğru sürüklenmektedir.
Sanki Üçüncü Dünya Savaşı öncesini yaşıyormuşuz
gibi bir hava var. Birinci Dünya Savaşı ile
beraber Filistin'e girmeye başlayan Yahudi nüfusu,
daha sonraları İkinci Dünya Savaşı’nın
yaratmış olduğu ortamdan yararlanarak Orta
Doğu'da İsrail Devletini iki bin yıl sonra
yeniden kurabilmişlerdir. Soğuk savaş döneminin
koşullarından yararlanarak, yeni yerinde
tutunmayı başaran bu Yahudi devleti,
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından
sonra ortaya çıkan otorite boşluğunda
kendisinin merkezde olduğu yeni bir plânı
uygulamaya başlamıştır. Kudüs'ün yanı
başındaki Sion tepesini dünyanın merkezi
yapmayı ve burada bütün dünyayı yönetecek
bir kale oluşturmayı kutsal bir amaç olarak
kendilerine hedef seçenlerin, Tevrat'ta dile
getirilen Fırat ve Nil arasında kalan
vaadedilmiş toprakları yavaş yavaş işgal
etmeye başladıkları görülmektedir.
İngiliz yönetimi altında Filistin'den
toprak satın alarak bu bölgeye gelenlerin,
ayrı bir devlet kurma konusunda İngilizler
ile kavgaya sürüklenince Londra'dan vazgeçerek
New York'a taşındıkları ve buradan dünyaya
egemen olma hazırlıklarını yürüttükleri
yirminci yüzyılın tarihi incelenirse ortaya
çıkmaktadır. Arkasına ABD gücünü alan
Siyonist lobinin, daha sonraları Avrupa'da
Hitler olgusunu Sion plânı doğrultusunda
kullanılmayı başardığı görülmüş ve
Hitler'den korkan dünya Yahudileri’nin bir
kısmı İsrail'e göçetmişlerdir. İkinci Dünya
Savaşı sonrasında ilk kez Filistin'de
Yahudi nüfus Arap nüfusu geçince,
Siyonistler ABD baskıları ile İkinci Dünya
savaşı sonrasında Ortadoğu'da bir Yahudi
devleti olarak İsrail'in kurulmasını Birleşmiş
Milletler kararı ile başlamışlardır.
Doğu ve Batı blokları arasındaki
dengelerden yararlanarak Ortadoğu'ya yerleşen
Yahudiler daha sonraları ülkelerinde sağlam
bir yapı kurmaya öncelik vermişler, bunu on
yıl içinde başardıktan sonra da bölgede
genişlemek için her on yılda bir Arap komşuları
ile savaşmışlardır. ABD desteği ve zengin
Yahudi lobilerinin her türlü yardımlarından
yararlanan İsrail, üç tarafı Arap ve Müslüman
nüfus ile çevrilmiş bir bölgede güçlü
bir ülke olarak ayakta kalabilmek için sürekli
olarak genişlemenin yollarını aramış ve
bu nedenle de Filistinliler’in yaşamakta
olduğu bölgeleri zaman içerisinde askerî işgal
yolu ile elde etmiş ve İsrail'in sınırlarını
genişletmiştir. Bu nedenle de, İsrail'in
kurulmasından sonra Ortadoğu bir türlü barışa
kavuşamamıştır.
Sovyetler Birliği dağılırken, bunun yerine
Avrupa Birliği’nin oluşmaya başlaması,
bu doğrultuda, Avrupa'nın önde gelen ülkelerinin
Almanya’nın öncülüğünde doğuya doğru
gelişme projelerine yönelmelerine neden olmuştur.
Almanya'nın bir büyük güç olarak tarih
sahnesine çıkışı ile beraber gündeme
gelen “Ostpolitik” yâni “Doğu
Politikası” alanı içerisine bütün
Ortadoğu'da girdiği için, Alman-Yahudi
kavgasının Ortadoğu’ya taşınmasını önlemek
isteyen İsrail kendi lobilerinin baskısı
ile ABD'nin gücünden yararlanarak bütün
Ortadoğu'yu ele geçirmenin plânlarını
yapmıştır. Siyonizmin büyük plânına göre,
Yahudiler’in Ortadoğu'da bulunabilmeleri için
kesinlikle Büyük İsrail Devleti’nin
kurulması gerekmektedir. Küçük İsrail ile
Ortadoğu'ya egemen olmak mümkün olamayacağı
için Büyük İsrail’i kurarak bütün
Ortadoğu devletlerini böylesine bir siyasal
yapının içerisinde Kudüs merkezli bir yönetimin
egemenliği altına almak Yahudiler açısından
zorunlu görünmektedir. Kurulduğundan bu
yana yâni yarım yüzyıldır, İsrail
devleti böylesine bir çaba içerisinde görülmektedir.
İsrail'in kurulması ile beraber kuzeyindeki
Lübnan'ın bir terör merkezi hâline dönüştürülmesi
İsrail yayılmacılığına yardımcı olmuştur.
Lübnan üzerinden terörün bütün bölge ülkelerine
ihraç edilmesi bölgede her ülkeyi istikrarsızlığa
sürüklemiş, bölge ülkeleri terör ile uğraşırken
İsrail, bütün bölge ülkelerinde siyasal
ve ekonomik açılardan üstünlüğü ele geçirmiştir.
Şimdi artık bu üstünlüğün kullanılarak
yeni bir büyük bölge devleti kurulması aşamasına
gelindiği görülmektedir.
Türkiye'de bu süreçte payına düşenleri
almıştır. Kamuoyu sürekli Avrupa Birliği’ne
üyelik ile uğraştırılırken, Ortadoğu'ya
yönelik bütün Amerikan ve İsrail plânları
Türkiye üzerinden yürütülmüştür. Türkiye
böylesine bir süreçte Kıbrıs'a müdâhale
ederek adanın Avrupa'nın eline geçmesini önlemiş
ve dolaylı olarak İsrail'e yardım etmiştir.
İsrail karşı kıyısı olan Kıbrıs'ta bir
Hıristiyan ya da Avrupa egemenliğine kendi güvenliği
için tehlike olarak gördüğü için Türkiye'de
lobisi ile Türkiye'nin Kıbrıs Askerî Harekâtı’nı
desteklemiştir. Ayrıca soğuk savaş döneminin
gerginleri sürecinde Türkiye gene üç kez
askerî yönetime sürüklenmiştir. Bu askerî
yöntemlerin Türkiye'de işbaşına
gelmesinde daha çok Ortadoğu merkezli güç
kavgasının öne geçtiği görülmekte, ABD
ve İsrail'in Türkiye'yi Doğu Bloku’na ve
Avrupa kıtasına karşı kalkan olarak
kullanmak istediği aşamalarda askerî yönetimlerin
devreye girdiği görülmektedir. Soğuk savaş
ve küreselleşme dönemlerinde Türkiye'nin
yaşadığı olayların büyük çoğunluğu
Ortadoğu merkezli yeni yapılanma girişimleridir.
Bu süreçte İsrail lobilerinin ABD aracılığı
ile Türkiye'yi yönlendirdiği artık açıkça
anlaşılmıştır.
Ortadoğu denilen bölge aslında jeopolitik
olarak dünyanın merkezidir. Yahudiler dünyanın
merkezini ele geçirerek, Sion tepesinde dünyanın
Kabesi’ni inşa ederek, Ortadoğu üzerinden
bütün dünyaya egemen olmak istemektedirler.
Önceleri İngiliz İmparatorluğu’nu
kullanan Yahudi lobilerinin şimdilerde
Amerika Birleşik Devletleri’ni kullandığı
görülmektedir. İngiltere ile kavga eden İsrail'in
yakında Amerika ile de başının derde
girmesi kaçınılmazdır. İngiltere ve İsrail
nasıl ki, bir aşamadan sonra ayrı çıkarlarla
kendi ulusal çizgilerinde hareket ederek ters
düşmüşlerse aynı çıkmazın önümüzdeki
dönemde Amerika ve İsrail arasında da
meydana geleceğini söylemek mümkündür.
Nitekim şimdiden Hıristiyan Amerikan nüfusunun
İsrail'in çıkarları uğruna ABD'nin savaşa
sürüklenmesine isyân ettiği görülmektedir.
Amerikalı Katolik ve Protestan lobilerle yıllardır
ABD'nin dış politikasını yönlendirmede çekişen
ve kavga eden İsrail lobisi sonunda kendi
Siyonist hedeflerine kabul eden bir işbirlikçi
Hıristiyan tarikatı olarak Evanjelikleri
desteklemiş ve Hıristiyan oylarının
evanjeliklere kaymasını sağlayarak Hıristiyan
görünümlü bir işbirlikçi Siyonist Hıristiyan
kadronun ABD'nin başına gelmesini sağlamıştır.
Neocon adı verilen yeni muhafazakârların çoğunluğu
Tevrat’taki kutsal toprakların İsrail'in
denetimine geçmesini savunmaktadırlar. Böylece,
ABD'de İsrail lobisi çok rahat biçimde bütün
Amerika’yı, İsrail'in çıkarları doğrultusunda,
Ortadoğu'da kullanılabilmektedir. Türkiye
üzerindeki ABD baskısı da gene aynı İsrail
lobilerince yönlendirilmektedir. Türkiye'deki
büyükelçilerin büyük çoğunluğunun
Yahudi asıllı olmalarının bu durumun bir göstergesi
olduğu artık iyice anlaşılmaktadır.
Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra
Fas'ın başkenti Rabat'ta toplanan zirve
toplantısı ile İsrail'in “Büyük Ortadoğu”
stratejisi başlamıştır. Ortadoğu’nun
Arap ve Müslüman ülkelerine karşı, İsrail
Büyük Ortadoğu adı altında daha geniş
bir stratejiye yönelirken yalnızca Ortadoğu
ile yetinmemekte, Kuzey Afrika, Balkanlar ve
Kafkaslar'ı da Büyük Ortadoğu'nun sınırları
içerisine dahil etmektedir. Bu bölgelerin
hepsinin eski Osmanlı ülkesinin parçaları
olduğu dikkate alınırsa, “Büyük İsrail”
devleti “Büyük Ortadoğu” adı altında
eski Osmanlı hinterlandında kurulmak
istenmektedir. Bu nedenle son günlerde fazlasıyla
“Yeni Osmanlıcılık” konuları tartışılmaya
başlanmıştır. Türkiye devleti
cumhuriyetin misak-ı millî politikalarından
kaydırılarak eski Osmanlı bölgelerine doğru
yönlendirilmek istenmektedir. İsrail, ABD'yi
kullanarak Türkiye'yi ve Türk ordusunu eski
Osmanlı ülkelerini yeniden ele geçirmede
kullanmaya çaba göstermektedir. Bu doğrultuda
Irak'a asker gönderme kararı aldırılmıştır.
Irak gerekçesi ile Türk ordusunun millî sınırlar
dışına çıkması sağlanarak, eski Osmanlı
hinterlandında, İsrail'in çıkarları uğruna
bir büyük maceraya Türkiye alet edilmek
istenmektedir.
İngiltere ve Amerika'yı kullanarak bu duruma
gelen İsrail artık bir bölge ülkesi olarak
Türkiye'yi kullanarak yoluna devam etmek
istemektedir. Büyük Ortadoğu görünümü
altında Büyük İsrail devleti, Yahudi
lobilerinin çıkarları doğrultusunda Türkiye'ye
kurdurulmak istenmektedir. Bu süreç içerisinde
Türkiye'nin seksen yıllık cumhuriyet
birikimi de uygulanan politikalarla tasfiye
edilmekte, Türkiye İsrail'in istediği yeni
Osmanlılı yapılanmasına dönüştürülmektedir.
Aslında bu bölgede yaşayan Hıristiyan nüfuslar
da yeni Bizans kuruluyor denilerek bu proje çerçevesinde
yönlendirilmektedir. Yeni Osmanlı ya da
Bizans sözleri Büyük İsrail projesini Müslüman
ve Hıristiyan bölge halklarına benimsetmek
için kullanılmaktadır. Böylece
Yahudiler’in Siyonist plânlarına diğer
dinlerin karşı çıkması önlenmeye çalışılmaktadır.
Büyük İsrail projesinin, Ortadoğu sonrasındaki
ana hedefi Kafkasya’yı ele geçirmektir.
Geleceğin petrol ve doğal kaynaklar bölgesi
olarak öne çıkmakta olan Hazar havzasının
yeniden Ruslar’a bırakılması ya da Avrupa
ile Asya'nın büyük ülkesi olan Çin'in
kontrolü altına geçmesini önlemek için
kesinlikle Kafkasya'nın Büyük Ortadoğu bölgesinin
içine alınması gerekmektedir. Hazar İmparatorluğu
döneminde Kafkasya bir büyük siyasal yapılanmanın
merkezi olmuştu. Hazarlar’ın yıkılmasından
sonra ne Müslümanlar ne de Ruslar Kafkasya
merkezli yeni bir büyük siyasal yapılanmaya
izin vermemişlerdir. Sovyetler Birliği döneminde
Kafkasya'nın bağlama limanı Moskova olmuştu,
şimdilerde İsrail merkezli bir büyük
Ortadoğu yapılanmasında Kafkasya'nın bağlama
limanının Kudüs olacağı görülmektedir.
İstanbul merkezli yeni bir yapılanma
olmazsa, Avrupa Birliği’nin Kafkas ülkelerini
üye yapması gerçekleşmezse, İsrail Büyük
Ortadoğu yapılanmasının sınırları içerisinde
Kafkasya'yı da denetimi altına alacaktır.
Sovyetler’in yıkılmasından sonra bağımsız
kalan Güney Kafkasya Cumhuriyetleri’nde İsrail
lobileri ekonomiyi ele geçirmiştir.
Azerbaycan ve Gürcistan'da sağladıkları
ekonomik üstünlüğü şimdilerde siyasal
amaçlı olarak kullanma aşamasına gelmişlerdir.
Bu doğrultuda Ermenilerle barışmak ve işbirliği
yaparak Ermenistan'ı ABD, Rusya, İran ve
Fransa etkisinden kurtarmak üzere ciddî İsrail
politikalarının gündeme geldiği görülmektedir.
Güney Kafkasya devletleri ile kurulacak olan
yakınlaşmayla Kafkasya halkları, İsrail
tarafından Ortadoğu'nun Arap ve Müslüman
halklarını dengelemek açısından kullanılacaktır.
Kafkasya ile yakınlaşmak ve Ortadoğu'nun sınırlarını
Kafkasya'yı içine alacak kadar genişletmek
İsrail için Arap ve Müslüman Ortadoğu çoğunluğuna
karşı bir anlamda kurtarıcı olmaktadır.
İsrail kendi çıkarları açısından
Kafkasya ile Ortadoğu’yu dengelemenin
hesaplarını yapmaktadır.
Kafkasya'nın geleceği Ortadoğu'ya doğru
kayarken, Kuzey Kafkasya'nın konumu değişmektedir.
Hâlen devam eden Çeçen Savaşı’nın sürmesinde
İsrail lobilerinin desteği artık açığa
çıkmıştır. Çeçen savaşı ile Rusları
Kafkasya'nın kuzeyinde oyalayan İsrail
lobileri Ruslar’ın yeniden Gürcistan üzerinden
Güney Kafkasya'ya dönmelerini
engellemektedirler. Bu durum Kafkasya Kuzey ve
Güney olarak yeniden ikiye bölünmekte ve
gelecekte Kafkasya'nın bölgesel bir bütünlüğe
kavuşmasına izin verilmemektedir. Çeçenler’in
bağımsızlık savaşına kalkışmasında çok
etkin olan Groznili Yahudiler daha sonraları
İsrail'e göç ederek Çeçenler’i yalnız
bırakmış ve bir anlamda Ruslar’ın bu ülkede
katliam yapmalarına giden yolun açılmasına
neden olmuşlardır. Avrupa ve Amerika'da
etkin olan Yahudi lobileri Çeçenler’i sürekli
olarak Rusya ve Putin üzerinde bir denge
unsuru olarak kullanmışlardır. Rusya ve
Putin onların isteklerine uyduğu zaman Çeçenler’i
görmezden gelmişler, Rusya ve Putin ile karşı
karşı kaldıkları zaman Çeçenler’i
Ruslar’a karşı kışkırtarak kullanmışlardır.
Okumuş ve aydın insanlarını yitiren Çeçenler
ise bu çıkmazda, yeni dünya düzeninin Büyük
Ortadoğu devleti kurucularının oyunlarına
kurban giderek Rus emperyalizmine karşı
onların kullandığı bir silâh konumuna sürüklenmişlerdir.
Putin'in ABD'nin Irak seferine karşı çıktığı
aşamada Moskova tiyatrosunda Çeçen
eyleminin yapılmasında ABD ve İsrail
lobilerinin emrindeki dünya güçlerinin rolü
açıkça belli olmaktadır.
Büyük Ortadoğu'nun İsrail merkezli olarak
kurulmasının uzun süre alacağı görülmektedir.
Bu plân açığa çıktığı için bölge ülkeleri
kendilerini koruyabilme doğrultusunda
direnecekler ve yeni işbirlikleri
getireceklerdir. Bu nedenle, Kafkasya'nın
geleceği de uzun süreli bir belirsizliğe
mahkûm görünmektedir. Kuzey Kafkasya ise,
Rus gücünün kuzeye hapsedilmesinde bir
bariyer olarak kullanılmakta, cahil bıraktırılan
Çeçen halkı bölgenin silâhlı gücü
olarak Ruslarla savaşırken, güney
Kafkasya'da İsrail ve ABD etkisinin yayılmasını
kolaylaştırmaktadır. Batılı bilim adamları
Kuzey Kafkasya’yı bir bariyer olarak tanımlarken,
Çeçenleri de bu engelin askerleri olarak göstermektedirler.
Yüz yılı aşkın bir süredir devam eden bu
durumun günümüzde de süreceği anlaşılmaktadır.
Hazar bölgesinin yeni bir çekişme alanı
olarak öne geçmesiyle çatışmaların daha
da süreceği ve diğer bölgelere de yayılacağı
söylenebilir. Güney Kafkasya'nın ABD üzerinden
İsrail'in konumuna geçmesini önlemek
isteyecek Avrupalı ve Asyalı güçlerin
gelecekte karşı hareketlere geçmesi, bütün
Kafkasya'yı ateş çemberine dönüştürebilir.
Bu nedenle Kafkasya'nın güneyi ve kuzeyi ile
geleceğini iyi izleyebilmek için İsrail
merkezli Büyük Ortadoğu plânının hangi aşamalara
varabileceğinin önceden belirlenmesi
gerekmektedir. Ortadoğu savaşı Kafkasya'ya
da savaş getirmiştir. Kafkasya'nın barışa
kavuşabilmesi için öncelikle Ortadoğu’da
barış zorunludur.
|Abone olmak için tıklayınız|
|
|
|
|
|
|
 |
 |
|